- 01 Þubat 2026 - GÖRÜNTÜ ÇAÐINDA BASÝRET
- 16 Ocak 2026 - MÜSLÜMANSIN… ÖYLE DEÐÝL MÝ?
- 05 Ocak 2026 - SEKÜLER SÝYONÝZM (SS)
- 03 Aralýk 2025 - EVET, ÝNANANLAR DA CESUR OLMALI!
- 23 Eylül 2025 - 657’NÝN ÞARKISI
- 06 Eylül 2025 - “BÝZ”LÝK HÂLÝMÝZ -3- “ÝÞTE BÝZÝM ÞEHRÝMÝZ!”
- 23 Aðustos 2025 - “BÝZ”LÝK HÂLÝMÝZ -2-
MEHMET FATÝH TOSUN
“BÝZ”LÝK HÂLÝMÝZ -1-
YAZI DÝZÝSÝ: “BÝZ”LÝK HÂLÝMÝZ – BÖLÜM -1-
“ ‘Bizdenmiþ Gibi’ Görünenlere Dair Bir Feryat”
Baþlarken: “Samimiyetin kaybolduðu yerde aidiyetin anlamý kalmaz!”
Not: Yazýlarým baþta nefsimedir.
Zaman zaman sosyal medya hesaplarýmda þöyle bir duâ paylaþýrým:
“Rabbim bizleri, en az sosyal medyada göründüðümüz kadar imanlý, devletçi ve vatansever eylesin. Âmin.”
Ýroni yüklü bu duâ, aslýnda bugünün manzarasýna tutulmuþ acý bir aynadýr. Çünkü ne yazýk ki, her geçen gün göründüðü gibi olmayanlara, olduðu gibi görünmeyenlere daha sýk rastlar olduk.
Bunlarýn en acýsý/acýnasý da; bir emele ulaþmak için kendisine "referans" olabilecek, günün kudretli, söz sahibi kiþi, dernek, vakýf, siyasi parti, sivil toplum örgütü vb. her kim veya yapý var ise onlardan görünüp “sizdenim” den öte "ben, en bizdenim" diye ortaya düþüp, emeline ulaþtýktan sonra kendine referans olan yapýlardaki "bizi" yok sayanlar…
“Biz” kimiz, “onlar” kim?
Mütefekkir, þair ve yazar Sezai Karakoç merhum “Çað ve Ýlham” adlý eserinde þöyle diyordu:
“Onlar sanýyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.
Hâlbuki bizden kurtulsalar vicdan azabýndan kurtulamayacaklar…
Vicdan azabýndan kurtulsalar, tarihin azabýndan kurtulamayacaklar…
Tarihin azabýndan kurtulsalar, Allah’ýn azabýndan kurtulamayacaklar…”
Bu satýrlar her çað için söylenmiþtir.
Ama þu soruyu sormak gerekmez mi?: “Onlar” kim, “biz” kimiz?
“Onlar”, “biz”in haricindekiler. Peki, biz Karakoç’un tarif ettiði o “hakikate mazhar bir dava”nýn, o “asil duruþ”un, o “Allah rýzasýna yönelmiþ hayatýn” mensuplarý mýyýz gerçekten?
Yoksa aidiyetimizi sadece kelimelerle mi dile getiriyoruz?
Sýrtýmýzdan yükselip bizi yok sayanlar
Bugün “biz” dediðimiz kavram; bir camia, bir siyasi yapý, bir sivil toplum hareketinden öte bir aidiyet duygusudur. Fakat tam da bu duygunun, içini boþaltan samimiyetsiz bir kuþatma altýndayýz. Samimiyetin kaybolduðu yerde aidiyetin anlamý kalýr mý? “Biz”e lazým olan iki ana esas samimiyet ve samimi niyet olmalý.
Ýçimizdenmiþ gibi görünen, fiil, söylem ve hâl ile “en bizden benim” diye ortalýkta gezinen bazý kiþiler, emellerine ulaþtýktan sonra “bizi” yok saymakta tereddüt etmiyorlar. Acý olan, bu kiþilere kapý açan da “biz” oluyoruz.
Menfaat saðlamak için her kapýyý çalanlarýn, emeline ulaþýnca kimseyi tanýmayanlarýn, her türlü ahlaksýzlýðý yapýp, ahlak dersi vermeye baþlayanlarýn hikâyesi sýradanlaþtý artýk. “Bizi” kullanýp, “bizim” imkânlarýmýzý kiþisel ikbaline peþkeþ çekenlerin sayýsý az deðil.
Kimi referans gösterdik?
Elimizi vicdanýmýza koyalým:
“Biz” kimi “bizden” bildik?
Kime kefil olduk?
Kime referans verdik?
“Biz” olarak ifade ettiðim her yapý/oluþum tarafýndan referans olunan adam, gücünü ve yükseliþini borçlu olduðu oluþuma/yapýya sýrt çevirdiðinde sadece nankörlük etmiyor; o yapýnýn samimiyetini, duruþunu da itibarsýzlaþtýrýyor.
“Biz” referanslý, liyakatsiz bir koltuk kuklasýnýn “memleketin en büyük sorunu liyakatsizlik” demesi artýk mizah deðil, bir toplumsal cinnet göstergesidir.
Bizden olmayana bizdenmiþ gibi davranmak
Emevi Devleti yýkýldýðýnda Ebu Müslim Horasani’ye sorarlar:
“Neden yýkýldýlar?”
O da der ki:
“Dostlarýný uzaklaþtýrdýlar; düþmanlarýný yakýnlaþtýrdýlar.
Yakýnlaþtýrdýklarý düþman dost olmadý; uzaklaþtýrdýklarý dost düþman oldu.”
Bugün bu söz sadece devletler için deðil, cemiyetler, sivil yapýlar, kurumlar, dernekler, siyasi partiler, hatta aileler için bile geçerlidir.
“Bize asla karþý durmaz” dediðimiz nice dostu küstürüp, “mevkisinden dolayý nemalanýrýz, maddi gücünden istifade ederiz, çevresinden faydalanýrýz” düþüncesiyle “düþmanlara” iltifat ediyorsak, orada sadece bir deðer kaybý deðil, bir kimlik çözülmesi yaþanýyor demektir.
Zarara kendi rýzasýyla girene merhamet olunmaz
Emeline eriþenin “biz”i unutmasý bir ihanetse, onu emeline taþýyanlarýn (gerçek niyetini anladýðý halde) hâlâ “bizdendir” diyerek sahip çýkmasý da bir baþka ihanettir.
Bir yapýya zarar verenin hâlâ o yapýnýn gücünü kullanmasýna göz yummak, sadece feraset eksikliði deðil, ayný zamanda ahlaki bir zafiyettir.
Nitekim zarar gördüðümüzde uzaktaki eski dostlarýmýz þöyle diyeceklerdir:
“Zarara kendi rýzasýyla girene merhamet olunmaz.”
Son Söz
“Biz” kavramýný aidiyetten çok samimiyetle tarif etmeliyiz.
Bizi yok sayaný, “bizdenmiþ” gibi göstermeye artýk son vermeliyiz.
Allah’ýn rýzasýný deðil, sadece emellerinin cazibesini gözetenlere karþý uyanýk olmalýyýz.
Feraset, sadakat ve hakikat merkezli bir birliktelik için “biz”i yeniden tanýmlamalýyýz.
Rabbim, bizi bizdenmiþ gibi görünenlerden korusun. Gerçek dostlara dost, hak yolda olanlara yoldaþ olmayý nasip etsin. “Biz” diye bahsedeceðimiz yapý, oluþum, birliktelik içinde özüne sadýk kalabilen bizler olmayý lütfeylesin…
(Yazý dizimiz 2. Bölüm ile devam edecek.)



Henüz Yorum yok