-
Bu yazarýn baþka makalesi yoktur.
Özcan Hýdýr
Kudüs ve Mescid-i Aksa Bilincimiz
Kudüs ve Mescid-i Aksa Bilincimiz
Ýslam’ýn Kudüs-Aksa meselesi bir yönüyle “itikad”, bir yönüyle “kudsiyet” ve bir yönüyle de “þeair” meselesidir. Kudüs, mukaddes, yani þirkten, küfürden ve zulümden arýndýrýlmýþ demektir. O topraklara bu özelliði Allah vermiþ, Müslümanlara da bunun korunmasý görevini yüklemiþtir. Dolayýsýyla Ýslam’ýn Kudüs-Aksa meselesi bir toprak, mülkiyet ve egemenlik meselesi deðil; her biri aslýnda Ýslam’ý teblið-temsil eden bütün peygamberlerin davasýdýr.
Ýslam düþmanlýðýnýn veya Müslümanlara yönelik Siyonist-kültürel ýrkçý saldýrýlarýn son dönemlerdeki en önemli tezahürlerinden biri olan Ýsrail’in Mescid-i Aksa baskýný ve Gazze saldýrýsý, Filistinliler baþta olmak üzere, Müslümanlarýn bu sene de mübarek Ramazan’ýn son demlerini hüzünle geçirmelerine yol açtý.
Ýslam düþmanlýðýnýn veya Müslümanlara yönelik Siyonist-kültürel ýrkçý saldýrýlarýn son dönemlerdeki en önemli tezahürlerinden biri olan Ýsrail’in Mescid-i Aksa baskýný ve Gazze saldýrýsý, Filistinliler baþta olmak üzere, Müslümanlarýn bu sene de mübarek Ramazan’ýn son demlerini hüzünle geçirmelerine yol açtý.
Aslýnda tarihteki 88 yýllýk Haçlý dönemi de dahil, Kudüs’ün Müslümanlarýn elinden çýktýðý son asýr, kargaþanýn ve ölümlerin hakim olduðu, bütün insanlýðýn gözü önünde bir trajedinin yaþandýðý dönemdir. Bütün Ýslam coðrafyasýný rehin alan Müslümanlarýn enerjisini tüketen bir trajediye þahitlik ettik, ediyoruz. Kudüs’tekiler, Ramallah’takiler, Gazze’dekiler, Ýsrail’in içindekiler ve diaspora-sürgündekiler olmak üzere beþ parçaya bölünen Filistinliler adeta hapishane hayatý yaþýyorlar.
Ýslam’ýn Kudüs-Aksa meselesi bir yönüyle “itikad”, bir yönüyle “kudsiyet” ve bir yönüyle de “þeair (alamet-þiarlar)” meselesidir. Kudüs, mukaddes, yani þirkten, küfürden ve zulümden arýndýrýlmýþ demektir. O topraklara bu özelliði Allah vermiþ, Müslümanlara da bunun korunmasý ve sürdürülmesi görevini yüklemiþtir. Dolayýsýyla Ýslam’ýn Kudüs-Aksa meselesi bir toprak, mülkiyet ve egemenlik meselesi deðil; her biri aslýnda Ýslam’ý teblið-temsil eden bütün peygamberlerin davasýdýr. Hz. Peygamber de Ýsra-Miraç ile Mescid-i Haram ile Mescid-i Aksa’yý birleþtirmiþtir. Bizzat bir hadiste buyurulduðu üzere Mescid-i Aksa, yeryüzünde inþa edilen ikinci mescittir (Müslim, Mesacid, 1). Aksa ile Kubbetü’s-Sahra’nýn da içinde bulunduðu büyük alan ise, Mekke ve Medine’den sonra üçüncü “Harem-i Þerif” olarak nitelendirilmiþ; Müslümanlara emanet olarak býrakýlmýþtýr. Müslümanlar da barýþ içinde burada herkesin hukukunu gözetmiþtir.
Kur’an’da bir þeyin mukaddes olmasý için kullanýlan “mukaddes”, “mübarek” ve “haram” kelimeleri yer almýþ; Mescid-i Aksa için daha çok mukaddes ve mübarek kullanýlmýþtýr. Bazý müfessirler Kudüs-Aksa ve çevresine 70 ayette atýf yapýldýðýný söylemiþlerdir. Ancak 5 ayette Kudüs ve Aksa’nýn mübarek kýlýndýðý açýkça zikredilmiþtir. Hatta Aksa en geniþ anlamýyla bütün þehri kapsayan bir anlamda olup Kudüs ile özdeþ de kýlýnmýþ; “mübevve’e sýdk=sadakatli sýðýnak (Yunus, 93)” ifadesi kullanýlmýþtýr. Bu ise bütün Müslümanlara ve insanlýða sýdk-sadakati koruma misyonu yüklemiþtir. Bu yönüyle Ýslam’ýn Kudüs davasý, sadece ýrkçý Siyonist emellerle hareket eden bir devletin deðil, bu mekanlarýn bütün alemler için mübarek kalmasý meselesidir. Bu meyanda Kudüs-Aksa, yer ile göðün, fizik ile metafizik alemin buluþtuðu yer, hikmetli gece yolculuðu Ýsra ile sýrlarla dolu Miraç yolculuðunun yeri ve bütün peygamberlerin “kýblegah”ýdýr.
Kudüs-Aksa Kudsiyeti ve Peygamberler
Kur’an nazarýnda Kudüs-Aksa’nýn kudsiyeti Hz. Peygamber ile baþlamaz. Bazý kayýtlara göre Hz. Adem, bazý kayýtlara göre ise Hz. Nuh’un oðlu Sam b. Nuh –Araplarýn da dahil olduðu Sami milletlerin atasý- tarafýndan ilk kez inþa edilmiþtir. Kudüs-Aksa, her birine iman ettiðimiz ve her biri aslýnda “ed-Din” olan Ýslam’ý temsil eden peygamberlerin mirasýdýr. Kur’an’da “Ýbrahim ne Yahudi ne Hristiyan’dýr; o Hanif ve Müslümandýr” ayetinde buyrulduðu üzere bir Ýslam peygamberi olan Hz. Ýbrahim, oraya hicret etmiþ, Hz. Lut kavmine gelen azap üzerine Allah onu o “Mübarek Topraklara (Kudüs) göndererek kurtarmýþtýr. Hz. Davud orada kral-peygamber olarak teblið yapmýþ; Hz. Süleyman da mabedi orada inþa etmiþtir. Hz. Zekeriya’nýn o meþhur Mihrab’ý da orada olup Hz. Musa’nýn da kavmine girmelerini istediði mukaddes topraklardýr.
Dolayýsýyla bu peygamberler diyarýnda pek çok mucize de gerçekleþmiþtir. Hz. Ýsa’nýn babasýz olarak doðmasý orada olmuþ; Yahudiler onu öldürmek istediklerinde Allah’ýn onu kendi katýna yükseltmesi de (ref’) orada gerçekleþmiþtir. Orasý “mahþer-menþer (nüþur)” yeri olarak da bilinir. Kur’an’daki Talut ve Calut kýssasý gibi pek çok olay da o topraklarda olmuþtur.
Hadislerde Kudüs-Aksa Bilinci
Öte yandan Kudüs-Aksa ile ilgili farklý þekil ve manalarda –varyantlar hariç- 40 civarýnda hadis-rivayet bulunmakta; bunlarda Mescid-i Aksa ismi de kullanýlmakla (Buhari, Fazlu’s-salat, 6) beraber, daha ziyade “Beytü’l-makdis” ve “Mescidi Ýliya” isimleri zikredilmiþtir. Bu hadislerden en önemlisi, “üç mescid” hadisi diye bilinen “Ancak þu üç mescide (ibadet maksadýyla) yolculuk yapýlýr: Mescid-i Haram, Benim mescidim ve Mescid-i Aksa” rivayettir. Hz. Peygamber’in hanýmlarýndan Hz. Meymune bir gün Hz. Peygamber’e “Bize Mescid-i Aksa hakkýnda ne buyurursun dediðinde, ‘Orasý bir mahþer ve menþer (diriliþ) yeridir; orayý ziyaret edin; þayet ziyaret edemezseniz, lambalarýnda kullanýlmak üzere yakýt gönderin” buyurarak bizim daima orayý zulmette býrakmamaya, aydýnlýk kýlmaya yardýmcý olmamýzý salýk vermiþ; Kudüs-Aksa bilincimizi diri-dinamik tutmak istemiþtir. Bu sebeple Kudüs Müslümanlar için diriliþ yeridir. Zira bu sadece bir mescit, mukaddes mekan bilinci deðil, bir tevhit bilinci, bütün peygamberlerin tarihini birleþtiren evrensel Ýslam bilincidir. Müslümanlar için Kudüs’ü vazgeçilmez kýlan da bu bilinçtir. Zaten kutsal yerler ve þiarlar, Müslüman olma bilincimizi de diri tutan sembollerdir.
Öte yandan Mescid-i Aksa Resulüllah’ýn kendisinden sonra ikamet etmeyi tavsiye ettiði bir yerdir. Bir sahabi ona, “Ey Allah’ýn Resulü! Senden sonra baþýmýza bir bela gelirse nereye yerleþmemi tavsiye edersin” dediðinde, “Beytü’l-makdis”e git, belki Allah sana o mescide gidip gelen bir zürriyet nasip eder” buyurmuþtur. Bazý sahabilerin de bu bilinci diri tutmak için Kudüs-Aksa ve Tur-u Sina’ya yolculuklarý söz konusudur. Mesela Hz. Ebu Hüreyre ile Yahudilik’ten Ýslam’a ihtida eden tabiilerden Ka’bü’l-Ahbar’ýn böyle bir yolculuðu söz konusudur. Ayrýca Kudüs’ün faziletine dair rivayetleri derleyen çok sayýda kitap-risale de mevcuttur.
Kudüs ve Aksa’ya Dair Bazý Oryantalistik ve Teo-Politik Ýddialar
Bütün bunlara raðmen “Kudüs’ün Yahudilere vaat edildiði ve onlara ait olduðunu” dillendiren Arap dünyasýnda bazý iddialar da mevcuttur. Oryantalisttik ve teo-politik temelli olduðunu düþündüðümüz bu iddialara göre Kudüs-Aksa’yý gerçekte tarihsel olarak Ýsrail’in hakký olduðunu ve dolayýsýyla “Araplarýn oradan çýkmalarý gerektiðini dillendirenler çýkmaktadýr. Bu meyanda Ýngiliz oryantalist Alfred Guillaume’un ilgili iddiasýndan etkilenerek “Kur’an’daki Mescidi Aksa’nýn Mekke yakýnlarýndaki Ci’rane’deki mescit olduðunu ileri sürenler olmuþtur. Halbuki alimlerin beyanýna göre, ayette Aksa için “el-Aksa” sýfatýnýn kullanýlmasý, Mescid-i Haram’a olan uzaklýðý ve Mekke ehlinin tazim göstererek ziyaret ettikleri en uzak mescid olmasýyladýr. Yine oryantalist Ignaz Goldziher, Aksa’nýn, Abdullah b. Zübeyr’in Mekke ve çevresine hükmettiði yýllarda Suriye hacýlarýndan biat almak istemesi üzerine Emevi hükümdarý Abdülmelik b. Mervan tarafýndan Ka’be’ye alternatif olarak inþa ettirildiðini iddia etmiþtir. Ýsrail oryantalizminin kurucularýndan olan ve Ýsrail devletinin kurulmasýna giden süreçte önemli rolü olan Josef Horovitz de Aksa’nýn Kudüs’te bulunmadýðýný ileri sürmüþtür. Þii eðilimli tarihçi Ya’kubi’nin tarihi baþta olmak üzere, bazý tarih kaynaklarýndaki rivayetlere dayandýrýlan bu iddia, Aksa’nýn tarihini Emevi Halifesi Abdülmelik ile baþlatmayý amaçlayan ve ümmetin Kudüs bilincini yaralamaya yönelik temelsiz bir iddiadýr. Zira temelinde Ya’kubi’ye dayanan bilgi, nakil deðil, Ya’kubi’nin kendi görüþüdür.
Goldziher ve Guillaume’nin tahrif ve çarpýtma yaparak naklettiði bu iddialar, tarihen de doðru deðildir; zira Emeviler döneminde haccýn yapýlmasýnda bir aksaklýktan veya Abdülmelik’in engellemesinden söz edilmez. Doðrusu Abdülmelik, Kubbetu’s-Sahra’yý, Mýsýr’ýn yedi yýllýk vergi gelirini sarf ederek, Müslümanlarýn Kýyame (Diriliþ) Kilisesi gibi Hristiyan yapýlarýna hayranlýk duymalarýný önlemek üzere onlardan daha güzel ve azametli bir biçimde bina ettirmiþtir. Elbette Hz. Peygamber’in Mirac’a çýkarken buradaki “Hacer-i Muallaka”nýn üzerinden çýktýðýna inanýlmasý da bu inþada etkili olmuþtur.
Açýk ayet ve hadisler olduðu halde, temelsiz-kýrýntý bilgilere dayanan bu iddialarýn Müslümanlarýn Kudüs-Aksa bilincini zedeleme amaçlý teo-politik iddialar olduðu düþünülmelidir. Bu anlamda bir kýyaslama yapmak gerekirse, tüm Katoliklerin mukaddes-hac merkezi gördüðü Papalýðýn merkezi Vatikan’ýn kutsal kabul edilmesinin tartýþmalý olan efsaneye dayandýðý olgusu zikredilebilir. Zira Roma Katoliklere göre Hz. Ýsa’nýn vekili baþ havari Aziz Petrus’un öldürüldüðüne inanýlan yerdir. Onun öldürüldüðü yer belli olmamasýna raðmen, çok zayýf bir efsaneye dayanarak bugünkü Vatikan meydanýnda bulunan yeri tespit edilip Aziz Petrus Bazilikasý inþa edilerek bütün kiliselerin en üstünü ilan edip Hac merkezi yapmýþlardýr. Buna raðmen Vatikan’ýn kudsiyeti ve Hristiyanlara aidiyetine dair herhangi bir tartýþma yapýlmamaktadýr.
Mescid’i Aksa’da bir araya gelen Müslümanlar, Ramazan Bayramý namazýný kýldý.
Ýþgal altýndaki Doðu Kudüs’te bulunan Mescid’i Aksa’da bir araya gelen Müslümanlar, Ramazan Bayramý namazýný kýldý. Filistinli Müslümanlar, Mescidi Aksa’ya akýn etti. (Mostafa Alkharouf/AA, 13 Mayýs 2021)
Hz. Ömer ve Müslümanlarýn Adaleti
Ebu Ubeyde b. Cerrah komutasýndaki Ýslam ordularýndan aman dileyip Kudüs’ü bizzat Halife’ye (Hz. Ömer) teslim etmek istediklerini bildirince Hz. Ömer, Ebu Ubeyde’nin daveti üzerine Kudüs’e gelerek þehri Patrik Sophronios’tan teslim alýp anlaþma imzalamýþtýr. Ýkinci olarak Hz. Ömer baþta olmak üzere Müslüman lider ve yöneticiler, þehirde Ýslam’ýn adaletini göstermiþ, oradaki Yahudi-Hristiyan halkýn temel insan haklarýna dokunmamýþ, mabetlerini yýkmamýþ, ibadetlerine karýþmamýþtýr. Bazý kaynaklarda Hz. Ömer’in “el-Faruk” lakabý ilk kez, Kudüs veya Þam’daki Yahudilerce söylenmiþtir. Bu fetih seferinin önemi, Hz. Ömer’in bu seferde yanýna aldýðý-yakýnýnda bulunanlar arasýnda Yahudi iken Müslüman olan Ka‘bü’l-Ahbâr’ýn da –belki de danýþman olarak- bulunmasýdýr.
Hz. Ömer’in Kudüs’ün fethi esnasýnda ve sonrasýnda þehrin anahtarýný teslim alýp namaz vakti girdikten sonra, Kudüs Patriðinin davetine raðmen, namazýný Kilise’nin içinde kýlmayýp ferdi olarak giriþ kapýsýnda kýlmasý, niçin böyle yaptýðý sorulduðunda, “Þayet içeride kýlsaydým, sonradan Müslümanlar o kiliseyi mescit olarak ittihaz ederlerdi” sözü de Kudüs-Aksa ufuk ve bilinci açýsýndan dikkat çekici olsa gerektir. Ne var ki, oldukça meþhur olan bu bilgi-davranýþýn dayanaðý ilk dönem Ýslam kaynaklarýnda yer almayýp Ýbn Haldun tarafýndan nakledildiðini belirtmek gerekir. Bununla beraber Hz. Ömer’in, þayet heykel ve resimlerden arýndýrýlýrsa veya bunlardan hali ise kilisede namaz kýlmayý caiz gördüðü bilinmektedir. Zira Buhari’nin Sahih’inde de yer alan bir kayýtta Hz. Ömer’in Hristiyanlara yönelik olarak “Biz sizin kiliselerinize orada bulunan heykel ve resimlerden dolayý girmiyoruz” dediði rivayet edilir. Öte yandan kaynaklarda Hz. Ömer’in Kudüs’teki Aksa’da “tahiyyetü’l-mescid” namazý kýldýðý ve Müslümanlara sabah namazýný kýldýrdýðý da aktarýlýr. Hatta yine Aksa’ya girerken “Lebbeyk Allahümme lebbeyk” dediði de rivayet edilir. Bu meyanda ayrýca Müslüman olmasý sonrasýnda Mekke’de iken dahi Aksa’ya özlem duyduðu ve orada namaz kýlmak için gitmek istediði ancak Hz. Peygamber’in Mekke’yi iþaret ederek burada namazýn daha hayýrlý olduðunu söylediði nakledilir.
Bu sebeple Hz. Peygamber’den altý yýl sonra Müslümanlarýn yönetimine giren ve farklýlýklarla bir arada yaþama hukuku inþa edilen Kudüs ile ilgili olarak Hz. Ömer’in bilinci ve uygulamalarý ile “emannamesi” çok önemlidir. Medine vesikasýndan esinlenilen bu emanname sonraki hükümdarlar tarafýndan da geniþletilmiþtir. O sebeple, Müslümanlar zamanýnda Kudüs farklý din-kültürlerin bir arada yaþadýðý sulh ve emniyetin merkezi olmuþtur. Hatta Kudüs’teki Hz. Ýsa’nýn göðe yükseldiðine inanýlan “Kýyame (diriliþ) Kilisesi’ni bile vaktiyle Hristiyanlar paylaþamamýþ; aralarýnda Osmanlý hakemlik yapmýþtýr. Bugün Kýyame Kilisesi’nin anahtarýnýn hala Müslüman bir ailede olduðu bilinir. “Halil” kapýsýndan girildiðinde iç kalenin duvarýna Osmanlý “La ilahe illallah, Ýbrahim Halilullah” yazmýþtýr. Yine Kudüs þehir surlarýnýn güney batýsýnýn dýþýnda yer alan “Ebedi Ýstirahatgah Manastýrý”, Alman Kayzeri Ýkinci Wilhelm tarafýndan 1906-1910 arasýnda Alman Katolikler için yapýlmýþtýr. Kayzer burayý Sultan Ýkinci Abdülhamid’den istemiþ o da belli bir denge politikasýyla, Kudüs'ün gittikçe aðýrlýðý artan Yahudilerin tekeline düþmesin diye Hristiyanlarýn kiliseler yapmasýna izin vermiþtir. Bugün belki de bu politikanýn sürdürülerek, Vatikan’ý-Hristiyan alemini de hac mekaný olan Kudüs’e sahip çýkmaya davet etmeyi de düþünmek gerekir.
Diðer yandan Osmanlý döneminde Yavuz Sultan Selim’in “hadimü’l-Haremeyn-Hadimü’l-kýbleteyn” sýfatý, son dönemlerdeki kullaným hariç, Kudüs-Aksa kastedilerek de kullanýlmýþtýr. Müslümanlarýn hakimiyetinde Kudüs-Aksa alanýndaki pek çok mescidin her bir köþesinde dersler ve ilim halkalarý olmuþ; Kudüs, her yerden büyük alimlerin oraya geldiði bir ilim-medeniyet merkezi olmuþtur. Ýmam-ý Gazzali Ýhya adlý meþhur eserinin bir kýsmýný Mescid-i Aksa’da yazmýþtýr.
Kudüs-Aksa’ya dair bütün bu sulh-sükun ve birlikte yaþama bilinci, Ýsrail devletinin yolunu açan 1917’deki “Balfour deklerasyonu” ile bozulmuþtur.
Yahudiler-Evanjeliklerin Kudüs Apokaliptiði ve Teo-Politiði
Öte yandan Kudüs üzerindeki tartýþmalar, Yahudilik, Hristiyanlýk ve Ýslam’ýn kutsal metinlerinde yer alan “dünyanýn sonu-kýyamet”, “Armageddon-milenyum (100 yýllýk dünya cenneti)”, yani apokaliptik meselesiyle de alabildiðine alakalýdýr. Hatta meselenin teolojik-teo-politik yönüyle alakalý bu önemli nokta bilinmeden, Kur’an ifadesiyle “etrafý mübarek kýlýnmýþ Kudüs”e yönelik politikalar, hamleler yeterince anlaþýlamayacaktýr. Yahudilik, Hristiyanlýk ve Ýslam’ýn kutsal metinlerinde yer alan “dünyanýn sonu-kýyamet”, “Armageddon-milenyum (100 yýllýk dünya cenneti)”, yani apokaliptik meselesiyle de alakalý olmasýdýr. Siyonist Evanjeliklerin etkisindeki bir önceki ABD baþkaný Trump’ýn dünyayý karþýsýna alarak aldýðý Kudüs kararý kanaatimce daha ziyade bununla baðlantýlýdýr.
Bilindiði üzere, “apokalips-apokaliptik” kelimeleri, kozmik birtakým hususlarý anlatmada kullanýlýr. Kelimenin aslý, “örtülü bir þeyi açmak, ortaya çýkarmak” anlamýndaki Yunanca “apokalypsis”tir. Esas itibariyle kelimenin yýkýcý felaket ve sýkýntýlarla ilgili kullanýmýna, Yeni Ahit’in son kitabý olan Yuhanna’nýn Vahyi’nde rastlanmakta ise de M.S. 2. asýr ve sonrasýnda Yeni Ahit apokalipsi ile benzerlik arz eden bütün Yahudi ve Hristiyan kitaplarýný ifade için kullanýlmýþtýr. Apokaliptisizme göre Allah, sonu çok yaklaþmakta olan dünya hakkýndaki sýrlarý, insanlara anlatmalarý için bazý kiþilere açýklamýþtýr. Bu literatür, sadece “apokalips”leri içine almamakta, ayný zamanda bir kýsým ahitler, ilahiler ve dualarý da kapsamakta ve genel olarak tarihin bu dünyaya ait bir döneminin yanýnda uhrevî dünyanýn sýrlý ve bilinmeyen yönleriyle ilgili olmak üzere iki türü bulunmaktadýr. Kitab-ý Mukaddes’te, yukarýda zikri geçen “Danyal/Daniel” ve “Yuhanna’nýn Vahyi” gibi apokaliptik karakter arz eden iki kitapla birlikte, baþta Hezekiel, Ýþaya, Zekarya olmak üzere bazý kitaplarýn da apokaliptik ifadeler içerdiði belirtilir.
Kur’an’da da bu yönde ayetler bulunmakla beraber, apokaliptik ifadeler daha ziyade hadislerde yer alýr. Apokaliptisizm ve apokaliptik literatürün hadis metinlerindeki karþýlýðý ise –tam olarak karþýlamasa da- “fiten”, “melhame”, “melahim”dir. Kur’an’da genellikle “insanýn isyan veya sabrýný ölçmeye yönelik her türlü ilahî imtihan” manasýnda kullanýlan “fitne” kelimesinin, “günah, fýsk ve fücur, inkarcýlýk, savaþ, yangýn, zelzele, kargaþa” þeklindeki anlamlarý zamanla daha yaygýnlýk kazanmýþtýr. Hadis literatüründe bu kelimeler, “Ýslam toplumunda çeþitli dini ve siyasi sebeplerle ortaya çýkan her türlü sosyal kargaþa, savaþ ve ölümle sonuçlanan olay, kýyametten önce zuhur etmesi beklenen alametler-savaþlar” þeklinde bir anlam kazanmýþtýr.
Gerek “apokalips” ve “apokaliptisizm”in anlamý gerekse F. Rosenthal tarafýndan “geleceðin tarihi” olarak tanýmlandýðý belirtilen “apokaliptik rivayetler”in teo-politik bir yansýmasý olarak Yahudi inancýna göre kýyamet öncesinde yaþanacaklar þöyledir: Ýsrail topraklarý bitkilerle sarýlacak, sürgündeki Yahudiler tekrar toplanacak, Ýsrail’in düþmanlarý yenilecek, Süleyman Tapýnaðý (Temple) Kudüs’te tekrar inþa edilecek -ki Ýsrail’in ana akým Yahudileri arasýnda Süleyman Mabedi yakýnda inþa edilmezse, ülkenin yok olacaðý inancý yaygýndýr- Mesih (Hz. Ýsa deðil) gelerek Ýsrail’in kralý olacak ve tüm Yahudileri vaadedilmiþ topraklarda toplayacak. Bu sýrada Magog Kralý Yahudiler’e saldýracak ama yaþanacak büyük savaþý Mesih ve taraftarlarý kazanacak. Mesih’in yanýnda yer alanlarýn gireceði savaþtan sonra ise tüm insanlarýn Tanrý’yý doðrudan bilecekleri bir “Gelecek Dünyasý (Olam Haba)” baþlayacak. Hristiyanlar içerisinde özellikle Kudüs’e yönelik apokaliptik bakýmýndan daha ziyade öne çýkan grup, dünyada sayýlarý 500 milyonu bulan Evanjeliklerdir. Onlara göre Tanrý ilk insandan bu yana yedi dönem yaratmýþtýr. Bunlardan altý tanesi geçmiþ ve “milenyum” veya “yeryüzü cenneti” denen yedincisi ise henüz gelecektir.
Onlara göre “Tanrý tarafýndan seçilmiþ bir topluluk” olarak Yahudiler, dünyanýn sonu geldiðinde Ýsrail-Kudüs’te yapýlacak Büyük Kýyamet Savaþý olduðuna inanýlan “Armageddon” –ki Eski Ahit’in Daniel (2: 31-35) ve Hezekiel (39: 3-6), Yeni Ahit’in ise Vahiy bölümünde bu manada pasajlar vardýr- döneminde baþkenti Kudüs olan ve Süleyman Mabedi’nin (Temple) yeniden inþa edileceði Ýsrail’de yaþamalýdýr. Bu esnada Deccal (Antichrist) “barýþ yapýcý” rolünde çýkacak ve sonunda Mesih’in (Hz. Ýsa) gelmesiyle yenilgiye uðrayacak. Bu yenilgiyi tadacaklar arasýnda Evanjeliklere göre “kafirler” olan Yahudiler de vardýr. Armageddon Savaþý’ndan zaferle çýkan Hz. Ýsa ve etrafýndaki “iyiler” için yeni bir dünya düzeni ile birlikte “milenyum dönemi (bin yýl)” baþlayacaktýr.
Theodor Herzl’in 1896’da Siyonizm kongresini toplamasýndan önceki dönemde “Siyonizm” idealine sahip olduðu yönünde bilgiler bulunan Evanjelikler-Siyonist Evanjelikler, Kudüs kararýyla Mescid-i Aksa ve çevresinin yýkýlýp yerine “Süleyman Mabedi”nin yeniden inþa sürecinin hýzlandýðýna ve Mesih’in ancak bu mabed inþa edildikten sonra geleceðine inanýr. Evanjeliklere göre Millenyum’a ulaþmada gerekli olan ara safhalardan biri tüm Yahudilerin Ýsrail-Filistin’de toplanmasýdýr. Bu ara dönem yaþandýktan sonra son aþamada, Hz. Ýsa’nýn geleceðini, Yahudilere Hýristiyanlýða dönmelerini emredeceðini, bir kýsmýnýn kabul edeceðini, reddedenlerin de yok edileceðini düþünüyorlar. Evanjeliklerin þu an için Ýsrail’e tam destek vermelerinin ardýnda bu teo-politik inanç vardýr. Günümüzde Amerika’da özellikle Evanjelik Protestanlar arasýnda çok sayýda “millenyum kültleri”nin olmasýnýn bir açýklamasý da bu olsa gerektir.
Kudüs Hafýzasý ve Bilinci Oluþturmak
Sonuç olarak þunu söyleyelim ki, Müslümanlarýn, özellikle son yüzyýlda, Kudüs’e dair etkin sürekli bir hafýzasý ve bilincinin olduðu söylenemez. Ýsrail bu hafýzaya veya Kudüs-Süleyman Mabedi ve arzý mev’ud hafýzasýna-inancýna sahiptir. Dolayýsýyla Müslümanlardaki “Kudüs ve Aksa bilinci”ni güçlendirmek gerekir. Mesela Miraç gün-gecesini bir hafta süreyle Kudüs-Mescidi Aksa haftasý olarak etkinliklerle kutlamasý düþünülebilir. Allah, Kudüs-Aksa’yý “mukaddes” diye nitelemiþtir ki, zulümden-þirkten arýndýrýlmýþ demektir. Þu halde bugün hangi konumda olursa olsun, bir gün yine asýl sahipleri olan Müslümanlarýn yönetiminde mübarek-mukaddes olacaktýr. Ne var ki, Allah bunu biz mü’minlerin baþarmasýný, aramýzdan çýkacak yeni Ömer’ler, yeni Salahattinler, yeni Fatih’lerle gerçekleþmesini istemektedir.
Kudüs “mahþer yeridir” ve Müslümanlarý birleþtirme fonksiyonu vardýr. Ümmetin farklý renkleri Kudüs’te birleþir. Fakat Ýslam coðrafyasýnýn önemli devletlerinin baský altýna alýndýðý da bir gerçektir. Ýsrail ile “düþman kardeþliði” gibi bir durumda olan Ýran yeni ABD yönetimiyle nükleer anlaþma ve blokajýn kaldýrýlmasýyla, Birleþik Arap Emirlikleri ve Bahreyn Ýbrahim Anlaþmasýyla, Mýsýr da ekonomi-politik ile baskýlanmaktadýr. Bu durumda geriye (Talmud’da “Kuzeyin aslanlarý sizi parçalayacak” diye geçen) Ýslam coðrafyasýnýn en merkezi-mihver devletlerinden olan Türkiye kalýyor. Türkiye’nin öncülüðünde iki milyara yakýn nüfusa sahip Müslüman coðrafyanýn nüfuslarýný nüfuza çevirme stratejilerine, Ýslam ülkeleri olarak fiiliyata yol haritasý çýkarýlacak etkili “Kudüs kriterleri deklarasyonu”na ihtiyaç vardýr. Hatýrlanacaðý üzere, Ýslam Ýþbirliði Teþkilatý Mescid-i Aksa’nýn 1969’da “Church of God” isimli tarikat mensubu Hristiyan bir Siyonist-entegrist olan Michael Dennis Rohan tarafýndan kundaklanmasý üzerine kurulmuþtu. Öyle anlaþýlýyor ki Kudüs o dönem nasýl ümmeti birleþtirdiyse, bugünün bölünmüþ Ýslâm dünyasýný da birleþtirme potansiyelini “bi’l-kuvve” hala koruyor.
Hz. Ýsa Kudüs’te bulunan Zeytin Daðý’ndaki dað vaazýnda havarîlere “Siz dünyanýn tuzu ve ýþýðýsýnýz” demiþti. Benzer bir sözü Hz. Peygamber de sahabiler için söylemiþti. Ýlk kýble ve etrafý mübarek kýlýnan Mescid-i Aksa, Müslümanlar için tuz ve ýþýk gibidir. Þayet Siyonist ellere geçerse Müslümanlar “tuz-ýþýk” olma bilincini kaybetme tehlikesiyle karþý karþýya kalacaktýr.



Henüz Yorum yok