ÖMER LÜTFÝ ERSÖZ

TEVHÝD, ÞÝRK, ÞERÝAT, TAÐUT NE DEMEKTÝR.

TEVHÝD, ÞÝRK, ÞERÝAT, TAÐUT NE DEMEKTÝR.

     Ýslam dinini kendi hür iradesiyle kabul eden bir Müslüman’ýn asli görevi; kendi hayatýna nizam vereceði, dünya imtihanýný kazanmasýna vesile olacak ana rehberi Kur’an’ý Kerimi, rol model Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in rehberliðinde en iyi bir þekilde öðrenip emirlerini yapýp yasaklarýndan kaçýnarak yaratýlýþ gayesine uygun olarak kulluk görevini yerine getirmektir. Müslüman için öz ve esas olarak Tevhidi saðlam korumak, þirke düþmemek ana ilkedir. Önceki yazýmda Ýlâh, Rab, Ýbadet ve Din kavramlarý konusunda çok önemli bilmemiz gereken hususlarý açýklamýþtým. Bu yazýmda da Tevhid, Þirk, Þeriat, Tâðut hakkýnda vereceðim bilgilerle konuyu bütüncül olarak anlatmýþ olacaðýmý düþünüyorum.

     Sözlükte “Tek ve bir olmak” anlamýndaki vahd (vahdet, vühûd) kökünden türeyen Tevhid; “bir þeyin bir ve tek olduðunu kabul etmek demektir. Tevhid Ýnancý: “Kâinatýn ve içindekilerin yaratýcýsý olan Allah’ýn bir tek Ýlâh olduðuna, O’nun ne zatýnda, ne fiillerinde hiçbir ortaðýnýn olmadýðýna Ýman etmek demektir.

     Sözlükte Þirk: “ortak olmak, ortaklýk, ortak koþmak” anlamlarýna gelmektedir. Terim olarak Þirk: “Allah’ýn Zatýnda, sýfatlarýnda, fiillerinde veya O’na ibadet edilmesinde ortaðý, dengi yahut benzerinin bulunmadýðýna inanmak” demektir.

     Tâðut Sözlükte: “ölçüyü aþmak, aþýrý derecede azgýn ve mütecaviz gibi anlamlara gelmektedir. “Allah’tan baþka tapýnýlan ve hak yoldan saptýran her varlýk, kâhin, sihirbaz, put, þeytan Tâðut’un kapsamý içindedir.” O’nun içindir ki biz Müslümanlar, bütün Tâðutlarý reddediyor, sadece ve sadece, Âlemlerin, her þeyin sahibi, ezeli, ebedi, hiçbir þeye muhtaç olmayan, aksine her þeyin kendisine muhtaç olduðu, Rahman ve Rahim, Allah (c.c.)’ýn varlýðýna ve birliðine inanýyoruz.

     Âyet-i Kerîmelerde: “Allah’ý býrakýp da sana fayda veya zarar vermeyecek þeylere tapma. Eðer bunu yaparsan, o takdirde sen mutlaka zalimlerden olursun.” (Yunus Sûresi âyet:106) “Onlarýn çoðu ortak koþmadan Allah’a iman etmezler.” (Yusuf Sûresi âyet:106) “…Artýk doðrulukla eðrilik birbirinden ayrýlmýþtýr. O halde kim tâðutu reddedip Allah'a inanýrsa, kopmayan saðlam kulpa yapýþmýþtýr. Allah iþitir ve bilir." (Bakara Sûresi âyet:256)  “Bir zamanlar Ýbrahim babasýna ve topluluðuna þöyle demiþti: “Ben sizin taptýklarýnýzdan uzaðým, beni yaratan baþkadýr (ancak O’na ibadet ederim). O bana doðru yolu gösterecektir.” (Zuhruf Sûresi âyet:26-27) buyurulmuþtur.

     Ýnsanlarýn çoðu, mikrodan makroya kâinattaki delilleri ibret gözüyle incelemedikleri ve akýllarýný doðru kullanmadýklarý için, Allah (c.c.)’ýn varlýðýný kabul ettikleri halde O’na çeþitli yollarla ortak koþmaktadýrlar. Cahiliye döneminde Arabistan halký Allah’a inanmakla birlikte (Lokman 31/25) çeþitli þekillerde O’na ortak koþuyorlardý. Mesela bazý putperest Araplar meleklerin Allah’ýn kýzlarý olduðuna inanýrken (Nahl 14/57), bir kýsmýda kendilerini Allah’a yaklaþtýrsýn diye putlara tapýyorlardý (Zümer 39/3). Hristiyanlarda haþa, Hz Ýsa’nýn Allah’ýn oðlu olduðunu iddia ederken, Yahudilerin bir kýsmý, “Üzeyr Allah’ýn oðludur” diyorlardý (Tevbe 10/30). Ayrýca cinleri Allah’a ortak koþanlarda vardý (En’âm 6/100). Kur’an ve Sünnet hükümlerini doðru anlayýp inanan Mü’minler Allah’ý inancý konusunda tüm yanlýþlardan uzak dururlar, þirke düþmemek için çok büyük özen gösterip Tevhid inancýna saðlam sahip olurlar.

     Nefsine ve Þeytanýn vesvesesine uymayan muhlis, salih kimseler kolay kolay günah iþlemezler. Aslýnda dinin koyduðu kaidelere uymamýza mâni olan, içimizdeki kötü arzulardýr. Nefsini eðitmek suretiyle insan kendini kötülüklerden koruyabilir. Ýslâm, insanlarýn din duygularýný uyandýrmak ve akýllarýný doðru yönde iþletmek suretiyle kendisine davet etmektedir. Kur’an’ýn açýklamalarýyla doðru eðriden ayýrt edilir hale gelmiþtir. Bu irþadýn ýþýðýnda Ýslâm’a ilk adýmý atmak, hür iradeleriyle insanlara aittir. Ýnsanýn içinde en büyük iki temel düþman vardýr. Nefs ve Þeytan. Ýnsana nefs-i emmaresi durmadan kötülüðü emreder, þeytanda saptýrmak için durmadan vesveseler oluþturarak Hak’tan hakikatten uzaklaþtýrmaya çalýþýr. Nefsin alt mertebeleri ve þeytan insaný sapýklýða sevk etmeye çalýþýrlar. Ancak ayný zamanda insanda akýl nimeti vardýr. Akýl nimetini vahiyle buluþturup kötülüklerden, yanlýþtan uzak durup, doðruluk, hak, hakikate erme durumu da söz konusudur. Burada kiþinin iradesi gereði yaptýðý tercihler sorumlu olmasýný zorunlu kýlmaktadýr.

     Ýslam’ý din olarak kabul eden bir Müslüman, Allah (c.c.)’tan baþka hiçbir otoriteyi kabul etmez yani bütün Tâðutlarý reddeder. Bu saðlam duruþu ile sadece ve sadece, Âlemlerin, her þeyin sahibi, ezeli, ebedi, hiçbir þeye muhtaç olmayan, aksine her þeyin kendisine muhtaç olduðu, Rahman ve Rahim, Allah (c.c.)’ýn varlýðýna ve birliðine inanýr.

     Allah (c.c.) kesinlikle kendisine eþ koþulmasýný affetmemekte, en büyük zulüm saymaktadýr. Tevhid inancýný Müslüman'ým diyen herkes hayatýnýn merkezine almalý, gizli ve açýk þirkten kesinlikle uzak durmalýdýr. Ayrýca Allah (c.c.)'ýn koyduðu yasalara uymamaktan kaynaklanan Ýnsan haklarý, Kul hakký da çok önemsenmiþtir. Maddi ve manevi alanda oluþan haklar için ilgili muhatabý ile helalleþilmediði sürece kiþinin affedilmeyeceði hakikati ifade edilmiþtir. Dinimiz Ýslam ; Ýnsanlarýn hem Allah (c.c.) ve hem de diðer canlý-cansýz varlýklarla olmasý gereken irtibatýný adalet üzere düzenlemiþtir.

      Þerîat Sözlükte: ‘Bir yöne doðru açýlarak uzayýp gitmek, açýkta olan kesilmeyen akarsu, bu suya giden yol, açýk ve doðru kurallar manalarýna gelmektedir. Farklý tanýmlarý yapýlmakla birlikte Terim Olarak Þerîat: “Allah tarafýndan insanlar için din olarak öngörülen hükümler bütünüdür.” Yani kiþinin inandýðý Rabbinin ve Peygamberinin talimatlarýna göre hayatýný yaþamasý demektir. Her semavi dinin hukuk sistemine Þerîat denilmektedir. Bu anlamda; Þerîat’ý Museviye, Þerîat-ý Ýseviye ve Þerîat-ý Muhammediye olarak isimlendirebiliriz. Allah (c.c.)’ýn varlýðýný ve birliðine ve Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Peygamberliðine iman eden her Müslüman Þerîat-ý Muhammediyeye tabi demektir.

     “Eþhedü enlâ ilâhe illallah ve Eþhedü enne Muhammed en abdühü ve Rasüluh”  “Ben þahitlik ederim ki, Allah(c.c.)’tan baþka Ýlâh yoktur. Ve yine þahitlik ederim ki, Hz. Muhammed (s.a.s.) Allah(c.c.)’ýn kulu ve elçisidir.”  Kelime-i Þehadetini; kiþi kendi hür iradesi sonucunda, dili ile söyleyip, kalb-i ile de tasdik ederse Müslüman olmuþ olur. Müslüman olan kiþide eþi ve benzeri olmayan tek Allah (c.c.)’a ve O’nun gönderdiði Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s.)’in talimatlarýna göre hayatýný tanzim etmek zorundadýr. Kendi hür iradesiyle Müslüman olduktan sonra evinde, dýþarýda, cami de, ticarette velhasýl hayatýnýn tamamýný Ýslam’a uygun yaþamakla mükelleftir. Kusurlarý hatalarý içinde Allah (c.c.)’tan Nasuh tövbe ile af, baðýþlanma dilemelidir.

Tevhide sarýl, þirke hiç düþmeyesin sakýn,

Nasuh bir tövbe ile baðýþlanmaya bakýn.

Ömer LÜTFÝ ERSÖZ

    Ýmtihan için gönderildiðimiz dünya hayatýmýzý Þerîati Muhammediyeye uygun Tevhid merkezli, Þirke düþmeden, Taðut’u reddederek kâmil bir Mü’min olarak yaþayanlardan olmamýz duâsýyla sýhhat ve âfiyetler dilerim.

     omerlutfiersoz@gmail.com

Henüz Yorum yok

Ýlk yorumu siz yazýn.

Yorum Býrakýn

E-Mail adresiniz yayýnlanmaz.







Yazarýn Diðer Makaleleri