- 30 Ocak 2026 - BENCE ÇOK ÖNEMLÝ !!! DÝKKATLE OKUYALIM !!!
- 23 Ocak 2026 - BENCE ÇOK ÖNEMLÝ !!! DÝKKATLE OKUYALIM !!!
- 16 Ocak 2026 - SÝYASAL ÞÝRK ÜZERÝNE KISA BÝR ANALÝZ; ÝLGÝ DUYANLAR ÝÇÝN -YENÝ-
- 08 Ocak 2026 - SANA ÜMMET OLDUÐUMUZ DEVLET YETER!
- 02 Ocak 2026 - HZ. PEYGAMBER (S.A.V.), DÝLÝYLE ÂLÝM GEÇÝNEN MÜNAFIKLARA KARÞI ÝNSANLARI UYARMIÞTIR
- 26 Aralýk 2025 - DÜNYALIK ENDÝÞESÝ OLANLAR OKUMASIN!!!
- 19 Aralýk 2025 - ÝMANDA SENTEZ OLMAZ
- 06 Aralýk 2025 - ÇOCUKLARINIZ ARASINDA ÖPÜCÜKLERÝNÝZDE BÝLE ADÝL OLUNUZ
- 27 Kasým 2025 - GÜNDEMÝ KÝM BELÝRLÝYOR?
- 21 Kasým 2025 - ÇOCUK EÐÝTÝMÝ ÜZERÝNE
- 13 Kasým 2025 - NE ÝSTÝSMAR NE DE ÝSTÝHMAR
- 07 Kasým 2025 - KAVRAM KATLÝAMI
- 31 Ekim 2025 - ÝNSANÝ HÝZMETLERÝN BAÞLANGIÇ NOKTASI ANA-BABA HUKUKUNA RÝAYETTÝR
- 23 Ekim 2025 - TARÝHSELLÝK ÜZERÝNE
- 17 Ekim 2025 - ÝSRAÝLÝYAT ÜZERÝNE!!!
- 10 Ekim 2025 - CÝHAD ÝZZET VE ÞEREF KAZANDIRIR
- 03 Ekim 2025 - SAHABEYÝ ÇOK SEVÝYORUZ
- 02 Ekim 2025 - ÂDÝL YÖNETÝMÝN ÞÝFRELERÝ
- 21 Eylül 2025 - ANA SINIFLARI VE YOGA EÐÝTÝMÝ
- 12 Eylül 2025 - MESCÝD VE ÝMAM
- 05 Eylül 2025 - DEÐERLER EÐÝTÝMÝ ÜZERÝNE
- 29 Aðustos 2025 - TEVHÝD-Ý TEDRÝSAT
- 21 Aðustos 2025 - NÝTELÝKLÝ MÜSLÜMAN YETÝÞTÝRMEK ZORUNDAYIZ
- 17 Aðustos 2025 - ÂLÝMLER ÝÇÝN GÖREV TANIMI VE EÐÝTÝM-ÖÐRETÝM
- 07 Aðustos 2025 - MÜNAFIK ZÝHNÝYETÝN HAYATA BAKIÞI
- 04 Aðustos 2025 - ADÝL SÝYASETÇÝ OLMAK ÝÇÝN VAHYÝN EÐÝTÝMÝNDEN GEÇMEK GEREKÝR
- 28 Temmuz 2025 - ZALÝMÝN ZULMÜ VARSA MAZLUMUN ALLAH'I VAR
- 22 Temmuz 2025 - KUDÜS'E BÝR DE BU FETVADAN BAKALIM
- 21 Temmuz 2025 - ÝLGÝLENENLER ÝÇÝN METODÝK BÝR HATIRLATMA
- 31 Mayýs 2025 - MÜRÞÝD-Ý KÂMÝL KÝMDÝR?
MEHMET SÜRMELÝ
HADÝS VE SÜNNETÝ REDDEDENLERE REDDÝYE
HADÝS VE SÜNNETÝ REDDEDENLERE REDDÝYE
Hz. Peygamber, Allah Teâlâ’nýn insanlýða gönderdiði en büyük lütuftur. Kur'an-ý Kerim, Hz. Muhammed (s.a.v.)'i çeþitli yönleriyle yüzlerce ayette tanýtmýþtýr. Daha açýk bir ifadeyle Hz. Peygamber yaþayan bir Kur’an’dýr. Bu ayetlerde zaman zaman onun hayatýyla ilgili vurgular ve hatýrlatmalar olsa da daha çok o iþlevsel yönüyle tanýtýlmýþtýr. Ýþlevsel yönünü dört temel kavramla açýklamak mümkündür: Teblið, tebyin, temsil ve teþri. Bütün yönleriyle Hz. Peygamber, Allah Teâlâ’nýn insanlýða göndermiþ olduðu bir lütuftur. Bu hakikati Yüce Allah þu ayette dile getirmiþtir: “Gerçekten Allah, içlerinden bir Resûl seçip kendilerine göndermekle mü’minlere büyük bir lütufta bulunmuþtur. O Resûl, onlara Allah’ýn ayetlerini okuyup açýklýyor, (zihinlerini yanlýþ düþünce ve kabullerden, kalblerini bâtýl inanç ve günahlardan, hayatlarýný her türlü kirden temizleyerek) onlarý arýndýrýyor ve onlara Kitabý ve hikmeti (o Kitabý anlama ve tatbik etme yoluyla, ondaki emir ve yasaklarýn manâ ve maksadýný, ayrýca eþya ve hadiselerin anlamýný) öðretiyor. Bundan önce onlar, hiç þüphesiz apaçýk bir sapýklýk içinde idiler.”[1] O’nun kýymetini bilmeyen müþrikler kendilerine lütuf olarak gönderilen rahmet peygamberini Uhud savaþý dâhil birçok kez öldürmek istemiþlerdir.
Yukardaki ayetteki esas espri, Peygamber Efendimizin lütuf alanlarýnýn belirtilmesidir ki bunlar onun teblið, tebyin, teþri ve temsil yönleridir. Peygamber(s.a.v.)’i bu yönleriyle tasdik etmeyenler ona gerçekten iman etmiþ olmazlar ve lütuf olmasýndan da yararlanamazlar. Resulullah’ýn bu iþlevsel yönü canlýdýr ve onun irtihalinden sonra da bu iþlevselliðini devam ettirmektedir. Fakat bu görevlerin bir kýsmý ondan sonra nübüvvetin fonksiyonel varisleri olan Rabbani ulema tarafýndan devam ettirilmektedir veya ettirilmelidir. Rabbani ulemaya teblið görevini yüklemenin temelinde, onlarýn teblið metodunu bilmelerinin de etkisi vardýr. Günümüz ulemasý Hz. Peygamber’in teblið alanýna konu olan her þeyi öðrenerek davetin kendilerine ulaþmadýðý kimselere ulaþtýrmalýdýr. Hatta bu iþi kurumsal hâle getirmek ve kadrolaþmak daha evladýr. Bu baðlamda þunu da belirtelim ki Resulullah’ýn beyaný olmasaydý birçok ayet bizlere kapalý kalabilirdi. Sünnet bunlarý beyan etmiþtir. Sünnet üzerinden yapay ve köksüz tartýþmalar çýkararak mübeyyin alaný reddetmek dalalet ehlinin risalet iddiasýdýr. Kur’an’ý, Kur’an-ý Kerim’in kendisine geldiði zattan aha iyi bildiðini söyleme iddiasýdýr. Cehaletin tuðyanýdýr.
Kur’an-ý Kerim’in hükmünün olmadýðý alanlarda ilahi denetim dâhilinde teþri hakkýný kullanan Peygamberimiz, bu uygulamasýyla hayatta boþluk býrakmamýþtýr. Burada Resulullah’ýn teþri alanýyla ilgili þunlarý söyleyebilriz: Resulullah’ýn teþrisi Allah’a raðmen olmayýp O’nun gözetimindedir, yanýldýðýnda ilahi düzeltmeden geçmiþtir, ilahi ahkâmýn olduðu alanlarda nebevi teþri olmamýþtýr, ayetlerle katiyen çatýþmamýþtýr, ümmetine çözüm odaklý çalýþmalar için örnek olmuþtur ve uygulamasýyla ehliyetsiz kimselere söz alaný býrakmamýþtýr. Resulullah’ýn bu sünneti gereði gibi anlaþýlsa ve Müslüman ulema zamanýn tüm sorunlarýna vahiy eksenli çözümler ve projeler sunabilseydi Ýslâm dünyasýnýn gençleri bugün ideolojik küfrün girdabýna düþmezlerdi. Gençler arasýnda kitlesel irtidatlar yaþanmazdý. Resulullah’ýn ilahi gözetim altýndaki teþrisine karþý çýkanlar içtihadi kudrette olmadýklarý için beþeri dinleri önceleyerek veya tercih ederek Müslümanlar arasýnda dalaletin misyonerliðini yapmaktadýrlar. Hz. Peygamber’in teþrisine söz söyleyenlerin siyasi, hukuki, iktisadi ve ilmi alanýn sistematik hâle getirilmesiyle alakalý ne yaptýklarýný düþünmemek mümküm deðildir. Þu bir gerçek ki bu konuda çok söz söleyenler sünnete teslim olmak yerine verili siyasetin ürettiklerine teslim olmaktadýrlar. Esasýnda nebevi teþriye karþý çýkmalarýnýn nedenlerinden biri de çözüm sunacak ve proje hazýrlayabilecek bir birikime sahip olamamalarýdýr.
Hz. Muhammed(s.a.v.)’in temsili sayesinde ibadetler ve muamelat alanlarýnda pratik yapabiliyoruz. Bütün Müslümanlarla ortak davranýþlar sergileyebiliyoruz. Nebevi temsil sayesinde aramýzda bir vahdet meydana gelmektedir. Tüm bu bilgiler ve uygulamalar bizlere hadis kaynaklarý vasýtasýyla rivayeten gelmiþlerdir. Bu alanda gerekli ayýklamalar en titiz biçimde gerçekleþtiði için kaynaklarýmýz güvenilirdir. Oryantalist aðzýyla marjinal konulardan çýkýþlar yaparak selef ulemasý hakkýnda güvensizlik alanlarý oluþturmak çok yanlýþ bir yoldur. Hakka ilim ehli bir rivayetin sahihini sakiminden ayýrt edebilir. Ýlim ehli olmayan ve Ýslâmî ilimlerin metodolojisinde cahil olanlar ise rasyoneliteyi önceleyerek, yükselen deðerlerin ve pozitivist deðerlendirmelerin etkisinde kalarak, hümanist bir anlayýþla insan egosunu aþkýnlaþtýrarak peygambersiz bir toplum inþa etmeye çalýþmaktadýrlar. Böyle düþünenlerin baskýn medeniyet ve dünya görüþleri karþýsýnda söyleyecek sözleri olmadýðý için dünya sistemi karþýsýnda mahkûmiyetten baþka bir tercihleri kalmamýþtýr.
Hz. Muhammed’in, Kur’an-ý Kerim’i açýklayýcý konumunu kabul etmeyip “Bize ayetler yeter” diyerek sünnetin fonksiyonunu reddetmek, hayatýn ayrýntýlarýný rasyonaliteye býrakmak, içinde gizli bir yalancý peygamberlik iddiasý bulunan bir tür sapkýnlýk deðil midir? Bu sapkýnlýðýn gerçekleþtirmek istediði esas amaçlarý daha iyi anlatabilmek için yukarda anlattýklarýmýzý da özetler mahiyette þu baþlýklar altýnda sýralayabiliriz:
1-Toplumda iþlevsiz bir peygamber inancý ortaya çýkar ve Müslümanlarýn vahdeti bozulur. Çünkü mü’minler sünnet sayesinde tüm dünyada ortak hareketler yaparlar. Hayatýmýzýn ayrýntýlarýnda bizleri birbirimize benzeten en büyük deðer sünnettir. Bayramlarýmýz, örflerimiz, selamlaþmamýz, ibadetlerimizdeki ortak hareketler baþta olmak üzere hayatýmýzýn geniþlik alanýndaki ayrýntýlar dayanaklarýný sünnetten alýr. Sünnet sayesinde dünyanýn en ücra yerlerindeki Müslümanlar ortak hareketler yaparlar. Bu durum hac ibadeti esnasýnda rahat olarak gözlemlenebilir. Sünnetin ortaya koyduðu pratikle Müslümanlar kendi aralarýnda yakýnlýk ve ünsiyet kurarlar.
2-Sünnet reddedilince insanlar dine yabancýlaþýr ve dünyadaki etkin/popüler kültüre entegre olurlar. Ýyi veya kötü Müslüman (!) olmanýn biricik ve deðiþmez ölçüsü, sünnettir. Sünnet inkâr edildiðinde iyinin ve kötünün ölçüsü kaybolur. Ýnsanlar sünnete uyduklarý müddetçe iyi Müslüman, uymadýklarýnda da iyi Müslüman deðildirler. Bu anlamda sünnet mi’yardýr. Sünneti reddedenler bu ölçüyü Müslümanlarýn elinden alarak kaos yaratmak isteyen; iyi ile kötüyü birbirine karýþtýrmayý amaçlayan art niyetli ve bilinçsiz kiþilerdir. Sünnet zaten iyinin ölçüsünü Kur’an’a uyarak, tevhidi bilinç ve bütünlük üzerine bina etmiþtir. Sünnete göre de hakka Müslüman olunmadan, iyi olunmaz.
3-Ýbadetlerde anarþi doðar. Ýnsanlar ibadetler konusunda keyfi davranýrlar veya kelimelerle oynayarak ibadetlerin formlarýný inkâr ederler veya tamamen kaldýrýrlar. Ülkemizdeki sünnet inkârcýsý bazý gençler böyle bir furyayý bir dönem baþlattýlar ve ilk kaldýrdýklarý ibadet de namaz oldu. Çünkü onlar namazý sözlük anlamýna göre aldýlar ve dua manasýný mutlaklaþtýrarak böyle bir sapýklýða düþtüler. Hâlbuki namazýn þeklini, vakitlerini ve muhtevasýný Peygamber Efendimize Cebrail (a.) öðretmiþtir; ayrýntýlar vahiyle beyan edilmiþtir.[2] Eðer bu kapý yeniden aralanýr ve sünnet hesaba katýlmayacak olursa Ýslâm, Hristiyanlýða benzetilerek ibadetlerin tamamýna yakýný kaldýrýlýr. Sonuçta teklifsiz bir din ortaya çýkar. Modernitenin ve etki alanýndaki kâfirlerin de istedikleri, içerisinde þer’î tekliflerin; cihadýn, namazýn, orucun, zekâtýn, haccýn olmadýðý; faiz serbestisi baþta olmak üzere dünya ticaret merkezinin güdümünde bir dini yeniden inþa edebilmektir.
4-Sünneti reddetmek; Ýslam’ýn/Kur’an’ýn her dönemde yaþanýlabilir oluþuna halel getirir. Vahyi 610 da baþlayýp 632 de biten bir tarih içerisine hapsetme yanlýþlýðýna götürür. Zira sünnet Ýslam’ýn evrensel boyutunu gösteren hikmetlerle doludur. Ayrýca günümüzün siyasi, iktisadi, sosyal, hukuki ve ahlaki problemlerine çözüm üretecek olan projelerinin kaynaklarý da sünnette mündemiçtir. Sünneti reddedenler Ýslâm’ýn batýlýlaþmaya karþý tez olabilmesi imkânýný da Müslümanlarýn ellerinden almaktalar ve tek kutuplu bir dünyaya zemin hazýrlamaktadýrlar. Sünneti çeþitli nedenlerle reddeden sapýklar çok olmakla beraber Rudi Paret’in; “Müslümanlýðýn 610-632 yýllarýndan sonraki hayata bir þey söylediðine inananlar batý ailesi içerisinde yer alamazlar demesi” anlamlýdýr. Buradaki esas espri; batý toplumu içerisinde yer almak deðildir. Zaten bir müslüman buna asla meraklý olamaz. Söylenen þeyin ana fikri; Ýslâm’ý tarihe hapsedip evrensel yüzünü inkâr etmektir.
5-Sünneti reddetmek; hayatýn geniþlik alanýnda ideolojilerin dinleþmesine zemin hazýrlar. Genel hükümler ifade eden Kur’an vahyinin açýlýmý sünnettedir. Sünnetin sayýsal miktarý ve ayet merkezli açýlýmý hayatýn geniþlik alanýyla ilgili projeler hazýrlamaya daha müsaittir. Sünnet olmadan iktisadi, sosyal, hukuki, siyasi ve ahlaki alternatif çalýþmalar yapmak mümkün deðildir. Zira sünnet hayattýr, velayetin tecelli þeklidir. Sünneti reddedenler kesinlikle kâfir velayetinden kurtulamazlar. Ýktidar mücadelesi veremezler. Ýslâm’ýn dünya görüþünün sünnette olmasý, ideolojileri din haline getirenlerin sünnetle ilgili daha çok olumsuz beyanlarda bulunmalarýný hýzlandýrmýþtýr. Onlar bu çalýþmalarýný bilinçli bir þekilde yaparlarken sözde bazý Müslümanlarda onlarýn bu yanlýþ fikirlerinin kurbanlarý olabilmektedirler.
6-Sünneti reddedenler, Hz. Peygamber’e Allah Teâlâ’nýn verdiði beyan, temsil ve teþri yetkisini kendileri gasp etmek suretiyle ameli anlamda sahte bir peygamberlik iddiasýnda bulunmaktadýrlar. Bu malum zihniyet ve temsilcileri Resulullah’ý çeþitli iddialarla iþlevsiz konuma getirmekteler ve onun yerine kendilerini koymaktadýrlar. Bu yaklaþým sünnete olumsuz bakan herkeste vardýr. Sünneti reddedenler, sýcak odalarda ve rahatlýk içerisinde tefsir yazanlar ayetlerdeki mübhem, mücmel ve müteþabih ifadeleri nasýl tefsir etmektedirler? Ayetlerdeki temsil görevinin icrasýný acaba kime tevdi etmektdirler? Bütün bu sorularýn doðru cevabý sünnete sýhhatli bakmakla verilebilir. Zayýf ve mevzu rivayetler üzerinden tümel bir hadis-sünnet karalamasýna girmek ve mantýktan, metodolojiden uzak demogojik tartýþmalar yapmak sadece Ýslâm düþmanlarýna gündem oluþturmaktýr. Hz. Peygambere’in beyan ve temsil yetkisine karþý çýkan sapýklarýn sayýsýný artýrmaktýr.
7-Hadis ve sünneti reddedenler, tutunduklarý bazý marjinal rivayetlerden yola çýkarak Ýslâm’ýn kaynaklarýnýn güvenirliðine ve zenginliðine gölge düþürmek istemektedirler. Bu zevatýn iki ciddi sorunu vardýr ki bunlarý telafi etmedikleri müddetçe de söylediklerinin hiçbir kýymeti harbiyesi yoktur. Bu sorunlar, ilgili þahýslarýn Ýslâmî ilimlerin usulünü neredeyse hiç bilmemeleri ve Arapça’ya belagat ilmi baþta olmak üzere yeterince vakýf olmamalarýdýr. Bu kimselerin sadece sünnet-hadis deðil Kur’an anlayýþlarýda malüldür. Kendilerini, alet ilimleri baþta olmak üzere yeterince donatmak yerine ümmetin yararýna olmayan þeyleri ekranlara taþýyarak insanlarý dinlerinden þüpheye düþürmeleri veya tanýmak isteyenleri Ýslâm’dan soðutmalarý onlara vebal olarak yeter. Hadis ilmi adeta bir çaðlayandýr. Ondan bir katre alýp yükselen deðerlerin gölgesinde deðerlendirmeler yapmak ya da zayýflýðý malum bir rivayet üzerinden genellemelerde bulunmak ilmi bir yaklaþým deðildir.
Ýslam’ýn iki temel kaynaðý Kur’an ve sünneti anlama, kavrama, yaþama ve hayata hâkim kýlma hususunda her Müslümanýn gayretli olmasý gerekir. Konumuz olmamakla beraber þunu hemen vurgulamakta fayda görüyoruz: Kur’an ve sünneti iyi anlamak için; Arap dilinin sarf, nahiv ve belaðatýna, Dildeki deyim ve söz aktarýmlarýna, telmihlere, sarih ve kinayeli lafýzlara, Peygamber dönemi Arapçasýnatam anlamýyla hâkim olmak, ayet ve hadislerin nuzül ve vürud sebeplerini bilmek, naslara bütüncül olarak bakmak, þeriatýn gönderiliþ maksadýný iyi kavramak, naslarýn coðrafyasýný ve kültürünü tanýmak, insaný ve insanlýk tarihini bilmek, deðiþken vasýta ile sabit hedefleri belirlemek, nasih-mensuhu kavramak ve naslarýn delaletine vakýf olmak önemlidir. Bu saymýþ olduðumuz alanlarda yetersiz olanlar Kur’an’ý da, sünneti de iyi anlayamazlar.
Yüce Allah Kur’an-ý Kerim’de, Hz. Peygamberin bir kadý ve hâkim olduðunu açýklamýþtýr. Allah Teâlâ, insanlara “Anlaþmazlýklarda onun vereceði hükme baþvurmalarýný”[3] Ýslâm’a düþmanlýðýyla ön plana çýkan “taðutlarýn” hükümlerine müracaat etmemelerini,[4] Hz. Peygamber hüküm verince “gönülden itaat göstermelerini”,[5] Allah’ýn ve Resulünün vermiþ olduðu hükümlerde “Mü’minlerin seçme hakkýnýn olmayýp”[6] Allah’a ve Peygamberine teslimiyet gerektiðini sýk sýk vurgulamýþtýr. Hz. Peygamber kendisine getirilen birçok davaya bakmýþ ve hâkimlik yapmýþtýr. Ýslam Hukukundaki yargýlama usulüyle ilgili hükümlerin çoðu, O’nun sözlü uyarýlarýndan ve uygulamalarýndan çýkartýlmýþtýr. Sözün özü; hadisler ve sünnet ayetlerin beyaný, dinin hikmetinin tefsiri, ibadetlerin uygulamasý, hadlerin tatbiki, davranýþlarýn modelleri; Resulullah’ýn Kur’an-ý Kerim’den anladýklarýný hayata yansýtmasýdýr. Dolayýsýyla hadis ve sünneti rededenler insanlýðýn hayatýndan Resulullah’ý kovmak isteyen cahiller ve zalimlerdir. Sünneti reddedenler, Kur’an-ý Kerimi anlamanýn en önemli iki anahtarýndan birini müslümanlardan alýp onlarý klavuzsuz býrakmak isteyen art niyetli kimselerdir. Tüm bu olumsuzluklara raðmen Allah istikamet ehlinin yardýmcýsýdýr.
[1] Âl-i Ýmran 3/164
[2]Buhari,59, Bed’ü-l Halk,6,c.IV,s.81; Nesai,Mevakit,1,c.I,s.245-6.
[3] Nisa 4/59.
[4] Nisa 4/60.
[5] Nisa 4/65.
[6] Ahzab 33/36.
MEHMET SÜRMELÝ



Henüz Yorum yok