MEHMET SÜRMELÝ

MÜRÞÝD-Ý KÂMÝL KÝMDÝR?

MÜRÞÝD-Ý KÂMÝL KÝMDÝR?

Allah (c.c.)'ýn, er-Reþîd isminin nübüvvet planýndaki en son temsilcisi olan Hz. Muhammed (s.a.v.)'de, Hz. Nuh (a.s) gibi hayatýný irþad görevine adamýþtýr. Bu konudaki sabrýnýn ve cihadýnýn büyüklüðünden dolayý “azim sahibi peygamberlerin” de en büyüðü olmuþtur. Ýrþad konusundaki baþarýsýný Allah Teâlâ, “Medine Ýslâm Devleti” ile taçlandýrmýþtýr. Hz. Muhammed (s.a.v.)'i fonksiyonel olarak Kur'an'dan ne kadar iyi bilirsek, O'nun irþadýndaki baþarýsýnýn sýrrýný da o derece iyi anlarýz. Kur'an-ý Kerim, Hz. Peygamber(s.a.v.)'i, bizlere; üstün ahlaklý,[1] azimli iradesi[2], merhameti,[3] nezaket ve kibarlýðý,[4] ümmete olan þefkati,[5] gece geç saatlere kadar ibadeti,[6] hak yolda daimi sebatý,[7] sürekli Kitab'ý okumasý, öðretmesi,[8] zihinleri ve gönülleri tüm çirkinliklerden temizlemesi,[9] Kur'an'daki kapalýlýklarý açýklamasý,[10] Kitap'da olmayan konularda içtihad yapmasý,[11] yöneticilik vasfý,[12] küfre karþý ilkeli, ahlaklý tavrý,[13] hâkimiyet mücadelesi vermesi,[14] davetçiliði[15] ve model olmasý[16] özellikleriyle tanýtýr. Bu vasýflar irþad görevi yapacak olan her Müslümanda olmasý gereken sýfatlardýr. Bu özellikleri taþýmayan insanlar irþad ehliyetinden yoksun olduklarý için baþarýlý olamazlar. Ülkemizde davetin bir ilim alanýna dönüþmemesi ve davetle ilgili kürsülerin kurulmamasý, ehliyetsiz insanlarýn davetçi gibi öne geçmesine zemin hazýrlamýþtýr. Sonuçta ise Müslümanlar ehliyetsiz ve plânsýz çalýþmalara razý olduklarý için davet yolunda istenen baþarý elde edilememiþtir. Hatta ehliyetsiz davetçiler (!) ülkemizdeki Ýslâm düþmanlarýnýn sayýlarýnýn artmasýna neden olmuþlardýr.

Ýrþad görevini hakkýyla yerine getirmek isteyen her Müslümana mükemmel bir model olan Hz. Peygamber (s.a.v.), irþad konusunda güzel tavsiyelerde bulunmuþtur. Mü'minlerin bu tavsiyeleri yerine getirirken yukarda saydýðýmýz, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in sýfatlarýyla donanmalarý ve ahlakýyla ahlaklanmalarý gerekir. Aksi halde baþarýlý olamazlar. Hz. Peygamber'in hayat tarzýný kendi benliklerinde gerçekleþtirmeyip sadece dilleriyle irþad (!) görevi yapanlarý Hz. Muhammed (s.a.v.) þu hadisiyle uyarmýþtýr: “Ümmetim üzerine en korktuðum þeylerden birisi de dilleriyle âlim geçinen münafýklardýr.”[17] Hakiki bir irþad ehli, hayat tarzýyla da referanstýr. Ýnsanlar ondan bir þey dinlemeseler bile onun hayatýný gözlemleyerek de doðru yolu bulabilirler. Nitekim þu nebevi haber bunun kanýtýdýr: Hz. Peygamber'e Kur'an'da ve sünnette hükmü olmayan, yeni bir mesele ortaya çýktýðýnda ne yapýlmasý gerektiði sorulunca, 0; “Mü'minlerden, Allah'a ihlasla ibadet   eden kimselerin gidiþatýna bakýlacaðýný”[18] söylemiþtir.

Tüm hayatýný insanlýðýn irþadýna adayan Peygamberimiz, irþad görevinin terk edilmesi halinde Allah'tan (c.c.), umumi bir belanýn baþýmýza geleceði haberini bizlere bildirmiþtir: “Bir toplumun içerisinde günahlar çokça iþlenir, o toplumun fertleri bunlara engel olmaya güçleri yeterken ve suçlulardan daha kuvvetliyken kötülüklere engel olmazlarsa, Allah'ýn cezasý herkese gelir.”[19] Böyle bir cezaya müstehak olmamamýz için Resûlüllah bizlere þu emri vermiþtir: “Müþriklere karþý mallarýnýzla, elinizle ve dilinizle cihad ediniz.”[20] Konuþulmasý gereken yerde konuþmamak, tavýr alýnmasý gereken yerde tavýr almamak, kiþinin kendisini zillete düþürmesidir.[21]  Hz. Peygamber’in yerdiði zillet hâli ise, hakiki Müslümana yakýþmayan bir sýfattýr.

Hz. Peygamberin bu emirlerini yerine getirirken, irþad ehli bir müslümanýn takip etmesi gereken yolu Resûlüllah þöyle açýklamýþtýr: “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin, kolaylaþtýrýn fakat zorlaþtýrmayýn.”[22] Allah (c.c.)'ýn Kitabý'ndaki ayetlerden ve Resûlü'nün hadislerinden yola çýkan büyük mütefekkir ve Ýslâm âlimi Mevlânâ (ö:1273), irþad ehli bir insanýn taþýmasý gereken vasýflarý þu ana baþlýklar altýnda ifade etmiþtir: Ýrþad ehli; ilahi aþk sahibi, yumuþak kalpli, gönül ehli, olgunlaþtýrýcý, aydýnlatýcý, rehber, yükseltici, sabýrlý ve affedici olmalýdýr.[23] Tüm bunlardan anlaþýlan; irþad ehli bir insanýn, Kur'an-ý Kerim'de fonksiyonlarý tanýtýlan Peygamberimizin hâliyle ahlaklanmasý zorunludur. Müslümanlarýn hangi zamanda ve yerde hangi þeye daha çok ihtiyaçlarý varsa, irþadýn öncelikli konusu da o olmalýdýr. Ýrþadýn alanýna, zamanýn fýkhýný yaptýktan sonra en doðru çözümü projelendirerek sunmak da girmektedir. Ýrþad adýna ümettui uytmak ve onlara yüklenmeleri gereken teklifleri hatýrlatmamak en büyük vebaldir. Çünkü teklifler Allah Teâlâ’nýn insanlara arz ettiði emanetlerdir. Tekliften kaçmak ilahi emanete ihanettir.

“Din, kiþinin kendi ülkesinde yenik býrakýlmýþsa” irþad faaliyetine özellikle katýlmak gerekir. Dinin mahkûmiyet dönemlerinde irþad faaliyetine katýlmak bazý âlimlere göre farz-ý ayýndýr.[24] Hele de Avrupa Birliði'nden çokça söz edilen bir dönemde birilerinin hayali kahramanlýklarla övünerek; “Biz güçlüyüz, onlarýn dinleriyle ve felsefeleriyle hesaplaþýrýz.” kuruntularýndan vazgeçmeleri lazým. Kaliteli bir eðitimden geçmeyen, en küçük bir darbede savrulan ve Ýslâm’ý, hayatý anlamlandýrmada ciddiye almayan, kendileriyle bile hesaplaþamayan cahil insanlar kimseyle hesaplaþamaz. Sürekli kaybeden olur. Halký itikadi anlamda politeizme kay(dýrýl)mýþ ama bunun farkýnda olmayan bir ülkede ciddi anlamda toplumsal irtidatlar yaþanýr. Eðer muhataplarýnýz, siyasi, iktisadi, hukuki ve eðitim yönünden sizden daha güçlüyse sorunlarý çok ciddi düþünmeniz gerekir. Bu sonuca varmamýzýn nedeni, insanýmýza yönelik Kur'an ve sünnet merkezli kaliteli bir irþad fýkhýnýn yapýlmadýðýný bilmemizdendir. Böyle bir fýkhýn yapýlmayýþý bizi, bizim ülkemizin deðerlerine karþý düþman ettiði gibi ülke sorunlarýna da yabancýlaþtýrmýþtýr. Bugün bile çektiklerimizin çoðunun sebebi, geçmiþte ülke meselelerine yabancýlaþmanýn faturasýdýr. Kendi ülkemizde ev sahibi olduðumuzu unutup kendimizi kiracý gibi görmemeizdir. Bu yanlýþ bakýþ nedeniyle ne Ýslâmî anlamda mektebi bir hareket doðdu, ne de ülke sorunlarýna vahiy merkezli projeler sunabilecek ilmi bir geliþme oldu. Bilmeden sadece dünya sisteminin iþleyiþini daha da kolaylaþtýrdýk.

Er-Reþîd isminden gerekli nasibi alan bir Müslüman, rüþd yolunun klavuzu olan Kur’an ve sünnete göre hayatýný tanzim eder. Hayatýný Kur’an ve sünnete göre düzenlemeyen birinin er-Reþîd isminden aldýðý zerre kadar pay yoktur. Bireysel anlamda vahyi yaþamak yeterli deðildir. Vahiy hem yaþanmak hem de ona göre bir dünya kurmak için gönderilmiþtir. Peygamberler, talimle emredildikleri rüþd yolunu bireysel anlamda yaþayacak olsalardý kimse sýkýntý çýkarmazdý. Bu yol hem yaþanacak, hem de yaþatýlacaktýr. Çünkü karþýtý dalalettir. Müslüman, dalalet ortadan kalkana kadar cihad etmekle memurdur.[25]  Er-Reþîd isminden nasibini alan bir Müslüman hakkýn ve hakikatin tanýtýmý için davet ve tebliði farz bir ibadet bilir. Ýnsanlarý, mutlak rüþd yolu olan Ýslâm’a davet eder. islâm’ýn karþýtý olan tüm batýl dinlerden ve dine karþý din olma iddiasýndaki ideolojilerden uzak durur. Reþîd bir Müslüman, hayat tarzý olarak peygamberlerin, sýddýklarýn, þehidlerin ve Salihlerin yolunu benimser. Azgýnlarýn ve taðutlarýn yoluna asla tabi olmaz. Er-Reþîd isminden nasibini alan bir Müslüman hem sözleriyle hem de hareketleriyle hakkýn temsilcisi olur. Söz ile davranýþlar arasýndaki uyumsuzluk, bu isimden gerekli nasibi almamanýn bir tezahürüdür. Rüþd yolunun kurumsal þekli Ýslâmî bir siyasa ile gerçekleþir. Bu nedenle böyle bir siyasa için çalýþmak da er-Reþîd isminden alýnan payla alakalýdýr. 

[1]     Kalem 68/4.

[2]     Tevbe 9/40.

[3]     Tevbe 9/80.

[4]     Âl-i Ýmran 3/159.

[5]     Tevbe 9/128.

[6]     Müzzemmil 73/20.

[7]     Necm 53/2-4.

[8]     Âl-i Ýmran 3/161.

[9]     Bakara 2/129.

[10]    Nahl 16/44.

[11]    Araf 7/157.

[12]    Nisa 4/59.

[13]    En'am 6/96-59.

[14]    Tevbe 9/33.

[15]    Nahl 16/125.

[16]    Ahzab 33/21.

[17]    Ýbn-i Hanbel, Ahmed, Müsned, c. I, s. 22.

[18]    Darimi, Sünen, Beyrut, 1997,c.I,s.61.

[19]    Ýbn-i Mâce, Sünen, Fiten, c. II, s. 1329.

[20]    Nesai, Sünen, Had.no:1,c. VI, s. 7

[21]    Ýbn-i Mâce, a.g.e, Fiten, c. II, s. 1323.

[22]    Ebu Davud, Sünen, Edeb, Had.no:4835. c. V, s. 170.

[23]    Usta, Mustafa, Divan-ý Kebir'de Mevlânâ'nýn Eðitim Görüþü, M. Ü. Ý. Fakültesi Yayýnlarý, Ýst.      1995, s. 53-66.

[24]    Mevdudi, er-Resail ve'l-Mesail, c. III, s. 379, Nehir Yay, 1992, Ýst.

[25]Bak: Enfal 8/39

MEHMET SÜRMELÝ

 

Yazarýn Diðer Makaleleri