ÝBRAHÝM ERKAM

NEFÝS VE RUH

NEFÝS VE RUH

Kur'an ve Sünnet rehberliðinde insaný tanýmaya çalýþýyoruz. "Kendini tanýyan Rabbini daha iyi tanýr" düþüncesine inanýyorum. Ýnsan, buna bir ömrünü harcýyor. Ýnsanýn kendi mizacýný, kiþiliðini ve karakterini bilmesi çok mühim. Fakat insaný bütün yönleriyle tam anlamýyla tanýma ve bazý kavramlarý net olarak tanýmlama hususunda iþin doðrusu çok iddialý deðilim. Çünkü alimler, genel olarak, insanýn muamma bir varlýk olduðu ve ancak belli ölçülerde tanýnabileceði kanaatine varmýþlar. Rahmetli Teoman Duralý Bey'in de bir söyleþisinde bu hususta þöyle dediðini hatýrlatýyorum. “Psikoloji ve Sosyoloji, bir bilim dalý olamaz. Çünkü insan, çok deðiþken bir varlýk. Fizik, kimya, matematik vs. ilimlerindeki gibi insanýn ruhani ve manevi halleri üzerinden genel geçer bilimsel teorilere ulaþmanýn zor olduðunu zikretmiþti." Ýnsaný tanýmanýn çok önemli olduðunu düþünmekle birlikte bu sözün de yaný baþýmýzda durmasý gerektiði kanaatindeyim.

Ýnsan, nefis ve ruhtan müteþekkil bir varlýk. Maddi alemini nefis, manevi alemini ise ruh temsil ediyor sanki. Ruh, manevi bir cevher; nefis ise maddi bir cevher olarak tanýmlanmýþ daha çok. Nefis ya da nefs, Arapça kökenlidir. Beden, ceset, arzu ve kötü istekler manalarýna geldiði gibi birçok ayette kendi, zat, kimse anlamýnda daha çok kullanýlýr. Burada nefisle ilgili iki hususu zikredeceðim. Birincisi nefsin ölümlü olup bir gün, ruhtan ayrýlacaðý hususu. Diðeri ise nefsin daima kötülüðü emretmesi.

"Her nefis, ölümü tadacaktýr; yaptýklarýnýzýn karþýlýðý size eksiksiz olarak ancak kýyamet gününde verilecektir. Kim cehennemden uzaklaþtýrýlýr da cennete konursa artýk kurtulmuþtur. Dünya hayatý zaten aldatýcý þeylerden ibarettir.(Ali Ýmran,185) Bu ayette mealen nefis kelimesi, kiþinin zatý, kendisi, bedeni anlamlarýna gelir.

Nefisle ilgili bir diðer husus, daima kötülüðü emredici olmasý. Ýnsan, ruhani, manevi yönünü güçlendirmediði zaman nefis, þeytanýn vesveselerine, kýþkýrtmalarýna karþý zayýflýk gösterip günahlara, haramlara karþý duyarsýzlaþabiliyor. Allah(cc) mealen, Yusuf Aleyhisselam'ýn dilinden nefsin kötülüðü emredici tarafýný þöyle beyan ediyor: “Yine de ben nefsimi temize çýkarmýyorum. Çünkü nefis, Rabbimin merhamet etmesi dýþýnda, daima kötülüðü emreder; þüphesiz Rabbim, çok baðýþlayan, pek esirgeyendir.” (Yusuf,53)

Ruha gelecek olursak Kur'an'da ruh, çok farklý anlamlarda kullanýlmýþtýr. Ruh, manevi bir cevher olup insanýn her açýdan idrak edebileceði bir kavram deðildir. Çünkü Allah(cc), mealen þöyle buyurmuþtur: “Sana ruh hakkýnda soruyorlar. De ki: “Ruh Rabbimin emrindendir ve size pek az bilgi verilmiþtir.”(Ýsra,85) Ruhlarýn yolculuðu Elest Bezmi’nde baþladý. Dünya’da ilk defa anne karnýnda nefis ve beden ile buluþtu. Ruh, burada asýl olmuþ oluyor. Beden, geçici. Ýnsan, rüyada iken çok farklý yerler görüyor, çok farklý kimselerle görüþüyor. Halbuki o esnada yatakta yatýyor. Ruh, bedenden kýsa süreliðine ayrýlýyor. Öldüðümüz zaman da ruh, bedenden uzun süre ayrý kalýyor. Bedeni çürüyor topraða karýþýyor. Ruh ise hala canlý. Ölen kiþi bazýlarýnýn rüyasýna giriyor. Ýþte burada ruhlar, görüþüyor, konuþuyor, özlem duyuyor.  Bu muazzam yapýyý anlamak bu yüzden zor. Bundan dolayýdýr ki insan, haddini bilmeli ve ayette geçtiði üzere bu konuda az bilgisi olduðu için konuyu zevkli bulup sahih olmayan bilgilerle þiþirmemeli.

Nefis ve ruh arasýndaki iliþkiye gelince, nefsimizin bize emrettiði þer ve kötülüklere aldanýp günahlara dalarsak, ruhumuz ve kalbimizde arýzalar meydana gelecektir. Efendimiz,(sav) bir hadis-i þerifte þöyle buyuruyor: "Mümin, günah iþlediði zaman kalbinde siyah bir leke oluþur. Sonra tövbe eder, kendini o günahtan çekip çýkarýr ve Allah'tan maðfiret dilerse kalbi cilalanarak leke silinir. Eðer günahta ýsrar ederse, kalbindeki siyah leke çoðalýr.”(Ýbn Mace, Zühd,29)

Asýl hedef, nefsi kökünden kazýmak deðildir, bu mümkün de deðildir. Nefsimizi terbiye ve tezkiye ederek ruhumuzu ve kalbimizi daraltmasýna engel olacaðýz. Kendimizi sürekli terbiye ederek yetiþkin bir fert olma yolunda ilerleyeceðiz inþallah. Allah(cc), bu þekilde davrananlarý Naziat Suresi 40. Ayet'te mealen þöyle müjdeliyor “Rabbinin huzurunda (hesap vermekten) korkan ve nefsine kötü arzularý yasaklayana gelince, onun kalacaðý yer de þüphe yok ki cennetin ta kendisidir."

Modern hayat, seküler ve hýzlý yaþam, nefsimizin kötülüðü emretmesine hýz katýyor. Haramlar yaygýnlaþtý. En kötüsü normalleþti. Toplumda çoðunlukla itikadi açýdan faizin, zinanýn, gýybetin, rüþvetin, yolsuzluðun, adam kayýrmanýn haram olduðunu kabul eden bir kimsenin 'bu zamanda böyle þeyler normal' veya 'mecbur kalýyoruz, baþka seçenek yok' diyerek haramlarý meþrulaþtýrmasý en riskli olan durum. Çünkü Allah'ýn(cc) haram kýldýðý þeyleri normal görüp helalleþtirmek, yeni bir anlayýþ ve yasayla karþýsýna çýkmak, O'nun gazabýný celb edecek bir durum vesselam.

Hz. Mevlana’nýn þu sözleri ile bitirelim: ”Bedenin bindiðin eþek. Dizgin sendeyken ahire gidersin ama iþi eþeðe býrakýrsan ahýra gidersin.”

Henüz Yorum yok

Ýlk yorumu siz yazýn.

Yorum Býrakýn

E-Mail adresiniz yayýnlanmaz.







Yazarýn Diðer Makaleleri