HAÞÝM AKIN

GASSAL ELÝNDE MEYYÝT

 

GASSAL ELÝNDE MEYYÝT

Bir an kendini büyük bir iþkence cenderesinin içinde bulmuþtu. Kim olduklarýný anlayamadýðý bir grup, ellerinde olan ve daha önce hiç görmediði acayip þeylerle yüzüne ve sýrtýna vuruyor, vücudunun her yerine ayrý bir yara açýyorlardý. Çocukluðunda köyünde hiç uyuþturmadan diþini çekmiþlerdi. O acýlarý hatýrladý.  Ama sadece diþini çekmiyorlar, bütün kemiklerini kýrýyorlar, damarlarýný ve sinirlerini tek tek cýmbýzla söküyorlardý. Dayanýlmaz bir acýydý bu.

“Bu hakkýnda çok þeyler söylenen ölüm acýsý mý yoksa?” diye düþündü. Ölümün varlýðýný kabul ederdi ama bu kendisi için olmamalýydý. Ölüm hep baþkalarý için gelirdi. bir ara merak edip sordu “Siz herkese böyle mi davranýrsýnýz?” Cevap gecikmedi; “Hayýr, biz adamýna göre muamele yaparýz.” O zaman ben aðýr iþkencelere maruz kalacak gruptandým.  Yani Muhammed suresi 26-27. ayette Allah Meðer þöyle diyormuþ; “Evet, öyledir. Çünkü onlar, Allah’ýn gönderdiðini beðenmeyenlere gizlice söz vererek, “Biz Kur’an’a inanýyor gibi görünsek de bazý konularda size itaat edeceðiz!” demiþlerdi. Oysa Allah, o gizli konuþmalarýný çok iyi bilmekteydi.  Peki, ölüm melekleri onlarýn yüzlerine ve sýrtlarýna vura vura canlarýný söküp alýrlarken, halleri nice olacak?” Ýþte þimdi tam da bunu yaþadýðýný fark etti.

Sonra kendisinin, yine kendine ait olan veya olduðunu sandýðý, durmadan üzerine titrediði cesedini terk ettiðini hissetti. Sanki iki ayrý þey olmuþtu. Yerdeki cesedinden kendisi bile iðrenir hale gelmiþti. Ýnanmasý zordu ama olan da buydu.

Geride býraktýklarý onu alýp önce soydular. O hayattayken ne insanlar soymuþtu! Onlardan kiminin malýný soyup almýþtý, kiminin þerefini, haysiyetini… çok güçlüydü çünkü. Ama suç kendisinde deðildi. Onlar önüne çýkmýþtý da hepsi ondan olmuþtu. Bu sefer kendisi teslim olmuþtu. Hem de tamamen. Yapacak bir þey yoktu. Üzerindeki kýyafetleri bir baþkasýnýn çýkarmasý ne kadar da büyük bir acziyet ifade ediyordu. Oysaki o acziyetten nefret ederdi.

“Neden kesiyorsunuz ki? Bunlar çok kýymetli ve marka kýyafetler. Daha yeni almýþtým” diye müdahale etmek istedi. Ama sesini duyuramadý. Cesedini alýp baþka bir yere götürdüler. Tanýmadýðý birkaç kiþi onu yýkayacaktý. Üzerine dökülen suyun çok sýcak olduðunu hissetti. Ýçi gibi dýþý da yanmýþtý. Tarifsiz bir korku hissetti. Baðýrdý, çaðýrdý, çok þey yaptý ama kimseye duyuramadý.  “Ben daha serin ortamlarda, tatlý sularda yaþamayý seven insaným. Ben tatlý sularda, serin þartlarda, rahatsýz olmadan ve her iki tarafa da gülücükler daðýtarak iþlerimi yürüttüm. Böyle yapmayýn bana” diye yalvardý.

Para, mal, servet ve makam gibi olgularýn dýþýnda hiç bir þeye teslim olmayý sevmezdi. Bir imamýn eline teslim olmak mý? En son düþüneceði þeydi… Ama þimdi “gassal elinde meyyit” olmuþtu. Ýnsan kaçtýðý þeye ne de kolay yakalanýrmýþ…

Kimse onu duymadý ve iþlerine devam ettiler. Zira o da eskiden kendisine yalvaranlara kulak vermez “ben iþlerimi bildiðim gibi yaparým. Senin evin, ailen ve açlýðýn beni ilgilendirmez. Ben Kýzýlay mýyým?” diye çýkýþýr ve kovardý. Sonra hiç de beðenmediði, rüyada bile görmek istemediði beyaz bir kumaþa sardýlar. “Benim oðlum bunlarýn en kalitelisini alýrdý. Ama neden almadý ki?” diye hayýflandý. Gerçi yýllar önce babasý ölünce o da kendi derdine düþmüþ ve babasýnýn nelerden hoþlanacaðýný hesap etmeden kalabalýða karýþmýþtý.

 Kefen adý verilen beyaz kumaþa sarýp bir sandýðýn içine koydular. “Burasý çok dar” diye baðýrdý ama gene kimseye duyuramadý. Kapaðýný kapatýnca karanlýðý hissetti. Birden içine girdiði sandýk daha da doldu. Kapaðý kapalý olsa da durmadan birileri içeri giriyordu. Kendisine yer kalmadý neredeyse. Çok yakýnýnda olan ve durmadan ona sýkýntý veren birisine “Buraya ilk ben gelmiþtim. Siz nereden çýktýnýz? Neden beni rahatsýz ediyorsunuz?” diye sordu. Sorunun muhatabý bir kahkaha ile “Seni yalnýz býrakmayacaðýz. Sen bizi tanýyamadýn, az sonra tanýrsýn. Bu dünyada az insaný yerinden etmedin. Ýncittiðin, yaktýðýn, kýrdýðýn, unuttuðun kadar çoðalacaðýz. Bize dayanacaksýn. Artýk biz senin ayrýlmaz arkadaþlarýnýz. Senin dünyada yaptýðýn hazýrlýklarýz” diye cevap verdi. Küçük bir sivrisineðe bile dayanamayan o narin bedeni, binlerce yýlan çýyanla beraberdi artýk.

Madem bunlara sözü geçmeyecek en iyisi dýþarýya kulak kesilmek diye düþündü. Acaba dýþarýda neler oluyordu? Birisi beni buradan kurtarmayacak mý diye düþündü. Dýþarýda kýzý annesine sarýlmýþ aðlýyordu: “Anne! Babam nasýl ölür? Neden babam öldü? Dünyada ölmek için sýrasýný bekleyen daha çok insan yok muydu? Babam hayallerini gerçekleþtiremeden gitti. Kim yaptý bunu ona?” Oðlu öbür taraftan devam etti; “Ah Babam! O dünyanýn en iyi insanýydý. Hiçbir kalbi kýrmadý. Hiç kimseye zarar vermedi. Hiç haram yemedi. Ne çok çalýþýrdý. Bizi de çok severdi. Bundan sonra onun izini ben takip edeceðim. Söz veriyorum baba! Yarým kalmýþ projelerin hepsi hayat bulacak. Hele geçmek için uðraþtýðýn rakiplerin var ya… Ben onlar için aslan olacaðým. Onlara unutamayacaðý dersler vereceðiz. Senin vurduðun tokattan daha güçlüsünü onlara vuracaðým” diye vaatlerini sýraladý. Babasý için dizdiði övgü cümlelerine kendisi de inanmýyordu. Ama kocaman bir servet vardý ortada. Gerçi bu cümleler kýz kardeþinin hiç hoþuna gitmemiþti. Zira bunlar babasýna ait mirasýn üzerine tek baþýna oturacaðýnýn bir iþaretiydi. Neyse þimdi burada tatsýzlýk çýkarmak istemedi.

 Bunlarý duyunca “Neler oluyor burada? Ben gerçekleri öldüm mü? Bu dünyada ölüm diye bir þeyin vardý, onu bilirdim. Sonuçta babam da ölmüþtü. Ama benim ölmem için çok erken deðil miydi?” diye düþündü. Hala bir yardým bekliyordu. “Peki oðlum beni neden kurtaramadý? Avukatlarým nerede? Onlar da mý bir þey yapamadý. Ben onlara bunca parayý niçin ödüyorum. Danýþmanlarým, ortaklarým, dostlarým, siyasi desteklerim hiç kimse mi bir giriþimde bulunmadý?”

Sonra dostlarýnýn, düþmanlarýnýn, dost gibi görünüp de birbirinin kuyusunu kazan bütün tanýdýklarýnýn sesini duydu sýrayla. Ýçinde nefes almakta zorlandýðý iðne ucu kadar boþ yer kalmadan amelleriyle dolu olan bu sandýðýn / tabutun içinde nereye getirildiðini anlamaya çalýþtý. Az sonra ezan sesini duydu. Bu sesi çok duymazdý. Evi, iþ yerini daha da önemlisi gönlü ezan sesinden uzaktý. Ezaný arada bir cumalarda duyardý. Üç haftada bir mutlaka cumaya gitmeyi adet edinmiþti. “Üç hafta üst üste Cuma kýlmamanýn büyük bir suç olduðunu” öðrenmiþti. O da bu suçu istememek için üç haftada bir mutlaka Cuma namazýna giderdi. Ezan sesine bakýlýrsa cenaze namazý için bir caminin bahçesine getirilmiþti. Bu konudaki piþmanlýklarý yeniden ezip geçti tüm bedenini.

Hangi camideyiz ve kimler geldi acaba diye düþünecekti ki hiç birisinin kendisine bir faydasýnýn olmadýðýný anladý. Malý, mülkü, serveti ve tüm hayatý için piþmandý, kazandýklarý þimdi ona iþkence etmek için bekliyordu. Karýsýna, çocuklarýna ait eksik kalan manevi görevleri onun boðazýna çökmüþtü. Arada bir cumaya gidiyor olsa da oðlunun elinden tutup yanýnda götüremediði için boðazýna çökecek kocaman bir vebal vardý sýrada... Cenaze alanýndaki çiçekler, görkemli giyimler, kalabalýðýn çokluðu; onun için hiç de önemli deðildi. Oðlu göz ucuyla gelen çelenkleri saysa da bu iþler kalanlarý memnun ederdi ancak. Ailesi ve malýnýn etkileri de oradaydý.

Sonra cenaze namazý kýlýndý. Namaz kýlmayan bir adamýn cenaze namazýný camide onu tanýmayan küçük bir grup kýlmýþtý. Ailesi ve diðer dostlarý, siyah güneþ gözlüklerinin ardýna gizlenip kenarda izlemekle meþguldü. Ýmam o meþhur soruyu sormuþtu “hepiniz hakkýnýzý helal ediyor musunuz?” Bu sorunun cevabýndan çok korkmuþtu. Düþününce buna hayýr diyecek o kadar çok insan vardý ki… Hakkýný helal etmeyecek ne çok insan býrakmýþtý arkasýnda. Þimdi kimseye yalan söyleyemediði için itiraf etme vakti gelmiþti. Cýlýz çýkan birkaç kiþilik ses “Helal olsun” dedi. Kendisi bile inanmadý bu cevaba.

Henüz Yorum yok

Ýlk yorumu siz yazýn.

Yorum Býrakýn

E-Mail adresiniz yayýnlanmaz.







Yazarýn Diðer Makaleleri