- 01 Þubat 2026 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -VII-
- 15 Ocak 2026 - MÝRAÇ HÂLÂ SÜRÜYOR
- 10 Ocak 2026 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -V-
- 04 Ocak 2026 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -IV-
- 27 Aralýk 2025 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -III-
- 20 Aralýk 2025 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -II-
- 13 Aralýk 2025 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -I-
- 06 Aralýk 2025 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ
- 05 Kasým 2025 - KANDÝL YAÐININ KOKUSUNDA KUDÜS
- 03 Aðustos 2024 - KUDÜS'E ÞAÝRCE BAKIÞ
MUSTAFA KÜÇÜKTEPE
KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -VI-
KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -VI-
Mustafa KÜÇÜKTEPE
Nebi Musa Külliyesi
Mûsa Aleyhisselâm’ýn kabrinin bulunduðu külliyeye doðru yola çýktýk. Daðlarýn kývrýmýnda yükselen o mütevazý külliyeye yaklaþýrken, içim birden sessizleþti. Rüzgâr, daðlarýn eteklerinden yüzüme çarptýðýnda, sanki “Vadi-i Tuvâ”nýn yankýsý çarpýyordu.
Yol dar, sessiz, taþlar sýcak… Ama kalbim bir nehir gibi çaðlýyordu. Sanki çölün içinden deðil, tarihin içinden geçiyorduk. Hava aðýrdý, rüzgâr suskundu, her kum zerresi yüzyýllarýn yorgunluðunu taþýyordu. Otobüs ilerledikçe, içimde anlatýlamayan bir þey büyüyordu; bir düðüm, bir sýzý, bir çaðrý.
Otobüstekiler sohbet ediyor, fotoðraflar çekiyor, manzara izliyordu; ama ben, sanki görünmeyen bir yere çekiliyordum. Sanki birinin adý kalbime fýsýldanmýþtý:
Musa… Musa… Musa…
Yol kývrýldý, yükseldi, sonra tekrar uzadý. Kayalar, vadiler, suskun tepeler… Her þey konuþmadan anlatýyordu ki burasý peygamber adýmlarýnýn yankýsýný hâlâ taþýyan bir toprak. Ýçimde bir ayet belirdi, hiç sebepsiz, kendiliðinden: “Biz seni gözetimimiz altýnda yetiþtirdik.” (Tâhâ 39)
Daðlarýn arasýnda yankýlanan sessizlikte, Mûsa’nýn duasý bana dokundu. Bir el sanki omzuma deðdi, görünmeyen, ama hissedilen bir el. Rüzgârýn sesi, bir tesbih gibiydi.
Bu yol, taþlarla deðil dualarla örülmüþ bir yoldu. Yol, ayetin anlamý gibi hissedildi, Kaderin gözetimi, ilahî bir yürüyüþ. Kim bilir, belki o gün oraya kendi irademle deðil, çaðýrýlarak gidiyordum.
Külliyenin kapýsýna vardýðýmýzda ayaklarým bir an durdu. Gözlerim doldu, sebepsiz deðil, açýklanamaz. O an hiçbir kelime yoktu, sadece his vardý. Ýçeri girdiðimde kalbime saplanan duygu bir anda yükseldi: Koca bir hayat bir bebekle baþladý… Nil’de bir beþik… ve þimdi burada taþlara sýðmayan bir hatýra.
Avluda ilerlerken adýmlarým aðýrlaþtý, sanki her adýmda bir çað yýkýlýyordu. Rüzgâr esti… ama rüzgâr deðildi, bir yoklama gibiydi. Sanki “geldin” diyen bir ses, bir sýcaklýk, bir hatýrlanýþ.
Mezarýn olduðu kýsma yaklaþtýðýmda kalbimdeki düðüm artýk dayanmýyordu.
O anda içimden sadece þu dua döküldü: “Rabbim, göðsüme geniþlik ver, iþimi bana kolaylaþtýr, dilimdeki düðümü çöz.” (Tâhâ 25–27)
O kapýnýn eþiðinde sadece dua ettim: “Rabbim, beni de Musa gibi sabýrla yürüyenlerden eyle.”
Bir çocuk… Nil’in soðuk sularýnda deðil, kaderin sýcak avuçlarýnda uyuyan bir çocuk.
Ve bir ayet göðün derinliðinde yankýlanýyor: “Biz Musa’nýn annesine, onu emzir, korktuðunda onu suya býrak, Biz onu sana geri döndüreceðiz ve onu peygamberlerden kýlacaðýz.” (Kasas 7)
Su bir beþik oldu. Nehrin akýþý, Firavun korkusunu deðil, Rabbin vaadini taþýdý. Bir annenin gözyaþý Nil’e deðil, Rahman’a aktý.
Musa’nýn çocukluðu saraylarda geçti; fakat kalbi saraylara deðil, göklerin adaletine açýldý.
Gençliðinde gücün deðil, mazlumlarýn tarafýný seçti. Ýmtihan, kaderin sessiz bir öðretmenidir. Ve insan bazen adalet uðruna öfkesini bile dizginlemeyi öðrenir.
Sonra hicret, yani insanýn kendinden ve hatalarýndan Allah’a yöneliþi. Uzaklaþmak deðil, aslýnda yaklaþmaktý.
Ve bir gün gecenin karanlýðýnda, daðýn eteðinde hakikatin nidasý parladý:
“Ben senin Rabbinim. Ayakkabýlarýný çýkar, çünkü sen kutsal vadide, Tuva’dasýn.”
(Tâhâ 12)
Ýþte peygamberliðin baþladýðý yer; insanýn bütün benlik yüklerinden soyunduðu yer.
Bir ses, bir ateþ, bir yakýnlýk. Daðýn sessizliði bile duaya dönmüþtü.
Sonra emir geldi: “Git, Firavun’a.”
Kibir daðlarýyla çevrili bir adama. Hz Musa tedirgin oldu ve “Rabbim! Göðsüme geniþlik ver, iþimi bana kolaylaþtýr, dilimdeki düðümü çöz.” Dedi. (Tâhâ 25–27) Ve Allah, duayý cevapsýz býrakmadý: Harun’u kardeþ, yoldaþ, dua ortaðý yaptý.
Yýllar sonra asýrlarýn gerisinde kalan o çaðrý benim yolculuðumda yeniden yankýlandý.
Nebi Musa’nýn bulunduðu mekâna yaklaþtýðýmda kalbimde garip bir titreme vardý.
Her ziyaret bir çaðrýdýr; herkes gidemez.
Külliyenin kapýsýndan içeri girerken Peygamber Efendimizin rivayetini hatýrladým: “Ýsra gecesinde Mûsâ’ya uðradým kýrmýzý tepenin yanýnda kabrinde namaz kýlýyordu” (Nesâî, 1986b, s. 215 Kýyâmü’l-Leyl 15, (No: 1631, Müslim, Ýman 259) Demek ki peygamberler ölmezler;
onlarýn nefesleri dünyadan kesilmez, sadece perde deðiþtirir.
Elimi uzattým duaya taþlara deðil; zamansýzlýða. Ve içimden þu söz yalnýzca bir yanký olarak deðil, bir teslimiyet olarak aktý: “Ben Musa’ya bir þey istemeye deðil, Musa’nýn duasýný içime yerleþtirmeye geldim.” Gözyaþým aktýkça yüklerim dökülüyordu. Küçüklüðüm, çaresizliðim, korkularým, söyleyemediðim cümleler, içimde taþýdýðým bütün sessiz çýðlýklar…
Avluda yürürken taþlardan çok dualarýn aðýrlýðýný hissettim. Sessizlik konuþuyor gibiydi.
Belki kimse mezarýn yerini tam bilmiyordu. Ama O büyük Resul, ruhuyla oradaydý, bizimleydi.
Bir rüzgâr esti, çöl rüzgârý. Sanki Musa’nýn asasýnýn gölgesi topraða düþmüþ gibi…
O an kendi içinden yükselen sýzý, bir duaya dönüþtü: “Rabbim, göðsüme geniþlik ver…”
Ben Musa’ya dua etmeye gelmemiþtim, Musa’nýn duasýný alýp kendi kalbine geri dönmeye gelmiþtim.
Yolculuk sona erdi belki ama içimdeki yolculuk yeni baþlamýþtý. Dönerken otobüs camýndan çöle bakýyordum: ayný kum, ayný daðlar… ama ben baþka bir insandým. Çünkü Musa’nýn hayatý okunmak için deðil, ayaða kalkmak için vardýr. Bir peygamberin kýssasý hikâye deðil, uyandýrýcý bir çaðrýdýr. Ve Resûlullah’ýn þu hadisi kulaðýmda yankýlandý: “Peygamberlerin kabirlerinden Allah’a ibadet ettikleri bildirilmiþtir.” (Ahmed b. Hanbel rivayetleri) Demek ki peygamberler ölmezler. Vücutlar topraða girer; ama peygamberler duanýn içinde kalýrlar.
Ve þimdi kalbim fýsýldýyor:
Bazen insan Nil’e býrakýlmýþ bir bebek kadar çaresiz hisseder ama Allah kaderi taþýr. Bazen insan Tuva vadisindeki Musa kadar yalnýz hisseder ama Allah konuþur. Bazen insan Firavunlar karþýsýnda tedirgin olur ama Allah dillerdeki düðümü çözer. Yeter ki yürek asaya dönüþsün, Allah da denizi yarar. Belki bu yüzden Musa’nýn hayatýyla benim yolculuðum ayný yere dokunuyor:
Ýnsanýn en büyük mucizesi, Allah’a yöneldiði andýr, fýsýltý devam eder:
“Git… çünkü hiçbir kul, Allah’a yöneldiðinde yalnýz deðildir.”
Döndüðümüzde herkes yorgundu; ama ben yorgun deðildim, eksilmiþtim ve tamamlanmýþtým ayný anda. Otobüs camýndan çöle bakarken, Belki Nil’e býrakýlmýþ bir bebekle, hayatýn ortasýnda býrakýlmýþ bir insan arasýnda fark yoktu. Belki Tuva Vadisi’ndeki Musa’nýn yalnýzlýðýyla,
þehirlerin kalabalýðýnda yalnýz yürüyen bizler aynýydýk. Belki asadan deniz yaran þey Allah'ýn kudretiydi, ama o kudreti çaðýran þey kulun kalbinde biten teslimiyetti.
Ve ben o gün þunu öðrendim: Ýnsan bazen bir peygamberin duasýný bulmak için yola çýkar,
ama aslýnda kendi kendisini bulur.
Karanlýk bir gecede, rüzgârýn bile sustuðu bir vadide Musa bir ýþýk gördü. Ailesine, “Durun, bir ateþ gördüm; belki size ondan bir haber getiririm” dedi. Ama o ateþ, sadece ýsýtan deðil; çaðýran bir ýþýktý. Yaklaþtýðýnda duyduðu ses, zamanýn baþlangýcýndan beri yankýlanan ayný sesin yankýsýydý:
“Ey Musa! Ben, þüphesiz senin Rabbinim. Ayakkabýlarýný çýkar; çünkü sen kutsal Tuva vadisindesin.” (Tâhâ, 11–12)
O an, Musa yalnýzca bir peygamber deðil; insanýn içindeki uyanýþýn sembolü oldu.
Ayakkabýsýný çýkararak dünyadan sýyrýldý, benliðin tozunu geride býrakýp ilahî sese kulak verdi.
Tuva vadisi, coðrafyada deðil; kalpteydi. O ateþ, hâlâ her insanýn içinde yanýyor bir gün, bir kelimeyle: “Ben senin Rabbinim.”
Musa, Rabbine “Rabbim, Sana bakayým, seni göreyim” dediðinde, dað sarsýldý, toz duman içinde kaldý. O dað, aslýnda insanýn kalbiydi; görmeye dayanamayacak kadar küçük, inanmak için yeterince büyük.
“Rabbim! Bana görün.” Allah buyurdu: ‘Beni asla göremezsin; ama daða bak, eðer yerinde kalýrsa sen de göreceksin.’ Dað yerle bir olunca Musa baygýn düþtü.” (A’râf, 143)
O anda Musa anladý ki, Allah gözle deðil, özle görülür. Ve hakikate yaklaþmak, benliðin bayýlmasýyla mümkündür.
Musa kavmine döndüðünde, onlarý denizin öte yakasýnda özgür buldu ama kalpleri hâlâ zincirliydi. Deniz yarýlmýþ, kölelik bitmiþti ama nefis köleliði sürüyordu.
“Onlarý denizden geçirdik; sonra bir topluma rastladýlar, onlarýn putlarýna tapýyorlardý.
Dediler ki: ‘Ey Musa! Onlarýn ilahlarý gibi bize de bir ilah yap!’” (A’râf, 138)
Ýnsanoðlu, özgür kaldýðýnda ne yapacaðýný bilmez. Yýllarca köle olmuþ bir kalp, özgürlüðün aðýrlýðýný taþýyamaz. Bu yüzden Musa’nýn halký, göðe bakmak yerine altýna döndü.
Kendi elleriyle bir buzaðý yaptýlar; böðüren ama konuþmayan, ýþýldayan ama yol göstermeyen bir ilah.
Altýn, o günden bugüne deðiþmedi. Sadece þekil deðiþtirdi. Artýk tapýnak yok, ama ekranlar var; buzaðý yok, ama arzular var. Musa’nýn kavmi, biziz. Her buzaðýnýn kalbinde bir “ben” heykeli duruyor.
Sonra uzun bir yürüyüþ baþladý; çölün, yalnýzlýðýn, sabrýn yürüyüþü. Kýrk yýl süren bu yolculuk, aslýnda insanýn içindeki olgunlaþmanýn süresiydi. Kudret helvasý gökten indi, ama onlar yine de þükretmediler: “Ey Musa! Biz tek çeþit yemeðe dayanamayýz.” (Bakara, 61)
Ýnsan, mucizeye alýþtýðýnda nimeti unutur. Çöl, sabrýn öðretmenidir; orada su azdýr ama hikmet boldur. Allah’ýn sesi, bolluðun deðil yokluðun içinden gelir. Musa’nýn kavmi, çölden geçerken aslýnda kendilerinden geçemedi.
Firavun, sularda boðuldu; ama onun ruhu hâlâ insanýn içinde yaþýyor. O ses, “Ben daha iyisini bilirim” diyen egonun sesidir.
“Firavun dedi ki: Ben sizin en yüce Rabbinizim.” (Nâzi‘ât, 24)
Her insanýn içinde bir Firavun vardýr, ama ayný zamanda bir Musa da vardýr.
Ýkisi her an karþý karþýya durur: biri “ben” der, diðeri “O.” Biri sarayda yaþamak ister, diðeri çölde Allah’ý arar. Hayat, bu iki sesin mücadelesidir.
Deniz hâlâ orada. Asa hâlâ elde. Her korkunun, her nefsin, her karanlýðýn içinde bir Musa sesi yankýlanýyor: “Ey kavmim! Allah’a güvenin; eðer mü’minlerseniz, yalnýz O’na dayanýp güvenin.” (Yûnus, 84)
Musa’nýn hikâyesi bitmedi, çünkü insanýn nefsi bitmedi. Her gün yeni bir deniz yarýlýyor, her gün yeni bir buzaðý yapýlýyor ve Allah her defasýnda sabýrla çaðýrýyor: “Ey insan! Kýrýk levhalarýndan da rahmet çýkar.”
Artýk Musa’nýn asasý bizim elimizde. Bir dua, bir teslimiyet, bir fark ediþ kadar uzaðýmýzda.
Denizin ötesinde bir vaha yok, çölün ortasýnda bir huzur var. Yeter ki asayý yere vur.
“Ey Rabbim, denizimi yar.
Firavunumu sustur.
Buzaðýmý erit.
Bana sabýrla levhalarýmý yeniden okut.
Ve beni, Musa’nýn yolunda yürüyenlerden kýl.”
Ve sonra, sessizlik...
Tuva vadisinin ateþi yine yanýyor.
Musa’nýn sesi, zamanýn taþlarýnda hâlâ yankýlanýyor:
“Gerçek özgürlük, teslimiyettedir.”



Henüz Yorum yok