YUSUF YEÞÝLKAYA
RUTÝN NÝMETTÝR
RUTÝN NÝMETTÝR
Ýlk araba kullanmaya baþladýðýmýz aný hatýrlayalým. Koltuða oturmak, direksiyonu kavramak, aynayý ayarlamak, marþa basmak, arabayý çalýþtýrmak, debriyaja basmak, vitese geçirmek ve aracý hareket ettirmek… Bir rüya gibi deðil mi? Biz bir arabayý kullanýyoruz. Arabaya hükmediyoruz, arabayý yönetiyoruz. Birkaç ton aðýrlýðýndaki kocaman metal yýðýnýný hareket ettiriyoruz. Hem istediðimiz yere götürüyoruz. Hem de istediðimiz hýzda götürüyoruz. Ne muhteþem bir duygu!
Ýlk zamanlar, sadece araba kullanma hevesiyle kendimize vazifeler üretiriz, ekmek almak, su almak, fatura yatýrmak, hava almak… Bir sebep olsa da araba kullansak… Acemilik sürecinde istemediðimiz kazalar olduðunda “þimdi þoför oldum” diye kendimizi teselli ederiz. “Hem hiç kaza yapmayana þoför denir mi?”, “nazarýmýz çýktý” ya da “durup dururken geldi bana vurdu, karþý taraf hatalýydý” sözleri imdadýmýza yetiþir.
Aradan aylar, yýllar geçer. Artýk usta sürücü olmuþuzdur. Araç kullanmak için özel bir dikkate gereksinim duymayýz. Aynaya bakmak, marþa basmak, vites kolu, debriyaj, gaz pedalý… Bunlarýn hiç birini yapmak için yoðun bir çaba harcamayýz. Çünkü bunlarýn tamamýný artýk refleks olarak yaparýz. Artýk araba kullanabiliyor olmak, bizi mutlu etmez. Zaten kullanýyorum, bunun için sevinmek? Ne alaka? Evet, artýk araç kullanma becerisi elde ettiðimiz için araba sürebilmeyi, sevinecek bir meziyet olarak görmeyiz. Bu saatten sonra arabayý deðiþtirip lüks bir araca binersek mutlu oluruz. Bu mutluluk da uzun sürmez ayrýca. Çünkü lüksün sýnýrý yok. Hevesimizi alýr almaz bir üst modelini isteriz. Ne araba kullanabildiðimize ne de bir aracýmýz olduðuna sevinmeyiz. Sevinmeyi býrakýn þükretmeyiz bile.
Araba kullanabilmek örneðinde olduðu günlük yaþamda yaptýðýmýz iþlere bir bakalým mý? Uyumak, uyanmak, yemek yemek, su içmek, iþe gitmek, eve gelmek, evlenmek, yuva kurmak, anne/baba olmak, konuþabilmek, düþünebilmek, susabilmek, görebilmek, koklayabilmek, hissedebilmek, iþitebilmek, dokunabilmek, korkmak, sevebilmek, þaþýrmak, piþman olmak, özür dilemek… Gün içinde farkýnda olmadan, refleks olarak yaptýðýmýz þeyleri saymaya kalksak devasa bir liste oluþtururuz.
Rabbimizin bize lütfettiði zenginlikler içinde þükredeceðimiz o kadar çok nimet var ki! Nereden baþlasak, hangi birini saysak bilemeyiz. Beden ve ruh saðlýðýmýzýn yerinde olmasý çok büyük nimettir. Müslüman olmak, hele hele Müslüman bir anne babadan dünyaya gelmek, özel teþekkür gerektirir. Evimiz, ailemiz, çocuklarýmýz ve bunlarýn saðlýklý olmalarý, muhteþem bir zenginliktir. Bir iþimizin olmasý, evimize helalinden ekmek getirebiliyor olmak, kimseye muhtaç olmamak, çok özel bir nimettir.
Bunca zenginlik içinde bize hal hatýr sorulduðunda cevaben: “sýradan iþler” veya “rutin hayat” þeklinde karþýlýk veririz. Bunu ifade ederken de önemsiz, kýymetsiz bir þey yapýyormuþuz gibi ifade ederiz. Sakýz çiðnemek kadar basit bir þey icra ediyormuþ gibi anlatýrýz. “Napýyon?”. “Ýyi be ya”. Sen napýyon?”. “Ben de iyi be ya”. “Ýyi o zaman”. Biraz mizahi gelebilir ama durumumuz çok farklý deðil.
O sýradan iþler dediðimiz rutin var ya! Muhteþem bir nimettir aslýnda. Sürekli yapabildiðimiz için sýradan olarak nitelediðimiz hayatýmýzýn içine, sýra dýþý problemler girdiðinde anlarýz rutinin ne denli kýymetli olduðunu. Örneðin sabah kalkýp iþe gidiyoruz, akþam eve dönüyoruz deðil mi? Sabah olduðunda kalkamasak? Bir hastalýk durumu olsa? Saðlýðýmýza tekrar kavuþuncaya kadar, rahatsýzlýðýmýzý dillendiririz. Ama enteresan olan þu ki, saðlýðýmýza kavuþur kavuþmaz bunun normal olduðunu, hakkýmýz olduðunu düþünürüz ve þükretmeyi unuturuz. Sabah kalktýk, iþe gittik. Eve dönüþ yolunda bir kaza oldu, bir tartýþma oldu, bir kavgaya karýþtýk, karakola gittik, mahkemeye çýktýk… Aman Allah’ým! Dünyanýn en büyük problemi gibi anlatýrýz. Mahkeme bitti, dosya kapandý, rutinimize döndük. Üzücü bir hatýradan baþka anlamý kalmaz.
Ne yapmalýyýz o halde? Evet, ne yapmamýz gerektiðini bilirsek nasýl davranacaðýmýzý da biliriz. Öncelikle fark etmek gerekiyor. Farkýnda olmak lazým. Bize acilen bir farkýndalýk gerek. Yaþadýðýmýz hayatýn, hayatýn içindeki nimetlerin, aldýðýmýz her nefesin, verdiðimiz her nefesin, yediðimiz her lokmanýn, içtiðimiz her yudumun, hareket ettirebildiðimiz her organýmýzýn, hissedebildiðimiz her duyumuzun, kurduðumuz her güzel iliþkinin, kazandýðýmýz ve harcadýðýmýz her kuruþun, özgür olarak yaþadýðýmýz her saniyenin, Rabbimize þükredebildiðimiz her anýn öncelikle ve acilen farkýna varmalýyýz. Yani Rabbimizin bize bahþettiði bütün bu nimetlerin hiç birisi ama hiç birisi kendiliðinden, otomatik olarak veya rastgele olmuyor. Ya da doða ana bizi sevdiði için bu imkânlara sahip deðiliz. Sonsuz hazinesinden sýnýrsýz nimetleri veren de O. Verdiði nimetlerin bir kýsmýný ya da tamamýný alan da O. Bütün bu nimetlerin verilmesi, alýnmasý Rabbimizin kul olarak bizlere birer imtihanýdýr. Kulunu varlýkta ve darlýkta sýnar. Umulur ki, kazananlardan oluruz.
Farkýnda olmak, kazanmaktýr. Bir fabrika düþünelim. Ýþler çok güzel yürüyor. Ama arada bir sigortalar atýyor. Önce bir elektrikçi çaðýrýyoruz. Þalteri açýyor ve fabrika tekrar üretime devam ediyor. Sonrasýnda her sigorta attýðýnda elektrikçiye bile gereksinim duymadan herhangi bir iþçi þalteri açýyor ve üretime devam ediyor. Çünkü bu fabrikadaki çalýþanlara göre sorun sadece sigortanýn atmasýdýr ve çözüm þalterin açýlmasýdýr. Ýþletme sahibinin ya da genel müdürün önünde iki seçenek var. Birinci seçenek, yetkin bir elektrikçi çaðýrýr, sorunun gerçek nedenini tespit eder ve panoyu, kablolarý, tesisatý deðiþtirir, tamir ettirir. Soruna gerçekçi ve kesin çözüm üretir. Ýkinci seçenek ise günü kurtarmaktýr. Sigorta atar, þalter kaldýrýlýr. Sigorta atar, þalter kaldýrýlýr. Ta ki, bütün sistem yanana kadar kýsýr döngü devam eder. Saðlýklý iþletmeleri, sorunu görmezden gelen deðil, problemi tespit edip gerçekçi ve kalýcý çözüm üreten insanlar kurumsal yapýya dönüþtürürler.
Rabbimizin kullarý olarak bize ve ailemize bahþettiði nimetlerin farkýnda olmalýyýz. Ýmkânlar elden gittiðinde feryat etmek deðil; nimetler elimizde iken farkýnda olmak ve þükretmektir doðru olan. Varlýkta olduðu gibi darlýkta da þükretmek, hakiki kula yakýþan bir tavýrdýr. Rutin deyip geçtiðimiz hayata sahip olmak için her þeyini verecek insanlar olduðunu unutmamak lazým. Yazýmýzý bir Allah dostunun, uyarýcý sözleri ile tamamlayalým:
“Az nimeti az sanma, kimden geldi ona bak.
Az günahý az sanma, kime karþý ona bak.”



Henüz Yorum yok