ZÝNNUR ÞÝMÞEK

MÜSLÜMANLARIN ÇAÐLA ÝMTÝHANI

MÜSLÜMANLARIN ÇAÐLA  ÝMTÝHANI 

Düþüncenin cývýklaþtýðý, korkaklaþtýðý, sýradanlaþtýðý ve düþünceye daraðaçlarýnýn kurulduðu bir çaðý yaþýyoruz. Bu çaðda düþünce yok. Düþünce bir lüks, düþünmemek ve sýradan olmak en büyük meziyet. Düþünce bir köprü, kýldan ince kýlýçtan keskin; niteliksiz kalabalýklar geçemez üzerinden. Düþünmek bir serdengeçtilik ve mayýn tarlasýnda  yürümeyi göze almak...  Çaðýmýz, serdengeçtilik istemiyor ve sürüye katýlmayý tercih ediyor. Tercih etmek ne kelime, teþvik ediyor.

Düþünce, bizim fikirlere giydirdiðimiz hakikatin elbisesidir. Fikirlerimiz önce zihnimizde, bilincimizde oluþur, sonra bu fikirler birer düþünce olarak günlük hayatýmýza yön verir ve hayatýmýz bu düþünceler çerçevesinde oluþmaya baþlar. Ýçimizden dýþýmýza doðru akan bu  fikirler, hayatýmýzý uyumlu ve anlamlý kýlar. Farklý düþünüp, farklý yaþayan bir insan bu uyumu kaybeder.

Bir fikrin adamý olmak, o fikre teorik ve pratik olarak inanmakla mümkündür.

Ýnandýðý fikre  uygun yaþayan insan, ruh ve beden uyumunu saðlamýþ olur. Ýnanýlan fikrin zýddýna bir hayatý sürdürmek, fikre sadakatsizliktir.

Bu çaðýn en büyük hastalýðý sadakatsizliðe sadakat göstermektir.

Asýrlar var ki, Ýslâm dünyasý derin bir sessizliðe bürünmüþ düþünceyi ve düþünmeyi hayatýndan çýkarmýþtýr. Derin bir sessizlik  içerisinde hayatý donuklaþtýrmýþ ve kendini yenileyememiþtir. Yenilenmeyen düþünce hakikatin yüzeyinde bocalamaya ve gerilemeye baþlamýþtýr. Damarlarýndaki kan kurumuþ ve can suyunu kaybederek iskelet haline dönüþmüþtür.

Her tarafta Ýslâm adýna dünyevi hýrs ve emellerini parlatýcý bir merasim silsilesi meydana geldi. Ýslâm'ýn  ebedî saadet ideali yerine onu vasýta yapan bir dünya saltanatý, dinin yerine geçti. Kabukta kalmýþ kaideler, kin kuvvetleri, þiddet tehditleri, din adýna, manevi bezirgânlýk ve soygunculuk, kaynaklarý ilk çaðdan da çok öncelere giden bir sihir sistemi, Ýslâm'ýn ruhunu kendi varlýðýnda eritti.

Tarihe dönüþ, ancak düþünce üretmekle, bu çaðýn getirdiði sorulara cevap vermekle mümkün olacaktýr. Silkiniþ, yeni Gazaliler, Farabiler, Kindiler, Sühreverdiler, Ýbni Haldunlar çýkarmakla mümkün olacaktýr.

Günümüz insaný, düþüncelerinden ziyade, hýrslarýnýn pençesinde esir yaþýyor. Düþünce ve eylem birlikteliði bozulunca ruh muvazenesini kaybeder ve  bütünlük bozulur.

Birliði tutan ruh kuvvetidir. Ruh, yerini maddeye býraktý mý birlik çözülür, parçalanýr, daðýlýr.

1970'lerde, 80'lerde 90'larda düþünce ve eylem dünyasýna hýzlý bir giriþ yapan ülkemiz müslümanlarý, birikimlerini ve mücadele coþkularýný dahil olmak istedikleri sistemin içinde ve politik kulvarlarda heba ettiler.

Mücadelemizin, " dava" dediðimiz ideallerimizin artýk bir ruhu yok. Bir derinliði yok, bir ölçüsü yok. Ölçü olmayýnca herþey serbest olur ve herþey meþru hale gelir ve inandýðýmýz hakikat, sahte ile el deðiþtirir, deðiþir, deðiþtirilir.

Deðer levhasýnýn her gün yazýlýp bozulduðu bir çaðda, ebedî ölçüyü kaybettik.

Dünyevi hayata zincirlendik; kazanma duygusu bizi çýldýrttý ve arzularýmýza, zaaflarýmýza çiviledi. Her eylemimiz, hakikatin çehresinde sert bir istihza. Hakikatten kopuk bir hayat, ruhumuza saplanan bir hançer. Zaman gelip geçerken, hakikat suratýmýza tükürüyor ve hakikate sadakatsizliðimiz ruhumuzu  tokatlýyor. Hakikatten uzak, dünyevileþen (seküler) hayatýmýz,  bizi ve ruhumuzu parçalamak isteyen kükreyen bir canavara  benziyor. Hakikatin, vefanýn, insan olmanýn sesine týkalý kulaklarýmýz.  Dörtnala giden azgýn bir atýn yelesine  sarýlarak  uçurumlara doðru gidiyoruz. Her dünyevi hýrs, bir hakikate ait  parçamýzý; hakikat parçamýzý koparýyor.

Çerden çöpten baþka bir þey olmayan evimizi ebedî bir saray zannetme gafletine düþüyoruz.

Ayaðýmýzýn altýndaki uçurumu kendimiz kazýyoruz ve güncele kendimizi mahkûm ederek, geleceðimizi ve iddialarýmýzý berhava ediyoruz.

Düþtük, düþüyoruz ve düþeceðiz. Acý olan, çukuru bir yücelik zannetmemiz.

Ýslam'ý, seyirlik, sýkýþtýðýmýzda bizi rahatlatacak bir din haline getirdik. Görünürlüðü bol, derinliði azalan bir Ýslâmî hayat. Tüketilmeyen ne kaldý ki, özel hayatlarýmýzý tükettik, samimiyeti, ihlasý, tevekkülü, yardýmlaþma duygumuzu, hamdetmeyi, diðergamlýðý, adalet duygusunu, merhameti, liyakati, sadakati ihlasý, güvenilirliði tükettik. Þehirlerimizi, evlerimizi, kanunlarýmýzý, siyasetimizi, okullarýmýzý,  velhasýlý bütün bir hayatýmýzý batýlý deðerlere göre tanzim ettik. Küresel kültürün hayatýmýza nüfuz etmesiyle bu kültürün deðerlerine göre kendimizi  uydurmaya çalýþtýk. Bu ifsad edici kültüre karþý mücadele azmimizi kaybettik. En yanlýþ olan ise þuydu: bütün bunlarý yaparken,  Müslüman olmaklýðýmýzý, deðiþmeyeceðimizin, kýblemizi  þaþýrmayacaðýmýzýn garantisi olarak gördük. Hâlbuki, Müslüman olmakla, Müslümanca bir bilince sahip olmak ayný þey midir?  Müslüman olmak, hayata, kainata, olaylara, sosyal ve siyasal hayata, dünyaya, eþyaya Ýslam'ý bir zihinle bakmayý gerekli kýlmaz mý?

Müslüman zihin, ne anlama gelir ve Müslüman zihin nasýl tezahür eder?

Bir þeyi Ýslamî kýlan nedir? Yahut Ýslamî dediðimiz þeye biz, nasýl bir içerik katýyoruz ve nasýl bir anlam yüklüyoruz? Günümüzde bütün bu sorularýn cevabý sessizlikle karþýlanmaktadýr.

Sistem her dönemde Müslümanlarý bugün de yaptýðý gibi bir þekilde desteklerken, bir baþka þekilde manipüle etmeye devam ediyor. Gündelik hayatý dönüþtürme iddiasýnda olan Müslümanlar, gündelik hayata yenilmiþlerdir. Ýddialarýyla vurulmak nasýl bir hezimet yaþamaktýr? Gündelik hayata yenilen Müslümanlar, idealize ettikleri düþünceleri gerçekleþtirmekte zorlanýnca, sistemin dinamiklerini kýrmak için kendilerine sunulan demokrasi, insan haklarý, özgürlükler ve sivil toplum gibi imkanlarý fýrsat bilmiþ ve bunlarý kurtarýcý olarak görmüþlerdir. Devleti idare etmenin dünya sisteminden geçtiðini anlayan Müslümanlar, Ýslami kimliðin getirdiði sorumluluklardan tavizler vermeye baþladýlar.

Ýslami düþünce, dünyevileþmenin tehdidiyle karþý karþýyadýr.

Müslümanlarýn, kapitalist bir anlayýþa evrilmesine,  orta ve alt gelir sýnýftan gelen okumuþ yazmýþlarýn para görmesinde 1994 yýlýndaki belediye baþkanlýklarýný kazanmanýn etkisi büyük olmuþtur. Zenginleþtikçe, içimizdeki yoksulluðu  derinleþtirdik.

Soru þu: günümüz Müslümanlarýnýn temel meselesi nedir ve niçin böyle bir savrulma yaþýyorlar? Müslümanlar, Müslümanca yaþamak istiyorlar mý? Müslümanca yaþamaktan ne anlaþýlýyor? Müslümanca yaþamak, Müslümanlarýn hayatlarýnýn odak noktasýný oluþturuyor mu? Bu sorulara verilecek cevaplar, Müslümanlarýn bundan sonraki düþünsel tavýrlarýnýn ve nasýl hareket edeceklerinin de  zeminini ortaya koyacaktýr. Mücadeleye devam diyecek Müslümanlarýn, öncelikle ve özellikle sistemin kirlerinden, bir an önce "zihinsel hicret" etmeleri gerekiyor.

Biliyorsun, ”Her hicret bir inkýlãptýr.”

Zinnur ÞÝMÞEK

Henüz Yorum yok

Ýlk yorumu siz yazýn.

Yorum Býrakýn

E-Mail adresiniz yayýnlanmaz.







Yazarýn Diðer Makaleleri