MEHMET SÜRMELÝ

SAHABEYÝ ÇOK SEVÝYORUZ

SAHABEYÝ ÇOK SEVÝYORUZ

Ýman ettiðimiz bu din bu günlere onlarýn fedakârlýklarý ve çabalarýyla gelmiþtir. Her birinin dinimizin bizlere naklinde emekleri vardýr. Konunun daha iyi anlaþýlmasý için önce sahabe kavramýný kýsaca açmakta yarar görüyoruz. Sahâbî tanýmýnýn terimsel anlamýna geçmeden önce üzerinde durmamýz gereken bir husus vardýr: “Bir kimseye sahâbî denebilmesi için Hz. Peygamber ile asgari bir arada bulunma müddeti ne kadardýr?” “Hz. Peygamber’i sadece bir iki kez gören veya dinleme fýrsatý bulan, fakat onunla birlikte yaþamayan kimselere de sahâbî denilebilir mi?” Bu hususta gerek Hz. Peygamber’den, gerekse sahâbeden gelen rivayetlere baktýðýmýzda, sohbet ile daha çok dostluðu, arkadaþlýðý, uzun süre beraberce yaþamayý kastettikleri anlaþýlmaktadýr.”[1]
Sahâbî tanýmýnda litaratürde hadisçilerin tanýmý ön planda olmuþtur. Hadisçiler, sahâbî tanýmýnýn her ne kadar “Sohbet”ten türediðini söyleseler de, bu sohbetin keyfiyeti üzerinde durmazlar. Onlara göre Hz. Peygamberle sohbeti az olsun çok olsun, ister uzun yýllar sürsün, ister bir sene veya bir ay, bir gün veya bir saat olsun; eðer bu sohbet Hz. Peygamber’le gerçekleþmiþse bu kiþiye sahâbî denir. Hatta günün içerisinde çok kýsa bir süre bile Peygamberle Müslüman olarak sohbet eden bir insan da sahâbî sayýlýr.[2] Halk arasýnda meþhur olan ve kabul gören taným budur.

Hadisçiler sahâbî tanýmýný geniþ tutmaktadýrlar. Onlar, Hz. Peygamberden bir þey rivayet etmese bile bir kez gören bir insaný sahâbîden kabul etmektedirler.[3] Hadisçiler tanýmlarýna þöyle bir kayýt koymayý da ihmal etmemiþlerdir: “Görmeye engel bir durum olmaksýzýn, âmâ olmak gibi...” Bu kayýtla âmâ olan Abdullah b. Ümmü Mektum benzeri sahâbîler tanýmýn kapsamý içerisine alýnmýþ olmaktadýr. Sadece Rasulullah’ý görmekle sahâbî olunacaðýna Ahmed b. Hanbel de (ö: 241/855) kail olmuþtur.[4] Büyük muhaddis Buharî de sahâbî olmayý Hz. Peygamberi görmeye odaklamýþtýr.[5] Bu tanýmý önceleyenlerin elbette gözettikleri hikmetler vardýr. Belki de Resulullah’ý bir kere bile görmenin manevi feyzini tanýmýn odaðýna almýþlardýr.

Usulcülere göre ise Hz. Peygamberi bir defa görmekle sahâbî olunamaz. Onlara göre uzun bir sohbet dönemini kiþi Hz. Peygamberle Müslüman olarak geçirirse sahâbî olabilir.[6] Usulcü âlimler sahâbî olabilmek için bir kimsenin Hz. Peygamberle bir veya iki sene beraber kalmasýný, onunla beraber bir veya iki savaþa katýlmasý gerektiðini öne sürmektedirler. Abdullah b. Ömer (ö: 73/692), þöyle bir nakilde bulunuyor: “Ben ilim ehlinin þöyle söylediðini gördüm: ‘Rasulullaha büluð halinde iken yetiþip, dinî konularda aklý eren ve bu konulara razý olan kiþi Hz. Peygamberle velev ki gündüzün bir saatinde kýsa bir sohbette de bulunsa sahâbîdir.”[7] Bu taným bir taraftan Hadisçilerin tarifine benzese de içerisinde, Rasulullahla sohbet etmenin gerektiðini de ifade etmektedir.[8] Tabiîn âlimlerinden olan Said b. Müseyyeb (ö: 93/712): “Hz. Peygamberle bir veya iki sene beraberliði olmayan, Onunla bir veya iki savaþa katýlmayan sahabeden sayýlmaz.”[9] demiþtir. Bu taným usulcü âlimlerin tanýmýna uygun düþmektedir.

Yukarýda hem hadiscilerin hem de usulcülerin tanýmlarýný ayrý ayrý verdik. Ýlim ehli bu tanýmlardan yola çýkarak müzakereler yapmýþlar ve herkes kendi meþrebine göre bu tanýmlamalardan birini almýþtýr. Bizim kanaatimize göre de usulcülerin tanýmý sahabeyi daha niteliksel ele almaktadýr. Kendilerine uyulmasý bakýmýndan derin anlamlar içermektedir. Fakat hadisçilerin tanýmýný da çok önemsiyoruz. Zira bir insan Müslüman olarak Peygamber Efendimizi bir defa bile görse onun nübüvvet nurundan mutlaka istifade eder ve hayatýna bu nurun etkisiyle yön verir. Çok az da olsa onu görmek ve Müslüman olarak ölmek kiþiyi sahabi yapýyorsa bu lütfa ipotek koymanýn da doðru olmayacaðý düþüncesindeyiz.

Bazý sahabiler Resulullah’ýn etrafýnda pervaneler gibi dönmüþler ve dinimize hizmet etmiþlerdir. Bu insanlarýn kimi hadisde, kimi fýkýhta, kimi tefsirde, kimi de diðer ilim dallarýnda örnek olmuþlardýr. Tefsir denince Hz. Abdullah b. Abbas, fýkýh denince Hz. Ali ve Hz. Abdullah b. Mesud ve hadis denince de Hz. Ebu Hureyre hatýra gelmektedir. Bu arada tüm sahabilerle beraber diðer müçtehit sahabileri rahmetle anýyoruz. Sahabenin bu özelliklerini ve örnek oluþlarýný bilen oryantalistler özellikle Hz. Abdullah b. Mesud’a, Hz. Abdullah b. Abbas’a ve Ebu Hureyre’ye saldýrmýþlardýr. Bu sahabilerin tamamý, usulcü anlayýþýn tanýmýna göre sahabidir. Onlarý ümmetin gözünden düþürmek ve beraberinde onlarla anýlan ilimleri þaibeli hâle getirmek için her türlü fesadý ortaya atmýþlardýr. Bunlar içerisinde en çok gavur saldýrýsýna uðrayan ise Ebu Hureyre olmuþtur. Ona olan saldýrýlar birkaç yönlüdür. Hem mezhebi saldýrýlar hem de hadisi kaynak olmaktan çýkararak Müslümanlarý kaosa sürüklemek isteyen müsteþrik saldýrýlarý. Bu konularda ilmi olmaktan uzak birçok telif yapýldý. Yapýlan telifler müdellel deðildir. Çýkýþ noktalarý rasyonelite olan bu eserlerin çoðu batýlýlar karþýsýnda ezik kiþiler tarafýndan kaleme alýnmýþtýr. Maalesef bu çalýþmalar ilmi hatalarla malul þekilde dilimize de çevrilmiþtir. Hastalýklý çevirilerle yetiþen ukela bir güruh bunlarýn sayesinde ahkâm kesmeye baþladý(!). Hâlbuki hadis ve usülü çalýþmalarý Müslümanlarýn yüz akýdýr. Bu söylediðim hükmü ilimden nasibi olanlar anlar. Ýlimden nasibi olmayan usül/metodoloji bilmeyen ve peygamberi iþlevsiz kýlarak modelsiz bir din hayalindeki zevat, tekliflerin üzerlerinden kalkmasýyla mutlu olmaktadýrlar. Yeri geldiði için söylüyorum; Kur’an’da 200’den fazla ayet vahyin egemen olduðu bir siyasayý emretmesine raðmen ve Hz. Peygamber de bu ayetlerin tefsiri mahiyetinde bir Ýslâm devleti kurma çalýþmasýný öncelemesine karþýn malum zevatýn bu ayetlerin tefsiri mahiyetinde bir þey söylemeyip dünya sisteminin çarkýna su taþýmalarýný ne ile izah etmek gerekir? Biz bu zevattan velayetle ilgili ayetlerden mülhem, moderniteye alternatif olacak ve Ýslâm’ýn siyasi tezini ortaya koyup gençleri irtidattan kurtaracak esaslý çalýþmalar bekliyoruz.

Oryantalistlerin ve Þia’nýn saldýrdýðý yerden Ebu Hureyre’ye saldýrarak hadisler hakkýnda þüpheler saçmayý ise hiç orijinal bulmuyoruz. Zira bu kapý batýlý kâfirler ve mezheplerini din sayan bidat ehli tarafýndan defalarca zorlanmýþtýr. Fakat kimse hadis sütununu yýkmaya muktedir olamamýþtýr. Marjinal ve muallel bazý rivayetleri ele alýp tüm hadis ilmini yaralamaya çalýþmak ilmi ve insaflý yaklaþým deðildir. Zaten ilim ehli muallel rivayetlere sarýlmaz. Hadislerin Kur’an tefsiri olduðunu düþünürsek, Kur’an’a raðmen bir hadis anlayýþý Müslümanlar arasýnda hiç olmamýþtýr. Kur’an-ý Kerim her zaman kâdýdýr. Bunu hangi Müslüman ilim ehli inkâr edebilir?

Bütün bu kýsa deðerlendirmeden sonra Ebu Hureyre baþta olmak üzere sahabe hakkýnda ilimsiz, irfansýz ve ahlaksýz deðerlendirmeler yapmanýn Resulullah’ý inciteceði düþüncesindeyiz. Ayrýca bilinmeli ki bu tip konularla uðraþýp tatmin olmak sadece azgýnlaþan egolarý memnun eder. Müslümanlarýn sorunlarýna çözüm üretmez. Hamasi konuþma ve yazmalar yerine çözüm odaklý çalýþmalarý insanlarýmýz beklemektedirler. Çözüm odaklý çalýþmalar ayný zamanda ümmeti, yýllardýr hasret kaldýðýmýz teklifleri yeniden üstlenmeye hazýr hâle getirir. Ayrýca bilinmeli ki Müslümanlar konuþmalarýnda ve yazmalarýnda kâfirlere bile nezaketli bir dil kullanýrlar. Kâfirlere karþý yaptýðýmýz bu kibarlýðý Allah Resulüne bir ömür boyu hizmet etmiþ kutlu insanlardan/sahabeden niçin esirgiyoruz?

Sahabiler, Ýslâm’ý yaþama ve anlamada bizlere örnek olan þahsiyetlerdir. Resulullah’ý gören ve risalet nurundan istifade eden bu kutlu nesil; Kur’an’ýn nüzulüne, kýraatine, beyanýna, yaþanmasýna ve tebliðine þahit olmuþlardýr. Sahabilerden bir kýsmý ise gece gündüz Peygamberimize refakat ederek ilimde, fehimde, fýkýhta, tefsirde, kýraatte, siyasette, ahlakta ve cihatta derinleþmiþlerdir. Her biri birer hidayet kandili olan ve dinimize canlarýný veren bu insanlarý sevmek; onlarý unutulmaz yapan Resulullah’a (s.a.v.) saygýnýn gereðidir.

[1] Erul, Bünyamin, Sahâbenin Sünnet Anlayýþý, T.D.V. Yay., Ankara 2000, s. 2.
[2] el-Baðdadî, Ebubekir Ahmed b. Ali, Kitabu’r-Rivaye fî Ýlmi’r-Rivaye, Beyrut 1998, s. 51; Cürcanî, Ebu Hasan, el-Muhtasar fî Usûli’l-Hadîs, Dâru’d-Daðve, Ýskenderiyye trsz, s.71.
[3] Ýbnu’s-Salah, Osman b. Abdurrahman, Usûlü’l-Hadîs, Dâru’l-Fikr, Þam 1986, s. 293; Ýbn Kesîr, Ýsmail b. Ömer,Ýhtisaru Þerhi’l-Hadîs, Dâru’t-Turâs, Kahire 1979, s. 151; el-Hatib, Muhammed Accac, el-Muhtasar fî Ulumi’l-Hadîs, Beyrut 1991, s.196; el-Ensarî, Zekeriyya b. Muhammed, Fethu’l-Bakî alâ Elfiyeti’l-Ýrâkî, Beyrut trsz, III, 2-3
[4]Zeynuddin Abdurrahim b. Husayn,  Þerhu Elfiyeti’l-Ýrâkî, el-Müsemmâ bi’t-Tebsýra ve’t-Tezkira, Beyrut trsz, III, 3.
[5] el-Baðdadî, el-Kifaye, s. 51.
[6] Cürcanî, Ebu’l-Hasan, el-Muhtasar fî Usûli’l-Hadîs, s. 71.
[7] el-Baðdadî, el-Kifaye, s. 50.
[8] Ýbn Arabî, Ahkâmu’l-Kur’an, I, 36.
[9] Ýbnu’s-Salâh, Ulûmu’l-Hadîs, s. 293.

MEHMET SÜRMELÝ

1 Yorum

Recep Uzun

Recep Uzun

03 Ekim 2025
Sahabeye eðri bakanýn sahih bir imana sahib olmasý çok zor üstadým

Yorum Býrakýn

E-Mail adresiniz yayýnlanmaz.







Yazarýn Diðer Makaleleri