- 01 Þubat 2026 - SILA-Ý RAHÝM ZÝYARETÝ
- 01 Ocak 2026 - KARDEÞ OLMANIN SORUMLULUÐU
- 25 Aralýk 2025 - GERÝYE NASIL DÖNSEK?
- 24 Aralýk 2025 - TÖVBE SEFERBERLÝÐÝ
- 08 Aralýk 2025 - HORASAN’DAN BÝR NEFES
- 19 Kasým 2025 - ÝLK KÝM ALACAK?
- 04 Kasým 2025 - ÇÝLEKEÞ BÝR MÜSLÜMANIN GÖZYAÞLARINI GÖRMEK
- 30 Ekim 2025 - KORKTUM AMA ÖÐRENDÝM
- 25 Ekim 2025 - MODERN ÝNSANIN ÖZGÜRLÜK ÇIKMAZI
- 16 Ekim 2025 - ONLARIN SINAVI / BÝZÝM SINAVIMIZ
- 02 Ekim 2025 - SUMUD FÝLOSU GAZÝLERÝNE SELAM VE HASRETLE…
- 24 Eylül 2025 - FÝTNE ATEÞÝ
- 07 Eylül 2025 - SÜKÛNET DERSÝ / DERDÝ
- 28 Aðustos 2025 - BABAM…
- 25 Aðustos 2025 - MURDAR ÖLMEMEK ÝÇÝN
- 18 Haziran 2025 - VAHÝY DEVAM EDÝYOR
- 11 Haziran 2025 - TÝTANÝK’TE MÜSLÜMAN OLMAK / MÜSLÜMAN KALMAK
- 23 Mayýs 2025 - MÜSLÜMANIN AYRILMA AHLAKI
- 14 Mayýs 2025 - NEREDE HATA YAPIYORUZ?
- 01 Mayýs 2025 - ASIL YARIÞ BURADA
- 11 Nisan 2025 - ÇAÐDAÞ ZÜLBÝCÂDEYN
- 09 Nisan 2025 - KISKANMA HAKKIMI KULLANMAK ÝSTÝYORUM
- 25 Mart 2025 - HATIRALARIN GÖLGESÝNDE ÝTÝKÂF
- 25 Mart 2025 - HATIRALARIN GÖLGESÝNDE ÝTÝKÂF
- 13 Ocak 2025 - KUSURSUZ BÝR CENAZE
- 07 Ocak 2025 - ZORLA DÖNÜNCE MÝ?
- 25 Aralýk 2024 - GASSAL ELÝNDE MEYYÝT
- 17 Aralýk 2024 - GÜNEÞ GÖZLÜÐÜ
- 09 Aralýk 2024 - HAZIR OLMAYANLAR ÝÇÝN
- 03 Aralýk 2024 - BÝR TUTAM PÝÞMANLIK
- 26 Kasým 2024 - CAMÝ VE ÇOCUK SESÝ
- 22 Kasým 2024 - NE SAÐLAM BÝR ÇINARDI
- 06 Haziran 2024 - BÝR GÜNDE ÝKÝ SABAH NAMAZI
- 23 Mayýs 2024 - ÝRAN’DA HELÝKOPTERÝ KÝM MÝ DÜÞÜRDÜ?
HAÞÝM AKIN
KURBAN OLMANIN ATEÞÝ
KURBAN OLMANIN ATEÞÝ
Muaz Bin Cebel (r.a) Allah Resul’ünün (s.a.v) özel terbiyesinde yetiþmiþ genç bir sahabeydi. Hatta bizi en kýskandýran yönlerinden birisi de Allah Resul’ünün (s.a.v) deve veya eþeði üzerinde onun terkisine / arka koltuðuna oturup Resulullah'ý (s.a.v) sýký sýký kucaklayarak yolculuk yapmasý ve bu esnada da þahsa özel bir kýsým nasihatleri almasýydý.
Nebiyyi Muhterem (s.a.v) bu akýllý, zeki, feraset ve takvasýyla temayüz etmiþ delikanlýyý bir süre özel eðitimlerle yetiþtirdi ve sonra onu Yemen’e vali olarak görevlendirdi. Muaz bin Cebel (r.a) Yemen’e doðru aðýr bir görevle yola çýktýðýnda daha yirmili yaþlardaydý. Ama kimse onun yaþýna da takýlmadý. Allah resulü (s.a.v) yine baþkalarýna çok nasip olmayan özel bir uðurlama törenini ona yaptý. Kendisi yaya yürüyor, Muaz biz Cebel (r.a) ise devesinin üzerinde son nasihatleri dinliyordu. Hatta Muaz Bin Cebel (r.a) Resulullah'ýn (s.a.v) yerde yürüyüp kendisinin deve üzerinde kalmasýndan rahatsýz olduðunu ifade edince Allah resulü müdahale edip bu þekilde kalmasýný iþaret buyurdu.
Ancak bizi asýl kalbimizden vuran ve bizim için bambaþka bir önem arz eden bölümü bundan sonra dinliyoruz. Muaz Bin Cebel (r.a) o güne ait bir hatýrasýný þöyle anlatýyor. “Allah rasülü (s.a.v) beni uðurlayýp kendisi Mescidi Nebevi'ye geri döndü. Ben Yemen'e doðru yola çýkmýþtým. Az sonra baktým ki arkadan bir görevli geliyor ve Allah resulünün (s.a.v) beni geri çaðýrdýðýný söylüyordu. Elbette ben çok þaþýrmýþtým, karmakarýþýk duygularla hemen geri döndüm. Resülüllah (s.a.v) ben bekliyordu. Allah resulü (s.a.v) bana “Ya Muaz! Seni niçin geri çaðýrdým biliyor musun? Gittiðin yerde ganimet mallarý olacak sakýn ha ganimet mallarýnda hakkýn olmayan bir þeyi bir iðne bile olsa alma. Ganimet / devlet mallarýndan hakkýn olmayan bir þeyi haksýz yere alýrsan Allah kýyamet gününde aldýðýn o malý boynunda asýlý olarak seni halk eder” buyurdu. Ben bu uyarýyý yeniden hem de geriye çaðrýlarak dinlemiþ olmanýn þokuyla tekrar yola düþtüm.
Ülkemiz tarihi bir derinliðe sahip bir medeniyet temsilcisidir. Neredeyse her gün birçok insan görevini býrakýr, yerine baþkalarý gelir. Biz burada “O göreve kim atandý? Niçin o? Daha iyisi yok mu? Eskisi hangi sebeple alýndý?” mevzusuna odaklanmýyoruz. Konumuz bu deðil.
Bu örnekte; devlet yönetiminin neresinde olursa olsun yönetime gelen þahsýn almasý gereken tavýr, takýlmasý gereken üslup ve bulunmasý gereken pozisyonu gördük. Allah Resulü (s.a.v) çok sevdiði ve genç yaþta güvenip uzak diyarlara gönderdiði Muaz’a (r.a) çaðlarý kuþatacak önemli bir kýstasý öðretiyor. Hakký olmadýðý halde devlet malýndan bir iðne bile olsa kendine veya yakýnlarýna menfaat temin etmeyi þiddetle yasaklýyor. “Bal tutan parmaðýný yalar!” gibi bir cümlenin ardýna sýðýnmanýn getireceði sonucu bildiriyor. Devlet yönetimi ve devlet malý / beytülmal hassasiyetini gösteriyor.
Hz. Ömer’in (r.a) kendi iþlerinde ve devlet iþlerinde iki farklý mum kullanýyor olmasýný, mazide kalmýþ ütopik bir hikaye olarak dinlemeye baþladýk. Bu bakýþ açýcý da Ýslami bir endiþesi olan toplumlarýn asla iki yakasý bir araya getirmedi. Söylemle eylemi birleþemeyen, konuþurken güzel cümleler kurabilen ama bu cümleleri hep baþkalarýný yargýlamak için kurþun yapan insanlar; ümmetin baþýna dert oldu.
Çok basit bir mahalle muhtarlýðý ya da okul müdürlüðünden devletin en üst kademesine kadar devlet görevinin ucundan tutmuþ herkes, haklarýna riayet ettiði gibi sorumluluklarýna da riayet edebilmelidir. Þayet sorumluluklarýna riayet edemez ve oradaki dünyevi imkânlarýn tadýna bakmaya baþlarsa iþte ondan sonra ipin ucu kaçýyor. Böylesi devlete ait fýrsatlarýn tadýna sadece bir kez bakmýþ olmak aslýnda o yanlýþýn içine düþmeye götürüyor. Bu yanlýþýn yakýnýnda bulunuvermek,(!) bir defalýðýna mahsus bile olsa taviz vermek; arkasýndan bir baðýþýklýk kazandýrýyor. Ýþin en kötüsü de insanýn iþlediði bir hataya kýlýf bulmasý ve onu benimsemesi olarak ortaya çýkýyor. Þeytan her defasýnda onun da hoþuna gidecek bir dizi ulvi(!) gerekçelerle iþlediði günahý süsülemeye baþlýyor.
Hz. Ömer (r.a) yaralanýp artýk vefat edeceði anlaþýlýnca ondan Hz Ebubekir (r.a) gibi kendi yerine bir halife býrakmasý istendi. O da seçim için bir heyet býraktý. Sahabe-i kiramýn büyükleri ondan oðlu Abdullah'ý (r.a) da bu istiþare heyetine koymasýný istediler. Hz Ömer (r.a) tarihe geçecek þu cümlesini söyledi: “Bir evden bir kurban yeter. Oðlumun da bu iþe kurban edilmesini istemiyorum.” Israrlar üzerine Abdullah (r.a) heyete alýndý. Ancak özel bir þart vardý. Aday olamayacak ama oy verebilecekti. Yani Hz Ömer’in (r.a) gözünde devletin görevinde bulunmak aslýnda kurban olmaktý. Bugün farklý makamlarda yönetim görevi icra eden kardeþlerimiz aslýnda bizim adýmýza kurban oldular. Ortama bakýlýnca kurban olmak için kendini paralayan ne de çok insan varmýþ.
Bu kurban oluþlarý onlarý günaha mý yoksa rablerine mi yaklaþtýracak onu süreç içerisinde sergilenecek kendi tavýr ve alýþkanlýklarý belirleyecek.
- Yanýnda hatalarýný söyleyebilecek dostlarý olmayanlar,
- Bir göreve gelince hemen oluþuveren yeni makamsal dostlara(!) aldananlar,
- Her karar ve eylemine onay veren, onu alkýþlayan danýþmanlarý çok sevenler,
- Muarýzlarýný ve hakkýndaki eleþtirileri hep kötüleyenler, buna kýlýflar bulup doðru yolda olduðuna inandýrýlanlar,
- Yokluðunda kurum / devletin batacaðýna dair söylemlerle demlenip mutlu olanlar,
- Kendisi veya ondan beklentisi olanlarý mutlu etmenin çok olduðunu, mahþer günü faturanýn kendisine kalacaðýný çok geç anlayacaklardýr. Görev bitince yanýnda zaten kimse de kalmayacaktýr.
Hesaba hazýr olmak lazým. Bir iðne bile olsa...



Henüz Yorum yok