- 01 Þubat 2026 - GÖRÜNTÜ ÇAÐINDA BASÝRET
- 16 Ocak 2026 - MÜSLÜMANSIN… ÖYLE DEÐÝL MÝ?
- 05 Ocak 2026 - SEKÜLER SÝYONÝZM (SS)
- 03 Aralýk 2025 - EVET, ÝNANANLAR DA CESUR OLMALI!
- 23 Eylül 2025 - 657’NÝN ÞARKISI
- 06 Eylül 2025 - “BÝZ”LÝK HÂLÝMÝZ -3- “ÝÞTE BÝZÝM ÞEHRÝMÝZ!”
- 17 Aðustos 2025 - “BÝZ”LÝK HÂLÝMÝZ -1-
MEHMET FATÝH TOSUN
“BÝZ”LÝK HÂLÝMÝZ -2-
YAZI DÝZÝSÝ: “BÝZ”LÝK HÂLÝMÝZ – BÖLÜM -2-
“Makam, sadece bir görev deðil; aðýr imtihandýr.”
Baþlarken: “Dünyevî dostlar ve rütbeler kabir kapýsýna kadardýr.”
Not 1: Yazýlarým baþta nefsimedir.
Not 2: “Biz” ifadesi; kendini “hakikate mazhar bir davada, asil duruþun ve Allah (cc) rýzasýna yönelmiþ hayatýn mensuplarý” olarak tanýmlayan her camia, sivil toplum kuruluþu, siyasi parti vb. oluþumlardan birine aidiyet hissedenleri kapsamaktadýr. Buradaki biz, tanýma uyan sizsiniz…
Sözümüz “Biz”lere…
“Biz” bir makama talip olduðumuzda nasýl bir yükü talep ettiðimizin farkýnda mýyýz?
Biz inanýyoruz ki; ölüm hak ve hakikattir, bu fani dünyanýn ahirinde ebedi, bâki bir âlem var ve bu dünya bir meydan-ý imtihandýr. Her halimizin, her fiilimizin, her nefesimizin hesabý olacak. Bu þuurla, dostluklarýmýz ahirete müteveccih olmalý ve bize emanet edilen rütbelerin, mevkilerin ve makamlarýn da, O’nun (cc) rýzasýna uygun iþler yapmakla mükellef olunan imtihan vesileleri olduðu hatýrýmýzdan çýkmamalý.
Makam sahibi olmak, bizim kadim medeniyet anlayýþýmýzda þereften önce sorumluluk, otoriteden önce emanettir. Çünkü makam; sadece karar vermek deðil, o kararlarýn hesabýný dünya ve ahirette vereceðini bilmektir.
Bizde, kadim devlet kültürümüz, örf ve adetlerimizle edindiðimiz devlet terbiyesi ile makamlara talip olunmaz(dý); liyakati olanlar göreve davet edilir(di). Çünkü makam; ateþten bir gömlek(ti), dikenli bir yol(du), aðýr bir yük(tü), zor bir imtihan(dý) telakki edilir(di).
Makamý, mevkii bir amaç deðil, araç olarak görmeliyiz. Görev, imtiyaz deðil de hizmet gibi algýlanýrsa makamýn hakký tam olarak verilebilir.
Bu “biz” deðiliz!
Ýçimizdekilerin iyilerini tenzih ederek, çürük yumurta kabilinden bazýlarýný görünce “‘Biz’ ne ara bu hale geldik?” demekten alamýyorum kendimi. Devletin imkânlarýný hoyratça kullanan, lüks makam araçlarýyla gösteriþ yarýþýna giren, fütursuzca aðýrlamalar yapan bazý “devletçi” kimliklerin haberlerini izleyince “umarým doðru deðildir” diye hayýflanýyor insan. Doðruysa; aslýnda devlete deðil, sadece kendi cebine hizmet eden bu “çürük yumurtalar” hem dünyasýný hem de ahiretini berbat etmiyorlar mý? “Biz”e zarar vermiyorlar mý?
Bu tiplerin, devletin kesesinden kurduðu sofralar, koltuðun gölgesinde yaptýðý kiþisel þovlar, kibirli yürüyüþleri, buyurgan dilleri… Tüm bunlar “Biz”i kullanarak geldikleri yerlerde, "makamý ben kazandým" zannýnýn dýþa vurumudur diye düþünüyorum. Oysa hiçbir makam kimsenin þahsi mülkü deðildir, “Biz”lerin deðildir. Makamlar, halkýn ve Hakk’ýn emanetidir.
Makamýn gereði: Adalet, þeffaflýk ve ehliyet
“Biz”ce makam sahiplerinde bulunmasý gereken hasletlerden bazýlarý þunlardýr:
Devletin parasýný tüyü bitmemiþ yetimin hakký olarak görür.
Harcamalarýný ölçülü yapar, kararlarýný þeffaf uygular.
Ýsraf etmez, þatafat gösterisine girmez.
Ýþi ehline verir, hak edene hakkýný teslim eder.
Raiyetine adaletle davranýr, zulmü en küçük ölçekte bile taþýmaz.
Makama oturup sadakati ödüllendiren, ama liyakati göz ardý eden; yakýnlarýna kýyak geçip kendine “uzak” olanlara kulak týkayan; adalet yerine þahsi çýkarý merkeze alan kiþi, büyük bir vebalin altýna girmiþ demektir.
Ýþi ehline vermek, devleti korumaktýr
Bugün bazý makamlara gelme süreçlerinde ehliyet (liyakat) yerine “tabiiyet” etkili oluyorsa, o yapýnýn saðlam temeller üzerinde durmasý beklenemez.
Tabiiyet ile gelenin makamý, rüzgârla havalanan yaprak gibidir. Rüzgâr durduðunda yaprak misali yere düþer.
Bu yüzden, devlete ve millete sadakati olmayan, gayesi sadece þahsi çýkar olan kiþilere makam verilmesi, sadece o kiþiye deðil; o koltuðun temsil ettiði tüm deðerlere zarar verir. Devleti korumanýn bir yolu da iþi ehline vermek, tabiiyetten evvel liyakati gözetmektir.
Kibirle hükmeden, adaletle yýkýlýr
Makamý kibir vesilesi kýlanlar, unutmamalýdýr ki; kibirle hükmedenler, eninde sonunda adaletle yýkýlýrlar. Raiyetine yukarýdan bakan deðil; iç içe olan, dinleyen, istiþare eden kazanýr. Devleti temsil eden, milletin gönlünde de yer edinmek zorundadýr. Aksi takdirde, sadece tabelada yazýlý bir unvandan ibaret kalýr.
Dünyevi Dostlar ve Rütbeler Kabir Kapýsýna Kadardýr
Bu müthiþ ifade tam “biz”lik… Ahirete müteveccih olmayan dostluklarýn ve makamlarýn geçiciliðini ve ahiret merkezli bir hayatýn gerekliliðini adeta bir tokat gibi yüzümüze çarpar. Fakat ne gariptir ki; bu hakikati en çok unutanlar, en çok hatýrlamasý gerekenlerdir. Özellikle de elinde yetki, önünde koltuk, arkasýnda güç olan “biz”ler…
Unutmayalým ki; hiçbir makam aracý, sahibini kabir kapýsýndan öteye götüremez. Kabirde “baþkan”, “müdür”, “genel müdür”, “bakan” vb. unvanlar yoktur. Orada sadece “kul” vardýr. Kulun makamý da takvasýdýr, ihlasýdýr, amelidir.
“Biz”lerin kulaðýna küpe olacak bir nasihat:
En bahtiyar o dur ki; dünya için ahireti unutmasýn, ahiretini dünya için feda etmesin.
Son Söz
Makamlar geçici, imtihan çetindir. Makamý, bir araç deðil; bir hesap vesilesi olarak görenler, hem dünyada iz býrakýr, hem de ahirette yüzü ak olur.
Allah (cc); “biz”leri, halka hizmeti, Hakk’a hizmet bilenlerden eylesin. Ýþini layýkýyla yapan, kibirden uzak duran, adaletle hükmeden idarecilerin sayýsýný artýrsýn. Dünyevî makamlarda rýzasýna uygun hizmet yapanlarýn ahiretteki makamlarýný da âli eylesin. Âmin.
(Yazý dizimiz 3. Bölüm ile devam edecek.)



Henüz Yorum yok