MEHMET SÜRMELÝ

TARÝHSELLÝK ÜZERÝNE

TARÝHSELLÝK ÜZERÝNE

Ýslam, insanýn fýtratýna en uygun olan dindir. Selim akýlla ve fýtratla bir çatýþmaya girmez. Bu tespit, aslý bozulmamýþ, ilahi olma vasfýný koruyan her din için geçerlidir. Ýslam’ýn dýþýndaki dinler, Kur’an’ýn beyan ettiði üzere tahrif olmuþtur.[1] Haliyle bizim bu önermemiz diðer dinleri dýþta tutmaktadýr. Hahamlar ve papazlar kendi kafalarýndan bir takým kurallar koymak suretiyle baþka bir din icat etmiþler, sonra da onun bile kurallarýný ihlal etmiþlerdir.[2] Muharref olduðu Kur’an tarafýndan açýkça beyan edilen dinler için semavi, ilahi veya Ýbrahimi ifadelerini kullanmak, batýl dinlere hak din muamelesi yapmaktýr. Hz. Ýsa’ya gelen ilahi dinin sadece Ýsrail oðullarýna gönderildiðini düþünecek olursak, sonraki süreçte bu dinin muharref biçiminin evrensel konuma çýkarýlmasý anlaþýlýr gibi deðildir. Hatta muharref biçimine; “Ýsa’nýn yaþadýðý vahiy tecrübesidir” demek ise tam bir misyonerlik çalýþmasýdýr.

Temelinde insanýn müdahalesi olan ve ilahi olaný tebdil ve tahrif etmekle ortaya çýkan bu dinler fýtratla çatýþmaya girmiþtir. Hz. Ýsa’ya gelen Ýslam’ýn tahrif edilmesiyle ortaya çýkan ve Pavlos’un öðretisi olan Hýristiyanlýk; kaynakça, temel kavramlar, ritüeller, hayata bakýþ ve anlam verme hususlarýnda bünyesinde bulundurduðu çeliþkilerden dolayý, “anlama ve yorumlama” konularýnda Hýristiyan ilahiyatçýlar yeni doktrinler geliþtirmiþlerdir. Tarihsellik ve hermenötik de Hristiyanlýðý anlama hususunda ortaya konan felsefi çalýþmalardan ikisidir. Tarihsellik hakkýnda farklý farklý görüþler vardýr. Hýristiyan kaynaklarýný modern insana daha anlaþýlýr ve rasyonel bir zarf içerisinde sunmayý amaçlar. Ýçerisinde misyonerlik faaliyeti de vardýr. Kiliseye hizmet etmektedir ve misyonerler tarafýndan desteklenmektedir. Esefle belirtelim ki Hýristiyanlarýn kendi dinleriyle ilgili ortaya koyduklarý bu anlayýþ ülkemiz ilahiyatçýlarý tarafýndan bir dönem yaygýn olan moda anlayýþla ve hararetle savunulmuþtur. Verili dünya sistemine dinin alternatif üretmemesi amaçlanmaktadýr. “Batý insanlýk ailesi içerisinde yer alabilmek için” Ýslâm’ýn evrensel mesajlarýndan vazgeçmesi ve Batýlý kurumlarla hesaplaþmaya girmemesi, tarihselcilik içerisinde Müslümanlara dayatýlmýþtýr. Ýlahiyatçý akademisyenler tarafýndan destek görmektedir. Müslüman toplumlarda ithal edilen tarihselliðin temelinde Ýslam’ý tarihe hapsetme ve günümüz olaylarýna “Ýslam’ýn bir þey söylemediðine inanma/inandýrma” vardýr. Türkiyeli ilahiyatçý tarihselciler çok daha ileri giderek lisans ve lisansüstü çalýþmalarda; “Kur’an bize hiçbir þey söylemiyor” iddiasýnda bulunmuþlardýr. Doktora derslerinde takip ettiðimiz Tevbe suresinin hitamýnda ilgili akademisyenin; “Ýþte gördüðünüz gibi Kur’an bize bir þey söylemiyor” diyerek ayetleri 610-632 yýllarý arasýna mumyalamasý imandan ve ilimden yoksun bir yaklaþýmdýr. Hayatýn anlamlandýrýlmasýný vahiy dýþý sistemlere býrakan bu yaklaþým, Müslümanlarýn iç dinamiklerini; imanlarýný, ibadetlerini, Ýslâm’ý bir hayat tarzý olarak görmelerini, moderniteye karþýlýk alternatif bir medeniyet inþa edebilmelerini ve ilmi kurumlarýný çökerttiði gibi, dünya finans sistemi merkezli liberal siyaset anlayýþýna da sýnýrsýz bir iktidar ve meþruiyet alaný tanýmýþtýr.

​​​​​​​Unutmayalým ki surelerin ve ayetlerin iniþ sebeplerini bilmek Kur’an-ý Kerim’i doðru anlamaya vesile olur. Hâl böyleyken, esbabý nüzulü mutlaklaþtýrmak suretiyle tefsiri sadece bundan ibaret bilmek ayetleri tarihe hapsetmeye neden olabilir. Tarihte bu hataya düþen müfessirler de olmuþtur. Mesela; faizin, içkinin, hýrsýzlýðýn, fuhþun, tesettürün, kâfir velayetinden kaçýnmanýn, toplumda fitne çýkarmanýn vb. hükümlerini ve neticelerini sadece bu ayetlerin iniþ sebebine odaklayýp mutlaklaþtýrmak kötü niyetle olmasa da bir tür tarihsel anlamaya götürebilir. Bu baðlamda tefsiri sadece “Esbab-ý nüzul ilmini bilmek” diye ifade eden anlayýþý tutmadýðýmýzý belirtmek isteriz. Esbab-ý nüzul, vahyi doðru anlamaya yardým eden unsurlardan sadece birisidir. Tarihselciliði reddiye Konusuyla ilgili rivayet kitaplarýnda Huzeyfe b. Yeman’dan þöyle bir olay nakledilir. Hz. Huzeyfe’nin rivayetini çok önemsiyoruz. Kibar-ý sahabeden olduðu için Hz. Peygamberin bakýþýný yansýtmasý muhtemeldir. Zaten bu nedenle olay hadis kitaplarýnda yer almýþtýr. Þöyle ki; “Huzeyfe (r.)’ýn yanýnda Maide suresinin 44. ayetiyle ilgili bir görüþ beyan edilmiþ ve ayetin sonundaki ‘Kim Allah’ýn indirdiði hükümlerle amel etmezse onlar kâfirdirler’ buyruðuna gelince orada bulunanlardan birisi “Bu ayet Yahudiler hakkýnda indirildi”, demiþtir. Bunun üzerine Hz. Huzeyfe (r.), “Bu Ýsrail oðullarý sizin ne güzel kardeþleriniz. Kur’an’dan güzel bir þey/müjde nazil olursa size; herhangi bir uyarý/tehdit nazil olursa onlara. Bu ayet bizler hakkýnda inmiþtir.  Hayýr! Allah’a yemin ederim ki siz ayak baðlarýnýza kadar” [3] Yahudileri körü körüne taklit edeceksiniz “[4] buyurmuþtur.  Hz. Huzeyfe, demek istiyor ki ayný durumlar sizin aranýzda da meydana geldiðinde ayetteki hükümler sizin için de geçerlidir. Ayetin ifade ettiði hüküm, illetler ayný olduktan sonra neticenin herkesi baðlayacaðýdýr. Kýsacasý Huzeyfe (r.), ayetin ifade ettiði hükmü iþletmek istemeyip tek bir olayla ayeti dondurmak arzusundaki kiþinin kötü niyetini sezip yukarýdaki açýklamayý yapmýþtýr. Böylece ayetleri tarihe hapsetmenin ve evrensel hükümler çýkarmamanýn, ictihada kaynak yapmamanýn doðuracaðý yanlýþ sonuçlarý, bir sahabi olarak ortadan kaldýrmaya çalýþmýþtýr. Ayný ayetle ilgili Ýbni Abbas’tan da þu nakil yapýlmýþtýr: Maide suresinin 44, 45 ve 47. Ayetleri kendisine okunup ayet sonlarýndaki; “… Allah’ýn indirdiði hükümlerle amel etmeyenler; kâfirler, zalimler ve fasýklardýr” ifadeleri hakkýnda birisinin, “onlar Ehli Kitap içindir” demesi üzerine Ýbni Abbas, ayetin tarihselleþtirilmesine karþý çýkmýþ ve O da Hz. Huzeyfe gibi þu cevabý vermiþtir: “Bu Ehli Kitap ne hoþ insanlarmýþ! Kur’an’da müjdeli bir þey olunca size, acý ve azap içerikli bir þey olunca onlara öyle mi? Unutmayýn! Kim ki Allah’ýn bir hükmünü inkâr edecek olursa küfre girer.” Kur’an’ýn en büyük müfessirlerinden Ýbni Mesud da; “Bu ayetler Yahudiler ve Hristiyanlar dahil herkes hakkýnda umumidir” demiþtir.(5)

Tarihselliðe reddiye baðlamýnda Abdullah b. Abbas’tan gelen þu rivayette oldukça önemlidir: Hýrsýza verilecek cezayý muhtevi Maide suresinin 38. Ayetiyle ilgili; hüküm umumi mi? Yoksa hususi mi? Diye sorduklarýnda, Ýbni Abbas; “Umumidir” cevabýný vermiþtir.[16] Bu bakýþ ahkâmýn evrenselliði ile ilgili oldukça önemlidir. Kanaatimize göre sahabe bu bakýþý vahyin bizzat kendi gönderiliþ amacýndan ve Resulullahýn bakýþýndan çýkarmýþtýr.

-----------

[1] Bak: Bakara 2/75; Maide 5/13,41.
[2] Bak: Hadid 57/27.
[3] Taberi, Camiu’l-Beyan, c.IV, s.593.
[4] Hakim, Müstedrek, h.no: 3218, c.II, s. 342.
[5] Zemahþeri, Keþþaf, c. I, s. 625.
(6)Ýbni Kesir, Tefsir’u-l Kur’an’i-l Azîm, c. II, s. 52.

MEHMET SÜRMELÝ

Henüz Yorum yok

Ýlk yorumu siz yazýn.

Yorum Býrakýn

E-Mail adresiniz yayýnlanmaz.







Yazarýn Diðer Makaleleri