- 18 Ocak 2026 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -VI-
- 15 Ocak 2026 - MÝRAÇ HÂLÂ SÜRÜYOR
- 10 Ocak 2026 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -V-
- 04 Ocak 2026 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -IV-
- 27 Aralýk 2025 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -III-
- 20 Aralýk 2025 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -II-
- 06 Aralýk 2025 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ
- 05 Kasým 2025 - KANDÝL YAÐININ KOKUSUNDA KUDÜS
- 03 Aðustos 2024 - KUDÜS'E ÞAÝRCE BAKIÞ
MUSTAFA KÜÇÜKTEPE
KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -I-
KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -I-
Mustafa KÜÇÜKTEPE
Geceye Veda, Yola Dua
Kayseri’de saat gece dokuzu vurduðunda, Erciyes’in koynuna karanlýk çökmüþ, gökyüzü bir kadife gibi yýldýzlarla iþlenmiþti. Valizler deðil, kalplerimiz doluydu, içinde heyecan, özlem, dua…
Havaalaný ýþýklarý altýnda her adým, bir niyetin yankýsý gibiydi: “Rabbim, bizi mübarek kýlýnmýþ beldelere ulaþtýr.” Uçaðýn motoru çalýþýrken içimizden þu cümle geçiyordu: “Bir yolculuk baþlýyor, sadece topraða deðil, bir ülkeye bir mekana deðil, kalbe doðru…”
Uçak havalandýktan sonra, þehrin ýþýklarý birer birer sönüyordu. Gecenin derinliðinde, Erciyes sessiz bir dua gibi kaldý ardýmýzda. Rüzgârýn uðultusu, bir sûre sesi gibiydi: “Ve huvellezî yuseyyirukum fil-berri vel-bahr...” (Yunus, 22) “Sizi karada ve denizde yürüten O’dur.” Aslýnda uçak göðe deðil, kalbin semasýna yükseliyordu.
Uçak bulutlarýn arasýnda süzülürken, altýmýzda bir karanlýk deniz üstümüzde yýldýzlarla yazýlmýþ bir dua vardý. Zaman yavaþladý, saatler, kalbin ritmine uymaya baþladý. Yolcularýn sessizliði bir zikir gibi çoðalýyordu. Bir kadýn parmak uçlarýyla tespihini çekiyor, bir genç gözlerini kapatmýþ (muhtemelen) bir ayet mýrýldanýyordu.
gecedir ama içinde bir seher saklýdýr
uykusuz bir ruh Kudüs’e yürür
her nefeste bir “amin”
her kalp atýþýnda bir “vardým” yankýlanýr
Gökyüzü, ruhun aynasýydý bu yolculukta. Bir an gözlerimi kapadým sanki Ýsrâ gecesine dokunur gibiydim. Belki de bu uçuþ, modern bir mi’rac idi: metal kanatlarda ama kalbiyle secdede…
Önce Ýstanbul havalimanýna indik. Umman bekleme salonunda rehberimiz Ýsmail ile tanýþtýk. Sonra Ýstanbul’dan Amman’ a…
Sabaha karþý indik Amman’a. Buradaki saat ülkemizdekiyle ayný deðildi. Ýmsak bile olmamýþtý henüz. Havalimanýnda bavullarý yüklendik, abdestlerle silahlandýk. Þehrin kenarýnda güzel bir camide sabah namazýný kýldýk. Secdeye vardýðýmda, gözyaþlarým ellerime düþtü. Sanki Rabbim “Ben size þah damarýnýzdan da yakýným.” (Kaf, 16) buyurmuþtu da, o yakýnlýðý ilk defa bu kadar yakýndan hissediyordum. Takrar otobüse binerek Umman’ýn þafaðýnda sýnýra doðru yollandýk. Etrafta bir huzur vardý; sanki gökyüzü bile bu yolculuðun farkýndaydý.
Ufukta beliren solgun ýþýk, gecenin ardýndan gelen bir tebessüm gibiydi. Bu topraklar, peygamberlerin adýmlarýyla yoðrulmuþ, daðlar sükûnetle dua ediyordu. Musa Peygamber, Þuayb peygamber, Lut peygamber, Yuþa peygamber ve daha isimleri bilmediðimiz peygamberler vardý … Sahabelerden Kudüs Fatihi Ebu Ubeyde Bin Cerrah ve nicelerinin ayak izleri vardý. Mute destaný da bu topraklarda yazýlmýþtý. Her adým, tarihin derin nefesiyle dokunuyordu ruhuma.
Hava serindi; rüzgârýn kokusu tarihti, ilahiydi. Bir an durdum ve ellerimi semaya kaldýrdým:
“Rabbim, bizi hidayet yoluna ulaþtýr. Bu yolculukta taþlara deðil, manaya yürüyelim.”
Amman’ýn sessiz sabahýnda kuþlar uyanýrken:
geceden geldik aydýnlýða erdi
zaman bir dua gibi aktý içimizden
bir þehir uyandý bizse içimizdeki Kudüs’ü uyandýrdýk
uzakta güneþ doðarken Kudüs’ün hayali ufka dokundu
o an biliyordum, biz henüz Kudüs’e varmamýþtýk
ama Kudüs bize çoktan yaklaþmýþtý
Rehberimiz dolu dolu beþ gün geçireceðimiz söyledi. Mescid-i Aksa'ya çok yakýndýk. Gözyaþlarýmýzý tutmaya gücümüz yetmiyordu...
Geceyi uykusuz geçirmiþtim. Pencerenin buðusuna Kudüs yazdým. Her harf bir dua, her harf bir özlem oldu. Bir saatlik yol, bir ömür gibi geçti. Otobüs ilerlerken içimde baþka bir ses büyüyordu, bir davetin yankýsý, kalbimin en derin yerinden gelen bir çaðrý: “Yeryüzünde dolaþýn da, öncekilerin sonunun nasýl olduðuna bakýn.”(Rum, 42)
Bir mola yerinde durduk. Arka tarafý Lut Gölüydü. Lut Gölünün içerisinde tuz oraný çok fazla olduðundan Tuz gölü de denilmektedir. Tesiste tuzdan yapýlmýþ sabunlar, þampuanlar, kremler gibi kozmetik ürünlerinin yanýnda Ürdün yöresel hediyelik eþyalarý da satýlmaktaydý. Baharatlý bir çay ve hurma ikram edilen tesiste ihtiyaçlarýmýzý giderip abdestlerimizi aldýk ve Lut Peygamberi hatýrladýk:
Ýslam ansiklopedisinde: “Kur’ân-ý Kerîm’de yirmi yedi yerde ismen zikredilen Lût’un Ýbrâhim’in tebliðini kabul ettiði (el-Ankebût 29/26), onunla birlikte bereketli ülkeye ulaþtýrýldýðý (el-Enbiyâ 21/71), peygamberlerden olduðu (es-Sâffât 37/133), diðer peygamberler gibi âlemlere üstün kýlýndýðý (el-En‘âm 6/86), ona hüküm ve ilim verildiði, sâlihlerden olduðu ve ilâhî rahmete kabul edildiði (el-Enbiyâ 21/74-75) bildirilmektedir. Tevrat’ta iddia edildiði gibi Lût, amcasý Ýbrâhim’in çobanlarýyla kendi çobanlarý arasýnda çýkan bir anlaþmazlýk üzerine ve mümbit topraklarý tercih ettiði için deðil peygamber olarak görevlendirilip gönderildiði için (es-Sâffât 37/133) Sodom’a gitmiþtir. Kavmine Allah’a karþý gelmekten sakýnmalarýný, kendisine itaat etmelerini, kadýnlar yerine erkeklerle beraber olmalarýnýn büyük ahlâksýzlýk ve günah olduðunu bildirmiþ, bundan vazgeçmelerini istemiþtir. Kavmi ise iþlerine karýþmaya devam ettiði takdirde sürgün edileceðini söylediði gibi, “Eðer doðru söylüyorsan bizi tehdit ettiðin azabý getir” diye kendisine meydan okumuþtur. Bunun üzerine Lût onlarýn yaptýklarýnýn vebalinden kendini kurtarmasý için Allah’a dua etmiþtir (el-A‘râf 7/80-81; eþ-Þuarâ 26/160-166; en-Neml 27/54-55; el-Ankebût 29/28-30). Lût’un duasýný kabul eden Allah ahlâksýz kavmi helâk etmek üzere Cebrâil, Mîkâil ve Ýsrâfil olduklarý nakledilen üç meleði görevlendirir (Fîrûzâbâdî, VI, 56). Melekler genç ve yakýþýklý birer erkek sûretinde önce Hz. Ýbrâhim’e gelip Ýshak’ýn doðumunu müjdelerler, ayrýca Lût kavmini helâk etmek üzere geldiklerini haber verirler (Hûd 11/69-70; el-Hicr 15/57-58; el-Ankebût 29/31). Ýbrâhim, Lût’un onlarla beraber yaþadýðýný hatýrlatarak helâkin biraz tehiri ve inananlarýn kurtulmasý konusundaki temennilerini Allah’ýn elçilerine tekrarlar (Hûd 11/74).
…
Melekler Lût’un yaþadýðý yere gelince Lût daha önce hiç görmediði bu yabancýlarý evinde misafir eder. Bir taraftan da kavminin yapacaðý kötülüðü düþünerek içi daralýr (Hûd 11/77). Misafirlerden haberdar olan halk toplanýp evi kuþatýr ve misafirlerin kendilerine teslim edilmesini ister. Lût kendisini misafirlerin yanýnda rezil etmemelerini, isterlerse kýzlarýyla evlenebileceklerini, ancak misafirlerden vazgeçmelerini söyler. Fakat onlar Lût’a, baþkalarýnýn iþine karýþmaktan ve yabancýlarý evine almaktan kendisini menettiklerini hatýrlatarak isteklerinde ýsrar ederler. Lût, “Keþke size karþý koyacak gücüm olsaydý” diyerek sýkýntýsýný dile getirir (Hûd 11/77-80; el-Hicr 15/67-71). Bunun üzerine melekler Allah’ýn elçileri olduklarýný, kavminin kendisine ve ailesine zarar veremeyeceðini, geceleyin þehri terketmesini, sabaha yakýn azabýn geleceðini, karýsý dahil kavminin helâk edileceðini bildirirler (Hûd 11/81). Öte yandan dýþarýda evi kuþatan ve içeri girmeye uðraþan halkýn gözlerini kör ederek (el-Kamer 54/37) onlarý evin çevresinden uzaklaþtýrýrlar. Lût ve ailesi þehirden çýkar, sabaha karþý da þehrin altý üstüne getirilir, üzerlerine balçýktan piþirilmiþ, kat kat taþlar yaðdýrýlýr ve Lût’un kavmi karýsýyla birlikte helâk edilir (el-A‘râf 7/83-84; Hûd 11/81-83; el-Hicr 15/65, 73-74; el-Kamer 54/37-39; et-Tahrîm 66/10).
Burada, sessizlik bile konuþur gibiydi. O suyun yüzünde taþlaþmýþ bir uyarý saklýydý:
“Biz onlarý sabaha karþý, köklerini kesip yerle bir ettik.” (Hud, 82) Sodom, Gomore þehirleri burada sulara gömülmüþtü.
Ürdünlülerin Kral Hüseyin Köprüsü, Ýsraillilerin ise Allenby Köprüsü dediði sýnýra vardýðýmýzda, sadece ülkeler deðil, zaman da deðiþmiþ gibiydi. Önce Ürdün sýnýrýndan çýkmamýz ardýndan Ýsrail sýnýr kapýsýndan içeri girmemiz gerekiyordu. Ürdün’ de pasaportlarý tur görevlileri, valizlerimizi ise kendimiz otobüsten alarak X-Ray cihazýndan geçirerek tekrar otobüse bindik. Burada fazla beklemedik. Asýl sýkýntý Ýsrail sýnýrýndaydý. Yüreðim sýkýþtý.
Ýsrailli görevlilerin sert bakýþlarý altýnda pasaportlarýmýz toplandý. Güvenlik görevlisi tek tek inceledi. Valizlerimizi aldýk ve yeniden tek kiþinin görev yaptýðý bankonun önünde sýraya dizildik.
Burada çok tedirgin olduk. Haklý da çýktýk. Bir kaç arkadaþý saatlerce tuttular. Haliyle bizlerde beklemek zorundaydýk. Ýsrailliler giriþte size mavi bir kart veriyor ve kimlik yerine geçiyor. Çýkarken haraç pardon harç alýyorlar (50 dolar), size bu defa pembe bir kart veriyorlar. Rehber sýký sýkýya tembihliyor: Pasaportlar ve mavi kartlar sürekli yanýnýzda bulunsun…
Sýnýr kapýsýndan geçerken pasaportumu deðil, kalbimi uzattým sanki. Sýnýr kapýsýnda zaman aðýrdý. Ýnsanlar sýrada, bakýþlar kontrolde, çantalar x-ray’de… Fakat en çok kalpler tartýlýyordu sanki. Bankodan geçerken pasaportumdan çok kalbim mühürlendi.
Otobüse binip Filistin topraklarýna adým attýðým anda içimde bir dinginlik, bir huþu vardý… Orada, bir çizginin ötesinde, tarihin derin bir nefesi vardý.Bu topraklarda yürümek, sadece bir ziyaret deðil; bir tanýklýk, bir ibret, bir dua yolculuðuydu.
Ufukta Kudüs’ün silüeti görünmese de, ruhum çoktan oradaydý. Her adýmda tarih, her nefeste dua; Kudüs’ün topraklarý kalbime iþleniyordu. Yol sadece fiziksel deðildi, ruhani bir yolculuktu. Kudüs, bizi bekliyordu ve biz çoktan ona yaklaþmýþtýk.
Birkaç sýnýr geçtim bugün. Haritadan deðil, kalbimden. Pasaportla deðil, dua ile. Toprak deðiþti, ülkeler deðiþti ama asýl deðiþen bendim, benliðimdi…



Henüz Yorum yok