MEHMET ALTUNTAŞ

AKSA TUFANI: SESSİZLİĞE KARŞI BİR HURUÇ, İNSAN ONURUNA BİR ÇAĞRI -YENİ-

BağlantıAKSA TUFANI: SESSİZLİĞE KARŞI BİR HURUÇ, İNSAN ONURUNA BİR ÇAĞRI

BağlantıGazze’de yaşananlar bir güvenlik meselesi değil, uluslararası hukukun askıya alındığı, insan haklarının sistematik biçimde ihlal edildiği bir soykırım sürecidir. 7 Ekim Aksa Tufanı, bu bağlamda, uzun yıllardır süren işgal, abluka ve kolektif cezalandırma politikalarına karşı ortaya çıkan bir kırılma anı olarak tartışılmalıdır.

BağlantıGazze: Çatışma Değil, Hukuk Krizi

Gazze’de yaşananlar, artık “çatışma” ya da “orantısız güç kullanımı” gibi kavramlarla izah edilemeyecek bir noktaya ulaşmıştır. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, uluslararası hukuk literatüründe açık karşılığı olan; sivillerin hedef alındığı, temel yaşam haklarının kasıtlı olarak ortadan kaldırıldığı ve bir halkın kolektif biçimde cezalandırıldığı ağır insan hakları ihlalleri zinciridir.

7 Ekim 2023’te gerçekleşen Aksa Tufanı’nı anlamak için, tekil bir güne değil; on yıllardır süren işgale, abluka rejimine ve Filistin halkının sistematik olarak hak dışı bırakılmasına bakmak gerekir. Aksi hâlde neden-sonuç ilişkisi koparılır, hukuk yerini propagandaya bırakır.

BağlantıPatlaması Kaçınılmaz Bir Hukuk Krizi

Norveç Oslo Üniversitesi’nde çalışan tarihçi Erik Skare, Yedi Ekim’e Giden Yol: Filistin’de İslami Hareketin Tarihi adlı eserinin girişinde, 7 Ekim’i tekil bir olay değil, uzun süre biriktirilmiş bir tarihsel ve insani basıncın sonucu olarak tarif ederken şu tespiti yapar:

“Ve Gazze, eninde sonunda patladı. 7 Ekim 2023’te Filistinli silahlı gruplar İsrail sınırındaki duvarı aştığında, Gazze on altı yıldır abluka altındaydı. Nüfusun %80’e yakını dış yardıma bağımlı hâle gelmişti; üçte ikisi gıda sıkıntısı çekiyor, neredeyse yarısı ise çok boyutlu bir yoksulluk içinde yaşıyordu. Halkın yarısından fazlası işsizdi; gençlerde ise bu oran %70’in üzerindeydi. 2023’e gelindiğinde, otuz yaş altındakilerin çoğu Gazze dışına hiç çıkamamıştı. On altı yaşındaki bir çocuk, dört savaşın, sayısız çatışmanın, hava saldırısının ve sınır ötesi silahlı çarpışmanın içinde büyümüştü. Gazze’nin sonsuza dek bu şekilde hapsedilmiş kalması mümkün değildi. Nitekim kalmadı da.” (Erik Skare, s.21)

Bu satırlar, Gazze’de yaşananların bir “ani radikalleşme” ya da “nedensiz şiddet” olmadığını; aksine, uluslararası hukukun uzun süre askıya alındığı, insan haklarının sistematik biçimde ihlal edildiği bir sürecin kaçınılmaz kırılması olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla 7 Ekim 2023’te gerçekleşen Aksa Tufanı’nı anlamak için tek bir güne, tek bir eyleme ya da tek bir aktöre bakmak yetmez. Asıl bakılması gereken; on yıllardır süren işgal, abluka rejimi ve Filistin halkının temel haklardan mahrum bırakılmasıdır. Bu bağlam koparıldığında, neden–sonuç ilişkisi bilinçli biçimde ters yüz edilir; hukuk yerini siyasete, insan hakları ise propagandaya bırakır.

Bağlantıİşgal, Abluka ve Kolektif Cezalandırma Gerçeği

Uluslararası hukuka göre işgal altındaki bir halkın, işgale karşı direnme hakkı, Birleşmiş Milletler kararları ve teamül hukuku tarafından tanınmıştır. Bu hak, sivillerin hedef alınmasını meşru kılmaz; ancak işgali ve işgalin sürdürülmesini de hukuken savunulabilir olmaktan çıkarır.

Gazze, 17 yıldır kara, deniz ve havadan kuşatılmış; elektrik, su, gıda ve sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlanmış bir bölgedir. Bu durum, Cenevre Sözleşmeleri’nde açıkça yasaklanan kolektif cezalandırma kapsamındadır. Sivillerin yaşam alanlarının, hastanelerin, okulların ve ibadethanelerin sistematik biçimde vurulması ise artık münferit ihlal değil, devamlılık gösteren bir suç pratiğidir.

BağlantıSivil kavramının siyasallaştırılması

“Sivil” kavramı da bu noktada ciddi biçimde çarpıtılmaktadır. İşgalci devletin askeri himayesi altında, silahlandırılmış ve fiilen toprak gaspının parçası hâline getirilmiş yerleşimcilerin mutlak biçimde “sivil” kabul edilmesi; buna karşın kendi toprağını savunan Filistinlinin otomatik olarak “terörist” ilan edilmesi, hukuki değil siyasidir. Uluslararası hukuk, sivilliği yalnızca üniforma üzerinden değil, çatışmaya fiilî katılım üzerinden tanımlar.

Evlenirken nikah fotoğrafını çektirirken bile ellerinden silah bulundurmayı vazife adliyeden insanların adları ne olursa olsun yerleşim sıfatını alarak Filistinli insanları evlerinden çıkartması ve zorla topraklarından sürülmesine sebep olmaları üzerlerinde muhakkak üniforma olmasını gerektirmez.

İşgalin parçası hâline gelmiş bir nüfusun mutlak masumiyet zırhıyla korunması, hukukun değil gücün dilidir.

BağlantıTerör mü direniş mi hukuk ne söyler?

Benzer bir çarpıtma “terör” kavramında da görülmektedir. Sivilleri korkutmayı, yaşam alanlarını yok etmeyi ve bunu sistematik hâle getirmeyi esas alan eylemler, fail ister devlet ister örgüt olsun, insan hakları ihlalidir. Öyle ki bu hukuksuzluktan cesaret alan bir grup Yahudi genç Kudüs'ü ziyarete gelen Katolik bir papaza fiziki şiddet eyleminde bulunma pervasızlığını göstermektedir.

“Kudüs'te Yahudi genç Papaz'a saldırdı 'Lanet Olsun İsa'ya! dedi ve tükürdü” başlıklı videoda** herşey apaçık ortada.

Bu bağlamda, on binlerce sivilin öldürüldüğü, yüz binlercesinin yerinden edildiği Gazze’de asıl tartışılması gereken, terör devletinin ürettiği şiddetinin cezasızlığıdır.

Teröre açıkça arasallaştıran bir devletin yaptığı tüm işlemler ister vatandaşları iyiliği olsun ister yerleşimciler ehliyet olsun bir terördür. Diğer yandan Hamas'ın ve silahlı kanadı İzzettin Kassam'ın 7 Ekim Aksa Tufanı harekatı sırasında sivillerin ölümlerine sebep olan faaliyetlerini tasvip etmemiz mümkün değildir. Bununla birlikte İsrail'in yaptığı insanlık dışı soykırımı ve terör faaliyetlerini görmezden gelerek “Hamas da bir terör örgütü diyerek” Bir toplumun komple soykırıma uğradığı gerçeğini perdelemeye çalışanlara da sormak istiyoruz?

-Sizin Amacınız nedir?

Hamas’ın Aksa Tufanı’nı, işgale ve ablukaya karşı bir direniş eylemi olarak gerekçelendirmesi; uluslararası kamuoyunun hoşuna gitmeyebilir. Ancak hukukun görevi, hoşumuza gidenle değil, nesnel normlarla konuşmaktır. İşgal gerçeği görmezden gelinerek ne adalet tesis edilebilir ne de kalıcı barış mümkün olur.

BağlantıGazze'de Yargılanan Sadece İnsanlar Değil

Gazze’de bugün yaşananlar, yalnızca Filistin halkının meselesi değildir. Bu tablo, uluslararası hukukun, insan hakları rejiminin ve küresel vicdanın ne ölçüde aşındığını göstermektedir. Eğer sivillerin topluca hedef alındığı bu süreç cezasız kalırsa, insan hakları evrensel bir ilke olmaktan çıkar, güçlülerin keyfine bırakılmış bir söyleme dönüşür.

7 Ekim Aksa Tufanı’nı tartışmak, Filistinlilerin maruz bırakıldığı soykırım iddialarını görmezden gelerek yapılamaz. Hukuk, seçici uygulanamaz; insan hakları, kimliğe göre askıya alınamaz.

Bugün Gazze’de sorulan soru nettir:

Uluslararası sistem, hukuku gerçekten herkes için mi savunacaktır, yoksa yalnızca güçlüler için mi?

Bu soruya verilecek cevap, sadece Filistin’in değil, insanlığın geleceğini de belirleyecektir.

​​​​​​​Dipnotlar:

Bağlantı*Erik Skare, Yedi Ekim’e Giden Yol: Filistin’de İslami Hareketin Tarihi, Kutadgu Yayınevi, 2025

Bağlantı**Kudüs'te Yahudi genç Papaz'a saldırdı 'Lanet Olsun İsa'ya! dedi ve tükürdü.! 11.01.2026 https://youtu.be/NledPcwgI_0?si=eWGqTON9cOOZ93jl

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri