Kudüs Ana Haber
KUDÜS OKUMALARI

İHSAN ŞENOCAK'IN KALEMİNDEN "BİN YILDIR DÜŞMEYEN CEPHEMİZ DOĞU TÜRKİSTAN"

İhsan Şenocak'ın "Bin Yıldır Düşmeyen Cephemiz Doğu Türkistan" eseri, sadece bir coğrafyanın hazin hikâyesini değil, İslam ümmetinin kanayan iki büyük yarası olan Doğu Türkistan ve Gazze’nin sessiz çığlığını kalbimize mühürlerken, bu coğrafyalarda yaşayan ümmetin onur ve hürriyet davasını sarsıcı bir dille ele almaktadır. Kitaptan süzülen şu hakikatler ışığında hazırlanan bu inceleme, Doğu Türkistan’da yaşanan sessiz soykırımı iliklerimize kadar hissettirirken, okuyucuyu konforundan uyandırıp bir vicdan muhasebesine davet etmekte, her Müslüman’ın bu ve bunun gibi eserleri neden okuması gerektiğini gözler önüne sermektedir.

ERDAL ERGENÇ28 Haziran 202614:001
İHSAN ŞENOCAK'IN KALEMİNDEN "BİN YILDIR DÜŞMEYEN CEPHEMİZ DOĞU TÜRKİSTAN"

 

Tarihin Sessiz Çığlığı: İkinci Endülüs Doğu Türkistan

Bugün Gazze’de bombalar altında can veren kardeşlerimizin feryadı dünyayı inletirken, Doğu Türkistan’da "Sincan/Kazanılmış Topraklar" adı altında sessiz bir soykırım yaşanmaktadır. Yazar, bu kadim İslam beldesini "İkinci Endülüs" olarak tanımlar; dün Kilise’nin Endülüs’te yaptığı kültürel ve fiziksel yıkımın bir benzeri, bugün modern dünyanın gözleri önünde Çin tarafından Türkistan topraklarında sistematik bir şekilde tatbik edilmektedir. Bir yanda Gazze’nin açık hava hapishanesi hali, diğer yanda Türkistan’ın devasa bir toplama kampına dönüştürülmesi, kalbi olan her mümin için taşınması zor bir yüktür.

 

Firavun’u Geride Bırakan Modern Bir Soykırım

Eserde, Çin zulmünün ulaştığı boyutların tarihteki en zalim figürlerle kıyaslandığı görülmektedir. Yazarımız eserde bu konuyu şöyle vurgulamaktadır. "Firavun'un Beni İsrail'e yaptığından daha sefil bir zulüm var bugün Doğu Türkistan'da. Firavun, doğan çocuklardan sadece erkekleri, Çin ise daha anne karnında kız-erkek ayrımı yapmadan hepsini katlediyor. Ne var ki köpekler için yürüyen dünya, ölen Müslüman olunca ses çıkarmıyor.”. Gazze’de çocuklar füzelerle şehit edilirken, Türkistan’da henüz gün yüzü görmemiş masumlar bir soykırımın kurbanı olmaktadır. Ne acıdır ki dünya, köpek hakları için sokaklara dökülürken, katledilen Müslüman olduğunda BM’den AB’ye kadar tüm küresel güçler kör ve sağır kesilmekte; adeta Çin’e "Biz Müslümanlara bu çapta bir zulüm yapamadık, sen yap" dercesine sessiz bir destek vermektedir. Zulüm sadece fiziksel şiddetle sınırlı kalmamakta, sosyal bir aşağılama ile desteklenmektedir; Müslümanları "hırsız" gibi göstererek kendi büyük hırsızlığını gizlemeye çalışan Çin, mağazalarda Uygurlar için "ceplerinize dikkat edin" şeklinde aşağılayıcı anonslar yaptırmaktadır. Ayrıca, tutuklananların geride kalan aç ailelerine yardım etmek bile Çin kanunlarına göre suç sayılmaktadır.

 

Mahremiyetin İhlali: Evlerin İçindeki İşgal

Belki de kitabın en sarsıcı ve yürek dağlayan tespiti, işgalin evlerin mahremiyetine kadar uzanmasıdır. Gazze’de evler yıkılsa da iffet surları ayaktadır; ancak Doğu Türkistan’da "Uygur-Çinli Kardeşliği" adı altında, Müslüman erkeklerin toplama kamplarına hapsedildiği bir dönemde, bu ailelerin evlerine zorla Çinli erkekler yerleştirilmektedir. Müslüman kadınlar, kendi evlerinde mahremiyetlerinin hiçe sayıldığı bu cehennem hayatına zorlanmaktadır. Yazar bu durumu, "Doğu Türkistan'da Murabıtlar zindanda, ribatlar (evler) işgal altında" sözüyle özetlerken, işgalin sadece toprağa değil, ümmetin namusuna yapıldığını haykırmaktadır.

 

Mazeretlerin Ötesinde Bir Mücadele Ruhu

İhsan Şenocak, Müslümanın hayatında bahanelere yer olmadığını, davası İ'la-i Kelimetullah olan bir nefer için mazeretin geçersiz olduğunu belirtir. İstanbul, en zor ve dağılma sürecini yaşadığı Osmanlı döneminde bile mazeret üretmemiş, elindeki kısıtlı silahları Türkistanlı kardeşlerine göndermiştir. Bugün Gazze için ne hissediyorsak, Türkistan için de aynı "mukaddes öfkeyi" diri tutmak zorundayız; çünkü yazarın deyimiyle, "insan kafasını fare kafasından ayıran en temel özellik zalime karşı duyduğu öfkedir". Çocuklarımıza zalime dost olmayı değil, Osman Batur gibi, Abdulkâdir Damulla gibi hasım olmayı öğretmeliyiz ki, her şey bitti dendiği anda bir "Murabıtlar ordusu" olarak yeniden ayağa kalkabilelim.

 

Vicdan Muhasebesi: Açlık ve Tokluk Arasında Ümmet

Kitap, ümmetin vicdanına ağır ve sarsıcı bir soruyla seslenir: Hendek Savaşı’nda açlıktan karnına taş bağlayan bir Peygamber’in (sav), bugün iftar sofralarında çok yemekten hazım sorunu yaşayan ümmetiyiz. Kardeşlerimiz Gazze’de ve Türkistan’da açlık ve sahipsizlikle imtihan edilirken, bizim bu konfor içindeki halimiz asıl büyük imtihanımızdır. Sakif Kabilesinin İslam'ı kabul etmek için kendi rahatından ödün vermeyen imtiyazlar beklemesi gibi, bugün de sadece kendi dünyasını düşünen bir anlayış kitabın en keskin eleştirilerinden biridir. Çözüm ise bellidir: Kavli duaları, Çin mallarını boykot ederek fiilî dualarla birleştirmek ve zalimlerin saltanatını mazlumların ahıyla yıkacak iradeyi kuşanmaktır.

 

Neden Okumalıyız?

Bu kitap, Doğu Türkistan’ı sadece uzak bir coğrafya değil, ümmetin bin yıldır düşmeyen bir cephesi ve bizim "ribatımız" olarak idrak etmek için okunmalıdır. İhsan Şenocak, okuyucuyu mazeret üretmeyi bırakıp, bu zulmü çevresine anlatarak ve boykot silahını kuşanarak birer "murabıt" olmaya davet etmektedir. Eğer zulme karşı öfkenizi tazelemek, Gazze ile Türkistan arasındaki o kopmaz bağı kalbinizde hissetmek ve Kiramen Kâtibîn meleklerinin sizi bu zulmün karşısında duran bir muzdarip olarak yazmasını istiyorsanız, bu eseri mutlaka okumalısınız. Unutmayın; "vakit tamam olup muhteşem ordular sefere çıktığında", bugün açık hava cezaevine dönen bu beldeler yeniden hürriyetin yurdu olacaktır.

 

KADİR ÖRNEK

Bu haberi paylaş

Habere Tepki Ver (0)

Yorumlar

Yorum Yaz