MUHAMMED ÞAMÝL GENÇOSMANOÐLU

SOSYAL MEDYA ÇAÐINDA ÝBADETÝN MAHREMÝYET KAYBI

SOSYAL MEDYA ÇAÐINDA ÝBADETÝN MAHREMÝYET KAYBI

“Ýbadet mi, Temsil mi? Modern Görünürlük Hastalýðý”

Sosyal medya ortaya çýktýðýndan beri bazý þeylerin tadý kaçtý, hatta cýlký çýktý. Artýk kimse bir þeyin aslýyla, hakikatiyle ilgilenmiyor. Tek bir kaygý var: görünür olmak…

Dijital çað, yalnýzca yeni araçlar üretmemiþtir; insanýn kendisiyle, baþkalarýyla ve hakikatle kurduðu iliþkiyi kökten dönüþtüren yeni bir varoluþ zemini inþa etmiþtir. Sosyal medya, bu zeminin en görünür, fakat en problemli tezahürlerinden biridir. Daha önce “Dijital Çaðýn Ýmtihaný: Sosyal Medyada Mümin Duruþu”, “Sosyal Medyada Özgür Kalmanýn Yolu: Tahkik” ve “Müslümanýn Dijital Gümrüðü: Ýslami Þuur” baþlýklarý altýnda bu alanýn ahlâkî ve bilginin kaynaklarý sorunlarýna iþaret etmiþtik. Þimdi ise meselenin daha derin bir katmanýna, ibadet mahremiyetinin sosyal medya karþýsýndaki kýrýlganlýðýna temas etmek istiyorum

Bugün bu görünür olma hastalýðý, yalnýzca seküler alanla sýnýrlý kalmamýþ; dindar insanlara da sirayet etmiþtir. Daha da önemlisi, bu hastalýk, mensubu olunan vakýf ve dernek yapýlarýný da etkilemiþ, hatta zamanla normalleþtirilmiþtir.

Bir dernekte ya da vakýfta yapýlan ilmî bir sohbetin kayda alýnmasý elbette makuldür. Bilgi aktarýmý kamusal bir faaliyettir; çoðaltýlmasý, paylaþýlmasý ve istifade edilmesi mümkündür. Ýlmin tabiatý yayýlmaktýr. Bu tür kayýtlar, bir temsil iþlevi görür ve muhatabýný bilgiyle buluþturmayý hedefler. Burada esas olan, içeriðin kendisidir; kiþilerin hâli deðil.

Ancak mesele, ibadet alanýna girildiðinde mahiyet tamamen deðiþir. Zikir halkasý, bilgi aktarýmý yapýlan bir meclis deðil; hâl yaþanan bir mekândýr. Ýnsan orada kendini ifade etmez; kendinden geçer. Kendini görünür kýlmaz; bilakis görünürlükten geri çekilir.

Bu sebeple, insanlar Mevlâlarýný zikrederken, kalpleriyle dua edip Yaratýcýlarýna yalvarýrken, âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz’e ait sakal-ý þerifleri tazimle, saygý ve hürmetle öperken görüntü almanýn ne manasý vardýr? Bu hâller, gösterilmek için deðil; yaþanmak için vardýr. Bu anlar, insanýn kendini deðil, haddini hatýrladýðý anlardýr. Kameranýn girdiði yerde ise bu hatýrlayýþ bozulur.

Çünkü kamera, hâli durdurur. Dondurur. Nesneleþtirir. Oysa hâl, akýþ ister. Derinleþmek ister. Ýnsanýn kendisiyle ve Rabbiyle baþ baþa kalmasýný ister. Görüntüye alýnan hâl, artýk yaþanan deðil; seyredilen bir þeye dönüþür. Seyredilen þey ise baþkasýnýn olur; sahibini kaybeder.

Dahasý, bu tür görüntüler ibadetin anlamýný çoðaltmaz; aksine onu yüzeyselleþtirir. Zikir halkasý, zamanla bir “sahne”, ibadet edenler ise birer “figür” hâline gelir. Hâlbuki ibadette figür yoktur; sadece kul vardýr. Kulun da, özellikle tasavvufta, görünür olmaya deðil, görünmez olmaya ihtiyacý vardýr.

Bu noktada niyet meselesine sýðýnmak da problemi çözmez. “Niyetimiz hayýr” demek, fiilin doðurduðu sonuçlarý ortadan kaldýrmaz. Çünkü ibadet, niyet kadar baðlam da ister. Sonuçlarýyla düþünmek lazým. Baðlam bozulduðunda, niyet tek baþýna ibadeti muhafaza etmeye yetmez.

Seküleri, laiki, masonu, kapitalisti, kemalisti, Müslümaný hasýlý toplumun her kesimi bu modernite çaðýndan nasibini aldý. Modern zamanlarýn en belirgin vasfý, varlýðýn görünürlük üzerinden anlamlandýrýlmasýdýr. Bugün insan, yaptýðý þeyle deðil; yaptýðý þeyin nasýl göründüðüyle var olmaktadýr. Eylem, anlamýný kendi iç tutarlýlýðýndan deðil; ürettiði görüntüden devþirmektedir.

Görünürlük, baþlangýçta bir imkân olarak ortaya çýkmýþ; zamanla bir zorunluluða, ardýndan da bir ölçüt hâline gelmiþtir. Artýk “yapmak” tek baþýna yeterli deðildir; yapýlmýþ olduðunun gösterilmesi gerekmektedir. Böylece hakikat, yerini temsile; temsil ise yavaþ yavaþ teþhire býrakmýþtýr.

Bu dönüþüm, kaçýnýlmaz olarak insanî davranýþlarýn içini boþaltmýþtýr. Çünkü varlýk, yalnýzca görüntü düzleminde kavranmaya baþlandýðýnda, anlam derinliði ortadan kalkar. Görüntü, kendinde kalýcý deðildir; anlýktýr, yüzeyseldir ve tüketilmeye mahkûmdur. Derinlik ise süreklilik ister; emek, sabýr ve içsel bir dikkat gerektirir. Bu yüzden görüntüye indirgenen her tecrübe, zamanla anlamýný yitirir.

Zikir anýnda, dua hâlinde, sakal-ý þerif ziyareti esnasýnda kayda alýnmak, bu sebeple basit bir rahatsýzlýk yahut kiþisel bir hassasiyet meselesi deðildir. Mevcut durum, mahiyeti gereði yaþanan bir hâldir; dýþarýdan seyredilen bir nesne deðildir. Yaþanan þey anlam üretir; seyredilen þey ise çoðu zaman tüketilir. Bütün bunlar, kayda alýndýðý anda hâl olmaktan çýkar, nesneye dönüþür. Nesneleþen ibadet ise artýk tecrübe üretmez; yalnýzca dolaþýma girer.

Bu noktada ibadet, insaný dönüþtüren bir fiil olmaktan uzaklaþýr. Zira dönüþüm, dýþarýdan bakýlarak deðil, içeriden yaþanarak gerçekleþir. Tüketilen bir ibadet, tekrar üretilebilir görüntüler býrakýr; fakat insanýn iç dünyasýnda kalýcý bir iz oluþturmaz. Görüntü çoðalýr, fakat anlam derinleþmez. Hâl artmaz; sadece temsil çoðalýr.

Zikir anýnda, dua hâlinde, sakal-ý þerif ziyareti esnasýnda kayýt alanlara, fotoðraf çekenlere þu soruyu sormak gerekir: Bu tür görüntülerin kime ne faydasý vardýr?

Gerçekten dönüþtürücü bir etkiden mi söz ediyoruz, yoksa yalnýzca bir dolaþým hareketinden mi?

Bu görüntüleri izleyen bir ateist dine mi yönelmektedir?

Ýbadetle irtibatý kopmuþ bir Müslüman, bu sahneleri gördüðünde namaza mý baþlamaktadýr?

Namazýný eda eden bir mümin, bu görüntüler vesilesiyle teheccüde mi kalkmaktadýr?

Tecrübe bize göstermektedir ki, bu sorularýn cevabý büyük ölçüde hayýrdýr. Çünkü iman da ibadet de taklit ve seyirle deðil; içten gelen bir karþýlaþma ile baþlar. Seyredilen bir ibadet, en fazla merak uyandýrýr; fakat merak, dönüþüm için yeterli deðildir. Dönüþüm, insanýn kendisiyle ve hakikatle yüzleþmesini gerektirir.

Öyleyse bu görüntüler neden ýsrarla üretilmeye devam edilmektedir? Burada karþýmýza çýkan durum, fayda üretmekten çok, tatmin üretme meselesidir. Bu tatmin, çoðu zaman muhataba deðil; görüntüyü üretene aittir. “Ben oradaydým”, “ben tanýklýk ettim”, “ben bu sahnenin içindeydim” deme ihtiyacý, görüntüyü ibadetin önüne geçirmektedir. Dolayýsýyla burada asýl mesele, niyet tartýþmasý deðildir. Kimsenin kalbine hükmetmek mümkün deðildir. Ancak ortaya çýkan sonuç, bizi þu hakikate götürmektedir: Bu görüntüler, çoðu zaman ne imaný çoðaltmakta ne ibadeti derinleþtirmektedir. Aksine, ibadeti görüntüleþtirerek etkisizleþtirmektedir.

Bir de þu mesele var ki, üzerinde ayrýca durmak gerekir: Bir hocaefendi ya da bir þeyh efendi, sevenleri tarafýndan yemeðe davet ediliyor. Bu, bizim kültürümüzde son derece tabii bir durumdur. Çünkü bu topraklarda misafirlik, yalnýzca bir âdet deðil; ahlaki bir yükümlülüktür. Ýnsanýn elinde avucunda ne varsa misafire ikram etmesi, gösteriþ için deðil; paylaþma ahlakýnýn bir tezahürüdür. Bu hoca olmasa, baþka biri olsa yine yapýlýr. Ýnsan, þehir dýþýndan gelen kendi evladý için bile mükellef bir sofra hazýrlýyor, misafiri için neden hazýrlamasýn? Dýþarýdan gelen, hele ilmiyle tanýnan bir misafirse, ikramýn boyutu daha da bir anlam kazanýr.

Ancak problem, ikramýn kendisinde deðil; bu ikramýn izinsiz biçimde görüntüye dönüþtürülmesinde ortaya çýkmaktadýr. Hocaefendinin ya da misafirin rýzasý olmadan çekilen videolar, fotoðraflar kýsa sürede sosyal medyaya düþmekte; ardýndan bu görüntüler, baðlamýndan koparýlmýþ bir þekilde dolaþýma sokulmaktadýr. Bir bakýyorsunuz, o þahsýn sofrasý, oturduðu yer, önündeki tabaklar artýk herkesin yorum yaptýðý bir “görüntü nesnesi” hâline gelmiþ.

Bu noktadan sonra mesele ikram olmaktan çýkar; algý üretimine dönüþüyor.

“Hocanýn sofrasýnda kuþ sütü eksik!” diye baþlayan sözler, hýzla bir yargýya evriliyor. Bir yanda açlýk ve sefalet görüntüleri dolaþýrken, diðer yanda bu ikram sahneleri yan yana getiriliyor. Elbette bu tablo, izleyen insanýn içini acýtýr; hoþ bir duygu uyandýrmaz. Ancak burada yapýlan karþýlaþtýrma çoðu zaman adil deðildir. Çünkü o kiþi her gün bu sofralarda deðildir. Ayrýca o þahsýn oralara hiçbir katký sunmadýðýný nereden biliyoruz? Bunlar ayrý ayrý tartýþýlmasý gereken meselelerdir.

Ne var ki sosyal medya, bu ayrýmý yapmaya imkân tanýmaz. Görüntü, baðlamý yok eder. Baðlamý kaybolan her þey ise yanlýþ anlaþýlmaya mahkûmdur.

Bir baþka sorun da þudur: Bizim geleneðimizde ilim ehline saygý vardýr. Bu saygý, ilmin haysiyetine yöneliktir; þahsýn kutsanmasýna deðil. Ancak zaman zaman bu saygý dili ölçüsünü kaybetmekte; farkýnda olunmadan abartýlý gösterilere dönüþmektedir. Daha da kötüsü, bu anlarýn görüntüye alýnýp servis edilmesi, niyet ne kadar masum olursa olsun, dýþarýdan bakanlar için bambaþka bir algý üretmektedir.

Senin “saygý” olarak gördüðün þey, karþý tarafta “abartý” olarak okunabilmekte; hatta daha ileri gidilerek alay konusu hâline getirilmektedir. “Bu insanlar bu adama tapýyor mu?” gibi cümlelerin kurulmasý, tam da bu kontrolsüz görünürlük yüzündendir. Burada zarar gören yalnýzca o þahýs deðil; o þahsýn nezdinde Ýslami deðerler, Ýslam'ýn kendisi zarar görmektedir.

Tekrar etmek gerekir: Burada kimseyi savunmak ya da suçlamak için yazmýyorum. Mesele, izinsiz ve gereksiz çekimlerin nasýl sonuçlar doðurduðuna dikkat çekmektir. Bir niyetin iyi olmasý, ortaya çýkan neticenin de iyi olacaðýný garanti etmez. Görüntüye taþýnan her hâl, artýk sahibinin elinden çýkar; yorumun, yargýnýn ve hatta istismarýn nesnesi hâline gelir.

Dolayýsýyla sorun, sofranýn zenginliði ya da ikramýn çokluðu deðildir. Sorun, mahrem bir anýn, rýza ve ölçü gözetilmeden kamusal bir gösteriye dönüþtürülmesidir. Bu dönüþüm, hem ikram ahlakýný zedeler hem de ilim ehline duyulan saygýyý tartýþmalý hâle getirir.

Oysa bazý þeyler vardýr ki, gizli kaldýðýnda anlamlýdýr.

Ve bazý ikramlar vardýr ki, görüntüye düþtüðü anda bereketini kaybeder.

Burada asýl korunmasý gereken þey, ne sofradýr ne de kiþi; ölçüdür, mahremiyettir ve edep duygusudur.

Ýbadeti çoðaltmak isterken, onu seyirlik hâle getirmek…

Ýnsanlarý yaklaþtýrmak isterken, ibadeti mesafeli bir görüntüye dönüþtürmek…

Bu çeliþki çözülmeden, bu tür görüntülerin gerçek bir fayda üretmesini beklemek mümkün görünmemektedir.

Henüz Yorum yok

Ýlk yorumu siz yazýn.

Yorum Býrakýn

E-Mail adresiniz yayýnlanmaz.







Yazarýn Diðer Makaleleri