- 26 Aralýk 2025 - DÜNYALIK ENDİŞESİ OLANLAR OKUMASIN!!!
- 19 Aralýk 2025 - İMANDA SENTEZ OLMAZ
- 12 Aralýk 2025 - HADİS VE SÜNNETİ REDDEDENLERE REDDİYE
- 06 Aralýk 2025 - ÇOCUKLARINIZ ARASINDA ÖPÜCÜKLERİNİZDE BİLE ADİL OLUNUZ
- 27 Kasým 2025 - GÜNDEMİ KİM BELİRLİYOR?
- 21 Kasým 2025 - ÇOCUK EĞİTİMİ ÜZERİNE
- 13 Kasým 2025 - NE İSTİSMAR NE DE İSTİHMAR
- 07 Kasým 2025 - KAVRAM KATLİAMI
- 31 Ekim 2025 - İNSANİ HİZMETLERİN BAŞLANGIÇ NOKTASI ANA-BABA HUKUKUNA RİAYETTİR
- 23 Ekim 2025 - TARİHSELLİK ÜZERİNE
- 17 Ekim 2025 - İSRAİLİYAT ÜZERİNE!!!
- 10 Ekim 2025 - CİHAD İZZET VE ŞEREF KAZANDIRIR
- 03 Ekim 2025 - SAHABEYİ ÇOK SEVİYORUZ
- 02 Ekim 2025 - ÂDİL YÖNETİMİN ŞİFRELERİ
- 21 Eylül 2025 - ANA SINIFLARI VE YOGA EĞİTİMİ
- 12 Eylül 2025 - MESCİD VE İMAM
- 05 Eylül 2025 - DEĞERLER EĞİTİMİ ÜZERİNE
- 29 Aðustos 2025 - TEVHİD-İ TEDRİSAT
- 21 Aðustos 2025 - NİTELİKLİ MÜSLÜMAN YETİŞTİRMEK ZORUNDAYIZ
- 17 Aðustos 2025 - ÂLİMLER İÇİN GÖREV TANIMI VE EĞİTİM-ÖĞRETİM
- 07 Aðustos 2025 - MÜNAFIK ZİHNİYETİN HAYATA BAKIŞI
- 04 Aðustos 2025 - ADİL SİYASETÇİ OLMAK İÇİN VAHYİN EĞİTİMİNDEN GEÇMEK GEREKİR
- 28 Temmuz 2025 - ZALİMİN ZULMÜ VARSA MAZLUMUN ALLAH'I VAR
- 22 Temmuz 2025 - KUDÜS'E BİR DE BU FETVADAN BAKALIM
- 21 Temmuz 2025 - İLGİLENENLER İÇİN METODİK BİR HATIRLATMA
- 31 Mayýs 2025 - MÜRŞİD-İ KÂMİL KİMDİR?
MEHMET SÜRMELİ
-YENİ- HZ. PEYGAMBER (S.A.V.), DİLİYLE ÂLİM GEÇİNEN MÜNAFIKLARA KARŞI İNSANLARI UYARMIŞTIR
HZ. PEYGAMBER (S.A.V.), DİLİYLE ÂLİM GEÇİNEN MÜNAFIKLARA KARŞI İNSANLARI UYARMIŞTIR
Sanatlı bir dil kullanan Resulullah şöyle buyurmuştur: “Ümmetim hakkında kitap ve süt konusunda çok endişe ediyorum.” (Meseleyi kavrayamayanlar) Ya Resulallah! “Süt ve kitaptan neyi kastediyorsunuz?” dediklerinde O, şu cevabı vermiştir: “Münafık kimseler Kur’an’ı öğrenir, sonra da onunla mü’minlere karşı mücadele ederler.” Sütten kastınız nedir, sorusuna ise şöyle mukabelede bulunmuştur: “İnsanlar sütü (hayvanlarını merada otlatmayı) severler, cemaatten çıkar ayrılıp giderler.”[1] Cemaatten kopan insan, işinde gücünde yoğunlaşınca dinini gereği gibi öğrenmez ve cahil kalır. Her kimi yoğunlaştığı iş, dünyalık elde etme gayreti, Kur’an-ı Kerim’i yeterince öğrenmekten, yaşamaktan, ayetler üzerinde tefekkür etmekten alıkoyuyorsa Resulullah’ın uyarısından ve kınamasından payını alıyor demektir.
Yukarıdaki hadis-i şerifte Hz. Peygamber, münafık kimselerin Kur’an bilgisini derç ettikten sonra Müslümanlara karşı kelime oyunlarıyla, helalı haram, haramı helal yapma gayretleriyle ve demogojik bir üslupla ümmeti yanlışa yönlendirebileceklerine dikkat çekmiştir. Bu endişesini şu buyruklarıyla teyit etmiştir: “Ümmetim hakkında (zararlarından) en çok korktuğum kimseler diliyle âlim olan münafıklardır.[2]” Hz. Ömer de şöyle demiştir: “Resulullah bizleri diliyle âlim olan münafıklara karşı uyardı.[3]” Kitab’ı akademik bir üslupla öğrendikten sonra demagoji, ön kabullü ve metotsuz yaklaşım vs. ile münafıklardan daha çok Müslümanlara zarar veren; iman ve ibadetlerini sarsan sözde bilim adamlarının varlığı da bir hakikattir.
İslâm Dininin asıl kaynağı Kur’an-ı Kerim ve sünnettir. Bu kaynaklar “rasih âlimlerden” öğrenilmelidir. Öğrenim konusunda adres gösterilen rasih âlimi, Peygamber Efendimiz şöyle tanımlamıştır: “Yemininin/sözünün gereğini yapan, lisanı dosdoğru olup yalan söylemeyen, kalbi istikamet üzere olan ve midesini, cinselliğini her türlü haramdan koruyan kimsedir.”[4] Rasih veya Rabbani ulema; Allah’ı ve emirlerini iyi bilen, Hz. Peygamber’in sünnetine hakkıyla uyan, ilmin sınırlarına ve şartlarına vakıf olup (yersiz) ruhsatlarla ve uç yorumlarla haddi aşmayan kimselerdir.[5] Bu nitelikleri taşıyan âlimler Resulullahın (s.a.v.) halifeleri ve varisleridirler.[6] Rasih âlimler gibi Rabbani âlimlerde Müslümanların yollarının kandilleridirler. Rabbani âlimlerden İmam Malik (ö.h:179) ilimle “nur” arasında bir bağ kurmuş ve şöyle söylemiştir: “İlim çokça rivayette bulunmak değildir. İlim bir nurdur. Yüce Allah, o nuru (layık olan kişinin) kalbine kor.”[7] İlmin nurunun kalbine konulmasına layık olan gerçek âlim, Yüce Allah’ın “ilim” sıfatından gerekli payı alarak ümmeti her türlü ideolojik bataklıktan; bidat ve küfrün karanlığından İslâm’ın aydınlığına çıkarmak için çalışır. İlahi nurdan yararlanabilen Rabbani âlimler, Peygamber Efendimizin ifadesiyle; “Peygamberlerin halifeleridirler; varisleridirler.”[8] Ayrıca; “İnsanlığın önderleridirler.”[9] Rabbani âlimlerin en büyüklerinden olan Hz. Ali’nin deyimiyle “yeryüzünün kandilleridirler.”[10] İnsanlar onların önderliğinde ve rotalarında doğruyu bulurlar ve sebat ederler. Toplumun referansı olan bu kimselerin zalim siyasete karışmalarını ve dünyevileşmelerini; hayatı seküler bir mantıkla yorumlayıp maddi değerlere kapılanmalarını Resulullah hoş görmemiş ve böylelerinin peygamberlerin yoluna ihanet ettiklerini belirtmiştir. Ümmetine de böyle kimselerden uzak durmayı tavsiye etmiştir.[11]
Müslümanların ihtiyaç ve problem çıktığı anda rasih âlimleri bırakıp Kur’an-ı Kerim’in “boğazlarından/hançerelerinden aşağı geçmediği ve okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkan kimselere[12]” Kur’an’la ilgili sorular sormaları doğru değildir. Aklı başında olan her mü’min “dinini kimden aldığına iyi bakmalı[13]” ve Bid’at ehlinin yanında dini ilimleri aramamalıdır.”[14] Yalın ve muhtasar bir tanım verecek olursak; İslâm’ı bir dünya görüşü olarak kabul etmeyen ve hayatın İslâm’a göre anlamlandırılmasını istemeyen herkes bidat ehlidir. Günümüzde de hakikati satabilen ve maddi değere dönüştüren münafık tabiatlı birçok kimse vardır. İnsanlar ya para karşılığında bu çirkin eylemlerini sürdürmektedir ki medya patronları dünya sistemini zayıflatmayıp takviye edecek bu “Bel’am”lara avuç dolusu paralar vermektedirler. İslâm’da olan birçok şeyi inkâra dayanan bu görüşün sahipleri; dinde siyasetin olmadığını, İslâm hukukunun yetersizliğini, medeni(!) dünyaya entegre olmanın zorunluluğunu, cihadın olmadığını, olsa bile sadece savunmaya dayandığını, örtünmenin tarihselliğini, dinlerin tamamının eşitliğini, batı dünyasının içerisinde yer almanın zorunluluğunu, faizin ribadan ayrılığını, sünnetin delil ve bağlayıcılık arz etmediğini ve Kur’an’ın bilgi kaynağı olamayacağını, sorunları çözmede dinin yetersizliğini bir şekilde anlatmaktadırlar. İşte bilgi alınırken ve alınan bilgiye referans verilirken, kaynakların istikamet üzerine olmasına azami dikkat edilmelidir.
[1] Ahmed, Müsned, c.IV, s.143.
[2] Ahmed, Müsned, c.I, s.122.
[3] Heysemi, Zevaid, c.I, s.187.
[4] Taberi, Camiu’l-Beyan, c.III, s.185.
[5] Sülemi, Abdurrahman Muhammed b. Hüseyin, Hakaiku’t-Tefsir, Beyrut, 2001, c.I, s.165.
[6] Heysemi, Zevaid, c.I, s.26
[7] Tirmizi, Sünen, c.V,s.48
[8] Heysemi, a.g.e, c.I,s.126.
[9] Acluni, Keşf’ü-l Hafa, c.II,s.65
[10] Acluni, Keşf’ü-l Hafa, c.II,s.65
[11] Acluni, Keşf’ü-l Hafa,c.I,s.87.
[12] Ahmed, Müsned (tah: Muhammed Şakir) h.no:1345, c.II, s.343
[13] Acluni, Keşfu’l-Hafa, c.I, s.258.
[14] Bağdadi, Ahlaku’r-Ravi, c.I, s.209.
MEHMET SÜRMELİ



Henüz Yorum yok