MUHAMMED ÞAMÝL GENÇOSMANOÐLU

SOSYAL MEDYADA ÖZGÜR KALMANIN YOLU: TAHKÝK -YENÝ-

SOSYAL MEDYADA ÖZGÜR KALMANIN YOLU: TAHKÝK

“Müslümanýn Dijital Gümrüðü: Ýslami Þuur”

Ýnsanlýk tarihi boyunca bilgiye hiç bu kadar yakýn, ama 'hakikate' hiç bu kadar uzak olmamýþtýk. Bugün parmaklarýmýzýn ucundaki o sýnýrsýz akýþ, bizi aydýnlatmak yerine zihinlerimizi devasa bir çöplüðe çeviriyor. Sosyal medya dediðimiz bu dipsiz kuyu, bilginin en saf halini deðil; kirlenmiþ, manipüle edilmiþ ve zehirli bir karmaþayý servis ediyor. Artýk kabul etmeliyiz ki; önümüze düþen her paylaþým masum bir bilgi kýrýntýsý deðil, bilincimize yönelik planlý bir taarruzdur.

Ekranlarýmýzdan üzerimize boca edilen þey, çoðu zaman bilgi deðil; algýdýr, yönlendirmedir, duygularýmýz üzerinden kurulan ince bir tahakkümdür. Ýþte tam da bu yüzden bugün en hayati mesele, “neye ulaþabildiðimiz” deðil; neyi, nasýl ve niçin kabul ettiðimizdir. Sosyal medyanýn bu baþ döndürücü hýzýnda, sorgulamadan inanmak bir saflýk deðil; aklý ve imaný riske atan tehlikeli bir gaflettir.

Ýnternetten gelen bilgileri hemen yaymamak için iki temel gerekçemiz vardýr. Bu gerekçeler, müminin bilgiyle kurduðu iliþkinin imanî ve ahlâkî çerçevesini belirler.

Birincisi: Haberin kaynaðý meselesidir.

Bize ulaþan bir bilgiyi kim getirmiþtir? Kaynaðý güvenilir midir, yoksa Kur’ân’ýn ifadesiyle “fâsýk” bir karakter mi taþýmaktadýr? Hakikatten kopmuþ, yalanla irtibatý olan ya da bilinçli biçimde algý üreten bir kaynaktan gelen haber, sorgusuz sualsiz kabul edilemez. Bu yüzden yapýlmasý gereken ilk iþ, haberin menþeini araþtýrmak, kaynaðýný görmek ve buna göre inanmak ya da reddetmektir. Kaynaðý problemli olan bir bilgiyi paylaþmak, o problemin yayýlmasýna ortak olmaktýr.

Ýkincisi: Haberin sonucu meselesidir.

Diyelim ki haber doðru… Peki, bu haberi yaymak bize ve Müslümanlara ne kazandýracak? Topluma bir hayýr mý taþýyor, yoksa korku, ümitsizlik ve fitne mi üretiyor? Her doðru bilginin her yerde ve her zamanda yayýlmasý gerekli deðildir. Bilginin doðruluðu kadar, doðuracaðý sonuçlar da hesaba katýlmalýdýr. Fayda üretmeyen, kalpleri yaralayan veya toplumsal huzuru bozan bir haber, doðru bile olsa paylaþýlmamalýdýr.

Ýþte bu iki çerçeve, müminin habere yaklaþýmýný belirler:

Kaynaðý saðlam mý?

Yayýlmasýnýn faydasý var mý?

Bu sorulara olumlu cevap veremediðimiz sürece susmak, paylaþmaktan daha erdemli bir duruþtur. Çünkü Ýslâm’da bilgi, hýzla dolaþtýrýlacak bir nesne deðil; emanet bilinciyle taþýnacak bir sorumluluktur. Mümin, her duyduðunu yayan deðil; neyi neden paylaþtýðýný bilen, hesabýný verebileceði sözün arkasýnda duran insandýr.

Kur’ân, bilgiyi sadece öðrenilecek bir þey olarak deðil; taþýnacak, korunacak ve hesabý verilecek bir emanet olarak ele alýr. Nisa Sûresi 83. âyet, bu emanetin nasýl kolayca bir fitneye, paniðe ve toplumsal güven kaybýna dönüþebileceðini açýk bir biçimde gösterir. Âyetin dikkat çektiði husus, haberin kendisinden önce haberin dolaþýma sokulma biçimidir.

Onlara, Ýslâm toplumunun güvenliðini ilgilendiren veya müminler arasýnda ümitsizlik ve paniðe yol açabilecek bir söylenti ya da önemli bir haber ulaþýnca, olayýn içyüzünü araþtýrmadan ve sebep olabileceði zararlarý hiç düþünmeden, hemen onu saða sola yayarlar. Hâlbuki, bu haberi duyar duymaz, onu Peygambere ve aralarýndaki yetki sahibi kimselere(4. Nisa: 59) iletmiþ olsalardý, o yetkililer arasýndan bu tür haberlerden doðru hüküm çýkarma becerisine sahip olanlar, onu titizlikle araþtýrýp haberin aslýný ortaya çýkaracak ve buna karþý neler yapýlmasý gerektiðini bileceklerdi. Bakýn, eðer Allah’ýn size lütuf ve merhameti olmasaydý, pek azýnýz hariç, þeytanýn ve o münâfýklarýn peþine takýlýp gitmiþtiniz!(Nisa 83-Yediveren yay.meali)

Ýslâm toplumunu ilgilendiren, müminlerin kalbine korku, ümitsizlik veya panik düþürebilecek bir bilgi duyulduðunda; yapýlmasý gereken ilk iþ paylaþmak deðildir. Aksine, durmak, düþünmek ve araþtýrmaktýr. Çünkü her doðru bilgi, her ortamda ve her zamanda söylenmesi gereken bir bilgi olmayabilir. Kur’ân’ýn ikazý son derece nettir: Araþtýrýlmadan yayýlan haber, þeytanýn izini sürmek demektir.

Âyet, bize çok temel bir ilke öðretir:

Bilgi, yetkisi ve ehliyeti olmayanlarýn elinde çoðu zaman zarar üretir. Bu yüzden böyle durumlarda haber, Peygamber’e ve “ulü’l-emr”e, yani iþin ehli olan, doðru hüküm çýkarabilecek kimselere götürülmelidir. Bugün bu ilke; alanýnda uzman olanlara, güvenilir kaynaklara, sahih bilgi üretme sorumluluðu taþýyan mercilere baþvurmak anlamýna gelir.

Kur’ân’ýn burada çizdiði çerçeve, “her duyduðunu anlatan” bir mümin tipi deðil; bilginin sonuçlarýný hesaba katan sorumlu bir þahsiyet tarifidir. Çünkü bilgi yaymak, nötr bir eylem deðildir. Bir haberi paylaþmak; bazen bir kalbi kýrmak, bazen bir toplumu germek, bazen de geri dönüþü olmayan bir algýyý beslemek anlamýna gelir. Bu yüzden “ben sadece paylaþtým” mazereti, Kur’ânî ölçülerde bir karþýlýk bulmaz.

Âyetin sonundaki uyarý ise son derece çarpýcýdýr: Eðer Allah’ýn lütfu ve rahmeti olmasaydý, insanlarýn büyük bir kýsmý þeytanýn ve münafýklarýn peþine takýlýp gidecekti. Demek ki kontrolsüz bilgi akýþý, sadece bireysel bir hata deðil; toplumu sürükleyen bir istikametsizliktir. Münafýklýðýn beslendiði zeminlerden biri de tam olarak burasýdýr: teyitsiz haber, hýzlý yayýlým ve duygular üzerinden yapýlan yönlendirme.

Bugün sosyal medya çaðýnda bu âyet, çok daha yakýcý bir anlam kazanmýþtýr. Bir “paylaþ” tuþu, artýk bir söz kadar etkili; bazen ondan da yýkýcýdýr. Müminin hassasiyeti burada baþlar:

– Bu bilgi doðru mu?

– Kaynaðý güvenilir mi?

– Yayýlmasýnýn doðuracaðý sonuçlar ne olur?

– Kime hizmet eder: hakikate mi, fitneye mi?

 

Ýslâm, mümini pasif bir alýcý deðil; aktif bir muhakeme sahibi olmaya çaðýrýr. Bilgiyi yaymak bir refleks deðil, bir ibadet ahlâkýdýr. Bu ahlâkýn merkezinde ise “tahkik” vardýr. Tahkik yoksa, paylaþým da yoktur.

Bu dijital karmaþada boðulmamak için elimizdeki en saðlam kýlavuz, Ýslam'ýn bize öðrettiði "tahkik" yani araþtýrma, soruþturma ve teyit etme ilkesidir. Bir "fasýk"ýn -hakikatten sapmýþ kaynaðýn- getirdiði haberi sorgusuz sualsiz kabul etmek, sadece basit bir hata deðil; aklý terk etmek, emanete ihanet etmek ve neticede manevi bir vebalin altýna girmektir. Çünkü yalanýn yayýlmasýna aracý olmak, zulme ortak olmaktýr.

Medyadan ya da internetten önümüze düþen her bilgi, mutlaka bir filtreden geçirilmelidir. Kayýtsýz þartsýz kabul edilebilecek bilgi neredeyse kalmadý. Özellikle sosyal medya, bu konuda en sorunlu mecra. Çünkü orada dolaþan þey çoðu zaman haber deðil; habermiþ gibi sunulan algýdýr. Manipülasyon, yönlendirme, duygu istismarý… Sosyal medyanýn büyük kýsmý bunlarla örülü. Elbette istisnalar vardýr ama genel manzara budur.

Ýletiþim çaðýndayýz ve müthiþ bir bilgi akýþý var, lakin yanlýþ bilgiler de var, kirli bilgiler de. Ýnternetten gelen bilgileri süzmek ve bir filtrasyona sokmak gerekiyor. Evet, sosyal medyadan da bilgi alabiliriz, ama kendi bilinç süzgecimizden geçirip o bilgiyi kendi anlam-deðer dünyamýza ondan sonra katacaðýz.

Sosyal medya algoritmalarý bizi kuþatmýþ olabilir ama irademiz hala bizim elimizdedir. Sosyal medya çaðýnda bilgiye ulaþmak kolay, ancak doðruya ulaþmak hiç olmadýðý kadar zordur. Ekranlarýmýzdan, telefonumuzdan akan her veri, zihnimize girmeden önce sýký bir islami þuur  gümrüðü  kontrolünden geçmelidir. Dijital çaðýn getirdiði bu bulanýk sularda boðulmamak için elimizdeki en saðlam can simidi "tahkik" yani araþtýrmadýr. "Fâsýk"ýn getirdiði haberi sorgulamadan kabul etmek, sadece basit bir hata deðil, ayný zamanda manevi bir vebaldir, Allah’ýn emrine uymamaktýr, günahtýr. Bilgiye evet, ama bilinçsiz kabule hayýr! Unutmayalým ki; sorgulamadan inanmak, aklý esarete teslim etmektir. Özgür kalmak istiyorsak, hemen  sosyal medyadan gelen o bilgiyi doðru kabul etmeyeceðiz.

Araþtýracaðýz.

Soruþturacaðýz.

Teyit edeceðiz.

Zira bugün bilgi kirliliðinin kol gezdiði bir zamanda, doðruluk arayýþý bir sorumluluk deðil; bir iman ahlâkýdýr.

Sormayacaðýz sadece, SORGULAYACAÐIZ.

Pasif bir alýcý deðil, aktif bir hakikat avcýsý olacaðýz.

Unutmayalým: Karþýmýza çýkan her 'paylaþ' butonu, bir sorumluluk testidir. Her 'beðen', bir onay damgasýdýr. Her 'retweet', bir yayýlma hýzý kazandýrýr. Biz, yalan tohumunun taþýyýcý deðil, hakikat filtresinin bekçileri olmak zorundayýz. Sosyal medya bize hükmetmek için var; bizse ona teslim olmamak için uyanýk olmak zorundayýz.

Bu yüzden, önümüze düþen her bilgiyi "doðru" zannetmek en büyük yanýlgýdýr. Mümin, sosyal medyada duyduðu her söze atlayan deðil; duyduðunu, gördüðünü, okuduðunu araþtýran, soran, teyit eden insandýr

Henüz Yorum yok

Ýlk yorumu siz yazýn.

Yorum Býrakýn

E-Mail adresiniz yayýnlanmaz.







Yazarýn Diðer Makaleleri