- 18 Ocak 2026 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -VI-
- 15 Ocak 2026 - MÝRAÇ HÂLÂ SÜRÜYOR
- 10 Ocak 2026 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -V-
- 04 Ocak 2026 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -IV-
- 27 Aralýk 2025 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -III-
- 20 Aralýk 2025 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -II-
- 13 Aralýk 2025 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -I-
- 06 Aralýk 2025 - KUDÜS GÜNLÜKLERÝ
- 05 Kasým 2025 - KANDÝL YAÐININ KOKUSUNDA KUDÜS
- 03 Aðustos 2024 - KUDÜS'E ÞAÝRCE BAKIÞ
MUSTAFA KÜÇÜKTEPE
KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -VII-
KUDÜS GÜNLÜKLERÝ -VII-
Eriha’ya Giden Yol: Zamanýn Eþiðinde Bir Yolculuk
Yola çýkmadan önce aslýnda çoktan varmýþtým. Çünkü bazý yolculuklar haritada deðil, kalpte baþlar.
Pasaportumda mühürlenecek olan sadece bir ülke deðildi; içimde mühürlenecek olan zamandý.
Sýnýr kapýsýnda dururken, gökyüzüyle yeryüzü arasýnda asýlý kaldýðýmý hissettim. Ne tamamen buradaydým ne de orada. Sanki zaman nefesini tutmuþtu da biz, kaderin cümlesinin sonuna gelmesini bekliyorduk.
Her damga bir kapýydý, her kapý bir içe dönüþ. Görevlilerin sert bakýþlarýnýn ardýnda, ben görünmeyen bir nurun izini sürüyordum; çünkü bazen ýþýk gözle deðil, korkuyla fark edilir.
Burada tedirgindik. Ýnsanýn tedirginliði bazen dýþarýdan deðil, içeriden gelir. Birkaç arkadaþýmýzý saatlerce tuttular. Biz bekledik. Beklemek sadece zaman geçirmek deðildir; beklemek, insanýn kendine bakmaya mecbur kalmasýdýr. Þükür ki sýnýrý geçtik.
Öðleye doðru Amman’dan geldiðimiz otobüsten baþka bir otobüse bindik. Bu otobüs Kudüs plakalýydý. Rehberimizin söylediðine göre Kudüs plakasý taþýmayan hiçbir araç þehre alýnmýyordu.
Bu kez yönümüz Eriha idi. Ýçimde hafif bir ürperti. Bilinen tarihin en eski þehirlerinden birine doðru gidiyorduk. “De ki: Geziniz yeryüzünü, Allah’ýn yaratmayý nasýl baþlattýðýný görün.” (Ankebut, 20)
Filistin topraklarýna adým attýðým anda içimde bir sarsýntý hissettim. Bu topraklarda yürümek, sadece turistik bir ziyaret deðil; bir ana þahitlik etmek gibiydi.
Filistin topraklarýnda rüzgâr yüzüme çarptý. O rüzgârda bin yýllýk bir hüzün taþýnýyordu. Toprak kokusu gözyaþlarýna karýþtý. Bu topraklar, nice peygambere, nice þehidin kanlarýna, nice annenin duasýna þahitti.
Ve yol boyunca içimde bir þiir kendi kendine yazýlýyordu:
çöl, kumdan deðil sýnavlardan yapýlmýþ bir aynadýr
insan kendine baktýkça yanar
yandýkça aydýnlanýr
her dað bir soru
her vadi bir cevap
ve en sessiz yer
insanýn en çok duyduðu yerdir
Eriha’ya yaklaþtýkça tabelalar deðiþiyor insanlar bize kardeþ gibi geliyordu. Rüzgâr konuþmuyor, dinliyordu. Güneþ yakmýyor, izliyordu. Toprak taþýmýyor, saklýyordu. Ýnsanýn içindeki asýl insana hitap ediyordu.
Erîha’ya vardýk. Dünyanýn en eski þehirlerinden biri… Ama en eski þehir bile, hâlâ yenilenmeye muhtaç bir kalp gibi atýyordu. Tarihin nabzý hâlâ orada atýyor gibiydi.
Pazar yerinde hurma satan bir yaþlý kadýnla göz göze geldim; o hurmalarýn kokusunda sabýr vardý, tevekkül vardý. Hurma satýcýlarýnýn arasýnda çocuklar koþuyor, ellerinde sýcak ekmekler taþýyorlardý. Bu þehirde zaman tek renkten oluþmuyordu: Bu kadim þehrin sokaklarýnda zamanýn kokusu vardý: hem geçmiþ, hem sabýr, hem umut… Orada, bir çizginin ötesinde, tarihin derin bir nefesi vardý. Küçük bir kutu hurma aldým; belki o tat, bu yolculuðun hatýrasý olacak.
Ve iþte uzakta yükselen o kayalýk siluet: Tecrübe Daðý. Cebel et-Tajribe… Ýmtihanlarýn daðý, inzivanýn daðý, kýrk günün suskunluðu. Hristiyan geleneðinde, Hz. Ýsa’nýn vaftiz edildikten sonra 40 gün oruç tuttuðu ve þeytanýn orada onu sýnadýðý yer olarak bu daðýn adlandýrýldýðý yönünde bir inanç varmýþ.
Zaman içinde daðýn yamacýna bir manastýr inþa edilmiþ ve hacý-ziyaretçi rotalarýna dahil olmuþtur. Günümüzde yarý askýya alýnmýþ hâlde olsa bile, hem arkeolojik hem de dini açýdan ziyaret edilen bir mekân olma özelliðini korumaktadýr. Daðýn yamacýndaki manastýr, taþtan oyulmuþ bir dua gibiydi. Sümela’yý hatýrlattý bana. Trabzon’daki Sümela manastýrýna benzer bir yapýydý.
Biz konuþmadýk. Konuþamadýk. Çünkü dað söz istemiyordu; kalp istiyordu.
Ziyaretçiler deðil, tanýklardýk biz. Tarihin derinliðine deðil, ruhun derinliðine bakýyorduk.
Ýçimden geçti ki; Her insanýn kendi Tecrübe Daðý vardýr, Kimseye görünmez, Ama herkes orada sýnanýr.
Aþaðýdan yukarýya yayýlan sessizlikte hepimizin içinde ayný yanký vardý: Burasý kutsallýðýn yalnýz mekân deðil hâl olduðunu öðretiyordu. Allah’ýn kullarýný nasýl yavaþ yavaþ arýttýðýný, çöl rüzgârlarý gibi nasýl billurlaþtýrdýðýný anlýyorduk.
Eriha’da þehrin taþlarýna hafifçe dokundum. O taþlarda binlerce yýlýn kalp atýþý vardý. Her uygarlýk iz býrakmýþ, her inanç dua býrakmýþ, her insan gözyaþý býrakmýþtý.
Seyahat; yeni yerler görmek deðil, Kalbin eskimeyen hakikatlerle yeniden karþýlaþmasýdýr. Görülen yerlerdeki kalan yaþam izlerinden ibret alabilmektir. “Yeryüzünde gezip dolaþýn da öncekilerin âkýbeti nice oldu bir bakýn... (Rum, 42)
O gün Eriha’yý gezdik, Tecrübe Daðý’ný gördük, tarihin soluk sesini duyduk. Ama dönerken yükümüz daha aðýr deðildi. Aksine hafifledik. Çünkü insan bazen uzaklara giderek içindeki aðýrlýklarý býrakabileceðini öðrenir.
Ve sanýlýr ki yol biter, yolculuk biter.
Oysa asýl yol, asýl yolculuk o anda baþlar.
Kalbin içinde…



Henüz Yorum yok