MEHMET SÜRMELİ

SİYASAL ŞİRK ÜZERİNE KISA BİR ANALİZ; İLGİ DUYANLAR İÇİN -YENİ-

SİYASAL ŞİRK ÜZERİNE KISA BİR ANALİZ; İLGİ DUYANLAR İÇİN

Siyasal şirk modernitenin egemenlik alanını genişletmesiyle beraber daha da derinleşmektedir. İnsanın aşkınlığı ve eşsizliği üzerine bina edilen bu anlayış Müslüman toplumları da sarmalamıştır. Özellikle modernitenin eğitim ve öğretim kurumlarında tahsil yapan kimseler siyasal şirkten kendilerini kurtaramamaktadırlar. Bu fasit anlayışa karşı istenen refleksi ve çözümü sunamayan Müslümanlar göz göre göre çocuklarını şirke teslim etmektedirler. Şirkin vahim sonucuna göre kâfir anası ve babası olmanın derin üzüntüsü de kimsede gözükmemektedir. En duyarlı olmalarını beklediğimiz kesimlerin ne akademik ne de sivil(!) ayağından ses çıkmamaktadır. Bir anlamda modernitenin sesi olan akademisyenler İslâmî bir çözümden ziyade siyasal şirke alan açma ve dini argümanları kullanarak meşrulaştırma yarışına girmiş durumdadırlar. Bu durumda, modernitenin egemenliğine kapı aralayanlar için “modernizmin papazları” demenin de bir sakıncası olmaması gerekir. Her fırsatta, Müslümanlığının bilincinde olmayan insanlar üzerinden Müslümanları karalayan ve dinin iktidar alanı olmadığını savunan adamlardan siyasal şirkin mü’mini olmaktan başka ne beklenir? İstikameti doğru diye inandıklarımız bile ümmetin bu derdiyle alakalı sadra şifa kelamlar etmemektedirler. Velayetle ilgili yüzlerce ayetten ve hadisten, yüzyıllar süren uygulamalardan hareket ederek vahiy merkezli alternatif siyaset üretememek ulemaya vebal olarak yeter. Çünkü ümmetin çocukları siyasal şirkin egemen olduğu ortamlarda öze dönüşlerini tamamen kaybetmektedirler. Allah’a ve emirlerine yabancılaşan bu nesil, kurtuluşu da ideolojik kurumsal yapılarda aramaktadırlar. Sözde ulema ümmetin içine düştüğü bataktan kendilerini sorumlu görmemektedirler. Öyle ki öğrencilik yıllarında dinleri adına heyecanlanan yeni akademisyenler şimdilerde eski hâllerine tövbe(!) edip kendilerinde emeği olan hocalarına akıl vermektedirler. Dinin siyasal ve hâkimiyet taleplerini gündeme getirmeyi aşırılık olarak gören araştırmacılar yaptıkları ithamlarla hakikati susturmak istemektedirler. Hatta bu bağlamda Fî Zilal gibi ictimai edebi tefsirler grubundaki çalışmalar ideolojik okumalar içerisinde değerlendirilerek gençlerin bu eserlerden yararlanmasının önüne engeller konulmaktadır.  Unutulmamalı ki ilahi aşkınlık karşısında insanın mutlak aşkınlığını savunan demokrasinin, sekülerizmin, liberalizmin ve batılılaşmanın önünü açan insanlar kim olurlarsa olsunlar, hangi ekolü temsil ederlerse etsinler siyasal şirkin gayyasına düşen müşriklerdir.

Siyasal şirk konusunda bir şeyler söylemesi ve yapması gerektiğine inandığımız sözde sivil zevatın elbiselerinden başka sivillikleri kalmamıştır. Düşüncede ve pratikte dünya sisteminden, moderniteden, statükodan ve onun militarist gücünden istimdad eden kişilerin sivil toplumu temsil ettiklerine inanmak safdillik olur. Unutmayalım ki moderniteye karşı fikir üretemeyip ümmeti içine düştüğü bu bataktan kurtarmak için nebevî bir duruş sergilemeyenler de siyasal şirkin günah ortaklarıdırlar. Ülkemizde çeşitli biçimlerde örgütlenen hocalara tavsiyem “Âlimler Birliği” vb. adlarla ya künyelenmesinler veya hakkını versinler. İnançta, amelde, ahlakta ve cihatta Peygamber Efendimize benzemeyen insanların, toplumun beklentilerine cevap bile üretemezken “Peygambere vekâlet makamı” olan âlim unvanını kullanmasını doğru bulmuyoruz. Elbette bizim bu yaklaşımımızı doğru bulmayan binlerce insan vardır. Bu da onların hakkı olabilir. Biz, bu unvanı kullanırken Allah’tan korkmalarını tavsiye ediyoruz.  Dünya farklı bir mecrada yol alırken ve Müslümanları dünya sistemine entegre için yeni projeler hazırlanırken bizim basit eylemlerle doyuma ulaşmamız şeytana teslim olmaktır. Dar odalarda bireysel zevkleri paylaşıp ümmetin içine düş(ürül)düğü inanç başta olmak üzere tüm sorunlarıyla ilgilenmemek kebire/büyük günahtır. Sözde istiğfarlarımız bizleri bu ağır sorumluluktan kurtaramaz. Ayrıca insanların teveccühü ve dikkatlerini çekmek için fildişi kulelerde ümmeti acilen ilgilendirmeyen konularda konuşmalar yapmak ve yapay gündemler oluşturmak da siyasal şirkin değirmenine su taşımaktan başka bir şey değildir. Dünya sistemi ve onun işbirlikçisi yerli teşaronlar Müslümanları dünya sistemini işleyişine katmayı becerebildiler. Bu nedenle de halkı Müslüman ülkelerdeki bilgili zevat siyaset yaparken bile İslâm’ın geleceği ile alakalı fıkıh yapmamaktadırlar. Ağır bir eleştiri kabilinden belirtmek isteriz ki ülkemiz din bilginleri çok avami kaygılarla siyaset yapmaktadırlar. Ayrıca alternatif olarak ümmete ve dünyaya deklare edecekleri bir siyasal projeleri de yoktur.

Siyasal şirkin kayıtsız şartsız egemenliğini isteyen dünya sistemi çok rasyonel çalışmaktadır. Müslüman toplumlar üzerinde yapmış oldukları çok yönlü araştırmalardan hareketle duruma göre siyasal şirkin monarşik, oligarşik veya demokratik ayakları devreye sokulmaktadır. Onlara göre siyasetin dümeni kendilerinde olduktan sonra vasıtaların önemi yoktur. Paranın rotasını kendileri belirledikten sonra Suud’da krallık olması veya İslâm gariplere ceza hukukunun uygulanması onlar için bir anlam ifade etmemektedir. Önemli olan şirkin bekası olduğu için, sistemin kurucu ve savunucuları şirkin yüzünü zaman zaman pudralayabilmektedirler. Sonuçta şirk, Müslümanlık gibi gösterilmektedir. Hatta bazı ritüeller öne çıkarılarak şirkin gerçek yüzü müşrik anlayış tarafından gizlenmekte ve kavramsal kargaşalar oluşturulmaktadır. Burada önemli olan sistemin adından ziyade niteliğidir. İçi boşaltılmış bir İslâm anlayışı ile halk kitleleri kandırılmaktadır. Sözde Müslümanlar siyasette iktidara taşınırlarken gerçekte ise paranın musluğu dünya sisteminin patronlarına teslim edilmektedir. İdeali olmayan ve emperyalizmle hesaplaşamayan siyasal yaklaşımlar ancak kâfirlere hizmet için kullanılabilirler. Bütün bunlara karşın Müslümanların basiretli bir tutum sergileyerek şirkin dinle istismar edilmiş yüzünü iyi tanımaları imanlarının gereğidir. Dini hakkıyla tanıyan Müslümanların siyasal şirkin bütün yüzlerini de hakkıyla tanımaları ve ümmete teşhir etmeleri, tabana yayılmaması için radikal tedbirler almaları üzerlerine farzdır.

MEHMET SÜRMELİ

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri