ONUN KOKUSU

ONUN KOKUSU
Şairin tabiriyle:
"Efendimsin cihânda itibârım varsa sendendir"
"Miyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir"
Peygamberimiz hatırına yaratılanların başında bu cihan gelir. Dertlere derman odur. Ruhlar için tabip odur. Mekke'nin İncisi Medine'nin güneşi odur. İnsan değerlidir ama ahir zaman ümmeti daha değerlidir. Bizim değerimiz de yine peygamberimizden gelir. Güllerin kokusu, meyvelerin tadı, renklerin tonu, yeryüzündeki nizam, evrendeki uyum… Her şeyin mihenk taşı İki cihan güneşi, Resulü Zişandır.
O Resul ki; kurumuş topraklara rahmet, kanayan yaralara merhem, incinmiş gönüllere ferahlık, istikameti şaşıranlar için bir pusuladır. Karanlıkta kalanlar için ışık, bunalanlar için bir gölgeliktir. Peygamberimizin cihandaki yeri, şah damarın insan vücudundaki yeri gibidir. Resulullah ruhumuzda açan naif bir çiçektir.
Bizim çiçeğimiz çiçekler arasında en güzel kokuya sahiptir. Bu koku bize merhameti öğütler. İncinsen de İncitme der. Bazen bir yetimin saçından gelir bu koku. Bazen Taif'te atılan taşlara karşı Zeyd'in efendimizi koruma çabasıdır. Bazen Vahşi'nin Hz Vahşi olma yolculuğudur. Bazen de savaşa giderken yavrularını besleyen bir köpek gördüğü için yolunu değiştiren bir komutandan alırsınız bu kokuyu.
Çiçeğimizin kokusuna bir tutam da tevazu karışmıştır. Alemlere rahmet olarak gönderilen peygamberimiz kendinden bahsederken “kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum” diye bahsetmiştir. Yaşamda, ibadette ve sevgide her zaman orta yolu tavsiye etmiş, aşırılıktan kaçınmıştır. Müminler arasındaki sevgi, saygı ve birliktelik duygularını güçlendirmek için “müminler ancak kardeştir” ayetini ashabına sık sık hatırlatmıştır.
Vefa bu çiçekten duyulan bir başka kokudur. İmanımızın baharı Resul aleyhisselam cahiliye toplumunda yaygın olan asabiyet kavramını vefa duygusuyla değiştirmiş, böylelikle müminler arasındaki bağlar daha da güçlenmiştir. Mekke fethedilirken İslam davasının İlk yolcusu ve aynı zamanda destekçisi olan Hatice validemizin mezarı başında konaklayan, kendisini belirli bir yaşa kadar büyüten Fatıma Binti Esed'e annemden sonra annem diye hitap eden Hatem-ül Enbiya'nın kokusudur bu.
Çiçeğimizden yayılan bir başka koku ise eminliktir. Dağ, taş, hasım ve hısım ondan emindir. En bozuk toplumda en çok güvenilen insan bizim çiçeğimizdir. Seven de güvenir sevmeyen de, inanan da ona El-Emin demiştir inanmayan da. Bu koku yalnızca Arap toplumunu değil alemleri de kaplar. Çünkü Resul-ü Kibriya şarktan garba tüm alemlere rahmettir.
Bunlar ve daha fazlası, yeryüzünde güzel olan ne varsa hepsi ondandır. Yeryüzü ona hürmeten yaratılmış, ay parlaklığını ondan almıştır. Güneş hiç sıkılmadan onun hatırı için her sabah doğar. Rüzgar eser çünkü Resulden haber bekleyen beldeler vardır. Dereler Resul'ün aşkıyla durmaksız çağlar. Bizler güzel ahlakı öğütleyen bu kokunun mirasçılarıyız. Yolda
yürüyebildiğimiz kadar kokudan nasibimizi alırız. Misk kokuları saçarken tevhid sancağı altında buluşma ümidiyle…
