Kudüs Ana Haber

BAŞIBOŞ KÖPEK SORUNU BİR HAYVAN MESELESİ DEĞİL, BİR İNSAN HAKLARI MESELESİDİR

MEHMET ALTUNTAŞ11 Haziran 202605:081
BAŞIBOŞ KÖPEK SORUNU BİR HAYVAN MESELESİ DEĞİL, BİR İNSAN HAKLARI MESELESİDİR

BAŞIBOŞ KÖPEK SORUNU BİR HAYVAN MESELESİ DEĞİL, BİR İNSAN HAKLARI MESELESİDİR

Türkiye'de başıboş köpek sorunu uzun yıllar boyunca hayvan sevgisi ekseninde tartışıldı. Oysa meselenin bir başka ve çoğu zaman göz ardı edilen boyutu vardır: İnsan hakları. Özellikle engelliler, yaşlılar, çocuklar ve hareket kabiliyeti kısıtlı bireyler açısından başıboş köpekler yalnızca bir güvenlik riski değil, aynı zamanda temel hak ve özgürlüklerin kullanımını engelleyen ciddi bir ayrımcılık sorunudur. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu, kamu kurumlarına ve özel kişilere engellilerin toplumsal yaşama eşit katılımını sağlama yükümlülüğü getirmektedir. Bu çerçevede sokaklarda kontrolsüz şekilde bulunan başıboş köpekler nedeniyle engellilerin kamusal alanları kullanamaması, yalnızca bir belediye hizmet kusuru değil, aynı zamanda bir insan hakları ihlalidir.

İnsan Haklarının Temeli: Güvenli ve Erişilebilir Kamusal Alan

Bir görme engelli düşünelim.

Evinden çıkıp işine gitmek istiyor.

Bir ortopedik engelli düşünelim.

Tekerlekli sandalyesiyle markete, hastaneye veya parka ulaşmak istiyor.

Bir çocuk düşünelim.

Okula yürüyerek gitmek istiyor.

Eğer bu kişiler, karşılaşacakları başıboş köpeklerden korktukları için evlerinden çıkamıyorsa, burada artık tartışılan konu hayvan sevgisi değildir. Tartışılan konu, temel hak ve özgürlüklerin kullanılıp kullanılamadığıdır.

Anayasa'nın güvence altına aldığı yaşam hakkı, kişi güvenliği hakkı, seyahat özgürlüğü, eğitim hakkı ve çalışma hakkı, ancak bireylerin kamusal alanları güvenli şekilde kullanabilmesi halinde anlam kazanır.

Sokaklar fiilen kullanılamıyorsa, kağıt üzerindeki hakların da pratik değeri kalmaz.

TİHEK Kanunu Engelliler İçin Çok Açık Bir Koruma Sağlıyor

6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu'nun 3. maddesi, engellilik temelinde ayrımcılığı açıkça yasaklamaktadır.

Kanunun 5. maddesi ise kamu kurumları ve özel kuruluşların engellilerin eşit şekilde hizmetlere erişebilmesi için gerekli tedbirleri almak zorunda olduğunu düzenlemektedir.

Kanunun en önemli kavramlarından biri ise "makul düzenleme"dir.

Kanuna göre makul düzenleme;

"Engellilerin insan hak ve özgürlüklerinden tam ve eşit yararlanmasını sağlamak amacıyla gerekli ve uygun değişikliklerin yapılması" anlamına gelmektedir.

Başka bir ifadeyle;

Bir engelli bireyin kamusal alanı kullanmasını engelleyen bir durum varsa, bu engelin ortadan kaldırılması devletin ve ilgili kurumların yükümlülüğüdür.

Kaldırımların yapılması nasıl bir zorunluluksa,

Rampaların yapılması nasıl bir zorunluluksa,

Sesli trafik ışıkları nasıl bir zorunluluksa,

Engellilerin sokağa çıkmasını engelleyen başıboş köpek riskinin ortadan kaldırılması da aynı mantığın doğal sonucudur.

Çünkü erişilebilirlik yalnızca beton, asfalt ve kaldırım meselesi değildir.

Güvenlik de erişilebilirliğin ayrılmaz bir parçasıdır.

Makul Düzenleme Yapmamak Ayrımcılıktır

6701 sayılı Kanun yalnızca ayrımcılığı yasaklamamaktadır.

Aynı zamanda "makul düzenleme yapmamayı" da ayrımcılık türlerinden biri olarak kabul etmektedir.

Bu hüküm son derece önemlidir.

Eğer bir görme engelli, rehber köpeği veya beyaz bastonuyla güvenli şekilde yürüyemiyorsa,

Eğer bir ortopedik engelli, saldırı riski nedeniyle evinden çıkamıyorsa,

Eğer bir engelli vatandaş toplu taşımaya ulaşmak için kullanmak zorunda olduğu güzergâhı başıboş köpek sürüleri nedeniyle kullanamıyorsa,

Burada yalnızca bir hizmet eksikliği değil, ayrımcılık iddiası da gündeme gelir.

Bu nedenle Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu'nun önüne gelecek başvurularda, olayın yalnızca hayvanlar yönünden değil, engelli hakları yönünden de değerlendirilmesi gerekmektedir.

Çünkü mesele artık "köpek var mı yok mu?" sorusu değildir.

Mesele, engelli vatandaşın anayasal haklarını kullanıp kullanamadığıdır.

Belediyelerin Görevi Tercih Değil Kanuni Zorunluluktur

Bazı belediyeler başıboş köpeklerin toplanmasını bir tercih meselesi gibi göstermektedir.

Oysa 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nda yapılan son değişiklikler bu konuda oldukça nettir.

Kanunun 6. maddesi ile Ek 1. maddesi, sahipsiz hayvanların toplanmasını ve bakımevlerinde tutulmasını belediyelerin görevi olarak düzenlemektedir.

Geçici 4. madde ise belediyelere bu görevleri yerine getirebilmeleri için bütçelerinden zorunlu kaynak ayırma yükümlülüğü getirmiştir.

Kanuna göre;

       Büyükşehir belediyeleri bütçelerinin binde 3'ünü,

       Diğer sorumlu belediyeler bütçelerinin binde 5'ini,

hayvan bakımevleri ve ilgili hizmetler için ayırmak zorundadır.

Bu ödenekler başka amaçlarla kullanılamaz.

Daha da önemlisi, bu kaynakları ayırmayan veya amacı dışında kullanan belediye başkanları ve yetkilileri hakkında hapis cezası öngörülmektedir.

Dolayısıyla mesele artık "imkânımız yok" meselesi değildir.

Kanun hem görev vermiş hem bütçe göstermiş hem de yaptırım düzenlemiştir.

İstanbul Valiliğinin Açıklaması Neden Önemlidir?

İstanbul Valiliği tarafından yapılan açıklamada;

"Olası bir başıboş köpek saldırısında tedbir almayan kurumların tüm amirleri sorumludur."

denilmiştir.

Bu açıklama, kamu otoritelerinin konuya artık yalnızca idari bir hizmet meselesi olarak bakmadığını göstermektedir.

Çünkü ortada öngörülebilir bir tehlike bulunmaktadır.

Tehlike biliniyor.

Risk biliniyor.

Yasal görevler biliniyor.

Buna rağmen gerekli tedbirler alınmıyorsa ortaya çıkan zararlardan sorumluluk doğması kaçınılmaz hale gelmektedir.

Sorumluluk Sadece Belediyelerde mi?

Birinci derecede sorumluluk elbette belediyelerdedir.

Çünkü toplama ve bakımevine götürme görevi kanunla belediyelere verilmiştir.

Ancak bu durum diğer kişi ve kurumların tamamen sorumsuz olduğu anlamına gelmez.

Özellikle kamusal alanlarda kontrolsüz şekilde köpek besleyen kişi ve kuruluşlar da ortaya çıkan risklerin büyümesine katkı sağlayabilmektedir.

Bir fabrikanın önü,

Bir sitenin çevresi,

Bir iş yerinin bulunduğu bölge,

Sürekli besleme yapılan ve sürüleşmenin teşvik edildiği alanlara dönüşüyorsa, burada kamusal güvenlik bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir durum ortaya çıkmaktadır.

Fakat hukuki sorumluluğun merkezinde yine belediyelerin bulunduğu unutulmamalıdır.

Çünkü kanun koyucu, sahipsiz hayvanların sokaklarda kalmasını değil, bakımevlerinde tutulmasını öngören yeni bir sistem kurmuştur.

İnsan Hakları Herkes İçindir

Bir toplumun medeniyet seviyesi yalnızca hayvanlara nasıl davrandığıyla ölçülmez.

Aynı zamanda çocuklarına, yaşlılarına ve engellilerine ne kadar güvenli bir yaşam sunduğuyla da ölçülür.

Bir görme engelli evinden çıkamıyorsa,

Bir tekerlekli sandalye kullanıcısı sokağa çıkmaktan korkuyorsa,

Bir çocuk okula giderken ailesi endişe duyuyorsa,

Ortada yalnızca bir belediyecilik sorunu yoktur.

Ortada bir insan hakları sorunu vardır.

6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu'nun ayrımcılık yasağı ve makul düzenleme hükümleri, bu sorunun insan hakları boyutunu değerlendirmek için güçlü bir hukuki çerçeve sunmaktadır.

Bu nedenle başıboş köpeklerden kaynaklanan erişim ve güvenlik sorunları, yalnızca idari hizmet eksikliği olarak değil; engellilerin, çocukların ve diğer kırılgan grupların temel haklarına müdahale niteliği taşıyan bir insan hakları meselesi olarak ele alınmalıdır.

Kaynakça

       6701 Sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu

       Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Engellilik Temelinde Ayrımcılık Rehberi

       5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu

       7527 Sayılı Kanun ile Yapılan Değişiklikler

       Türkiye Belediyeler Birliği, Sahipsiz Hayvanlara Yönelik Belediye Hizmetleri Rehberi

       Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Genelgeleri

       İstanbul Valiliği'nin sahipsiz hayvanlara ilişkin kamuoyu açıklamaları

 

Bu haberi paylaş

Habere Tepki Ver (0)

Yorumlar

Yorum Yaz