KUDÜS GÜNLÜKLERİ –XIV-

KUDÜS GÜNLÜKLERİ –XIV-
Mustafa KÜÇÜKTEPE
Mescid-i Aksâ’da Bir Makamın Önünde
Kudüs denildiğinde akla yalnızca taşlar, surlar ve mabedler gelmez; aynı zamanda peygamberlerin yürüdüğü yollar gelir. Bu şehirde güneş yalnızca gökyüzünü aydınlatmıyor; taşları, duaları, asırları ve kalbin en derin yerlerini de uyandırıyor. Her adımda bir peygamberin hatırası, her sokakta bir ümmetin gözyaşı var.
Bu mübarek şehirde Hz. Süleyman’ın izleri hâlâ hissedilir. Hz. Süleyman (as); Kur’an’ın övgüyle andığı büyük bir nebî, adaletli bir hükümdar ve Allah’ın seçkin kullarından biri.
Mescid-i Aksa’ya her girişimde kalbimde tarif edilmez bir ürperti oluşur. İnsan burada sadece bir mabede girmiyor; tarihin, vahyin ve secdenin içine yürüyor.
Avluda yürürken taşların dili olduğunu hissediyorum. Sessizdiler ama susmuyor gibiydiler. Sanki her biri yüzyıllardır aynı hakikati fısıldıyordu: “Buradan nice peygamberler geçti.”
İşte şurası da halk arasında “Süleyman Makamı” olarak bilinen nokta... Mescid-i Aksa avlusunda bulunan “Süleyman Makamı” olarak bilinen bu yer, asırlardır ziyaretçilerin dikkatini çeker.
Adımlarım yavaşladı. İçimde tuhaf bir ağırlık oluştu. Çünkü burası sıradan bir mekân değildi. Rivayetlere göre Allah’ın büyük nebîsi, Hz. Süleyman, burada son nefesini vermişti.
Bir an durdum. Kudüs’ün rüzgârı yüzüme vuruyordu. Etrafımda insanlar vardı; ama o an ben kalabalığın içinde değildim. Zaman sanki kendi akışını durdurmuştu.
Allah (c.c.), Hz. Süleyman’a kimsenin erişemediği bir mülk vermişti. Rüzgâr onun emrine verilmişti. Cinler onun buyruğunda çalışıyordu. Devasa yapılar yükseliyor, mabedler inşa ediliyordu.
Ne büyük ihtişam… Kur’an-ı Kerim, Hz. Süleyman’a verilen nimetleri açıkça bildirir. Ona yalnızca hükümranlık değil; rüzgâra, cinlere ve birçok mahlûka tasarruf imkânı da verilmiştir.
“Bunun üzerine rüzgârı onun emrine verdik… Şeytanlardan da dalgıçlık yapan ve bundan başka işler görenleri onun buyruğuna verdik.”
(Sâd 36–38)
Bir başka ayette ise şöyle buyrulur:
“Cinlerden de Rabbinin izniyle onun önünde çalışanlar vardı.”
(Sebe 12)
Bu ayetler gösteriyor ki Allah Teâlâ, Süleyman’a insan aklını hayrete düşüren bir kudret vermiştir. Cinler onun emrinde ağır işler yapıyor, büyük yapılar inşa ediyor, mabedler ve saraylar kuruyorlardı.
Kur’an, onların yaptığı işleri şöyle tasvir eder:
“Onlar Süleyman için kaleler, heykeller, havuz gibi çanaklar ve sabit kazanlar yaparlardı.”
(Sebe 13)
İslamî kaynaklarda, Mescid-i Aksa’nın inşası veya ihyasıyla Süleyman arasında güçlü bir bağ kurulmuştur. Sahih hadislerde, onun Beytü’l-Makdis’i inşa ettiği veya yeniden ihya ettiği anlatılır.
Rasûlullah şöyle buyurmuştur:
“Süleyman b. Davud Beytü’l-Makdis’in inşasını bitirdiğinde Allah’tan üç şey istedi...”
(Nesâî, İbn Mâce)
Bu dualardan biri son derece dikkat çekicidir: Oraya sırf namaz kılmak için gelen kişinin, annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından arınmasıdır.
Bu hadis, Mescid-i Aksa’nın İslam’daki yüksek makamını da göstermektedir.
Ancak Hz. Süleyman’ın kıssasındaki en çarpıcı sahnelerden biri, onun vefat anıdır.
Kur’an bunu derin bir ibretle anlatır:
“Biz onun ölümüne hükmettiğimiz zaman, öldüğünü onlara ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. O yere yıkılınca ortaya çıktı ki eğer cinler gaybı bilselerdi, o aşağılayıcı azap içinde kalmazlardı.” (Sebe 14)
Bu ayet çok büyük bir hakikati ortaya koyar: Cinler gaybı bilmez.
İnsanların bir kısmı cinler hakkında korku, gizem ve olağanüstü güç atfeder. Oysa Kur’an bu düşünceyi açıkça reddeder. Hz. Süleyman vefat etmiş, asasına dayanmış halde kalmış; cinler ise onun öldüğünü fark etmeden çalışmaya devam etmişlerdir. Ancak asasını bir kurt kemirip değnek kırılınca, Hz. Süleyman yere düşmüş ve hakikat ortaya çıkmıştır.
Bu manzara yalnızca bir kıssa değildir; insanlığa verilmiş büyük bir derstir.
Ne saltanat kalıcıdır. Ne güç sonsuzdur. Ne de dünya mülkü ebedîdir. Rüzgâr emrine verilmişti. Cinler hizmetindeydi. Orduları vardı. Mabedler yükseliyordu. Ama sonunda bir asa kırıldı…
Ve bir peygamber Rabbine yürüdü.
Kudüs’te gezerken, Mescid-i Aksa avlusunda durup bu kıssayı düşününce insanın kalbi sarsılıyor. Bir tarafta ihtişam,diğer tarafta fanilik…
Taşlar sessizdir ama hatıralar konuşur. Belki bugün İsrail çevreleri Mescid-i Aksa altında Süleyman Mabedi’ni arıyor olabilir. Arkeolojik ve siyasî tartışmalar sürüyor olabilir. Fakat Müslüman için asıl mesele taşın kendisi değil; o taşın temsil ettiği manadır.
Süleyman (as)’ın bize bıraktığı en büyük miras; tevhid, adalet ve teslimiyettir. Onun duası, onun secdesi ve Allah’a bağlılığıdır. Çünkü sonunda her şey yıkılır. Saraylar yıkılır. Duvarlar yıkılır.
Mabedler yıkılır. Ama Allah için yapılan secde kaybolmaz.
İnsan orada kendi acizliğini, küçüklüğünü daha derinden hissediyor. Biz dünyada neyin peşinden koşuyoruz? Hangi güce güveniyoruz? Hangi yapıyı kalıcı sanıyoruz?
Taşlar kalıyor. Makamlar kalıyor. Hatıralar kalıyor. Ama insanlar ölüyor, peygamber bile olsa… Oradan ayrılırken arkamı dönüp son kez baktım. Makam sessizdi. Ama o sessizliğin içinde büyük bir hakikat vardı. Ve insan, binlerce kelimenin öğretemediğini bir anlık sükûtta öğrenir. Ve Kudüs… Hâlâ peygamberlerin ayak izlerini taşımaya devam eder.
Bazen en büyük dersler konuşarak verilmez. Bazen bir asa anlatır. Bazen bir taş. Bazen de Kudüs’teki sessiz bir makam… Dünya ne kadar büyük görünürse görünsün, Allah’ın huzurunda her şey fanidir.
Mescid-i Aksa avlusunda göğe doğru baktım. Kudüs’ün göğü ağırdır. Çünkü çok dua taşır. Çok secde görmüştür. Çok gözyaşı saklamıştır.
O an içimden şöyle dua ettim: “Allah’ım, Hz. Süleyman’ın hikmetinden bizleri de nasiplendir. Onun teslimiyetinden bize de ver. Kalplerimizi dünya mülkünün sarhoşluğundan koru.”
